21 Ocak Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Hikaye / Reşat Nuri Güntekin Bir Hayırlı İşe Delalet Hikayesi

Reşat Nuri Güntekin Bir Hayırlı İşe Delalet Hikayesi

Reşat Nuri Güntekin Bir Hayırlı İşe Delalet Hikayesi

BİR HAYIRLI İŞE DELALET

Arkadaşım Tevfik Galip’le Karaköy Köprüsün­den geçiyorduk…

Üsküdar iskelesine inen merdiven başında sabık valilerden Bay Bahtiyar’la karşılaştık. Bahtiyar Kon­ya’da vali iken ben muhasebe müdürüydüm. Çok sevişirdik. Vaktinin dar ve kollarının ağır paketlerle dolu olmasına rağmen beni çiğneyip geçmedi:

Azizim… Bu ne vefasızlık… Bir senedir kapımı çalmadınız… Hûda alim sizi kardeşten ziyade seve­rim… Haydi Üsküdar’a gidelim… Bir iki gece ben- dehanede misafir kalırsınız… Hürmet ve samimiye­timin derecesini büirsiniz… Bugünlerde teşrif ede­ceğinizi vaadetmezseniz dünyada elimden kurtula­mazsınız…

Köprü üzerinde gülüç bir sahne geçti. Bahti yar, paketlerle dolu kollarını boynuma doluyor, zor­la merdivenlerden sürüklemeye çalışıyordu. Tip iti­bariyle eski zamanın kelleli, kulaklı ricalinden ol­duğu için bu çocukca vaziyetler ona yaraşmıyordu. Bereket versin birkaç adım ilerde bekleyen Tevfik Galip’ten başka bize dikkat eden yoktu.

Hele neyse birçok vaadler, yeminlerle yakamı kurtarabildim. Arkadaşımla beraber yola devama başladık. Tevfik Galip:

Demek sen bu Bahtiyar’ı tanıyorsun, dedi.

Evet…

İki gün sonra onun Üsküdar’daki evine gi­deceksin değil mi?..

Ne münasebet?

Vaadettin, yemin ettin…

Zorla edilen vaadlerin hükmü yoktur… Gör­medin mi herif nasıl gırtlağımı sıkıyordu.

Gitsen ne olur?

Çok iyi adamdır… Beni fevkalâde sever.. Fakat ağzı kalabalıkçadır… Ben şimdilerde fazla sinirli oldum… Traşa yüzüm kalmadı…

Ziya, sen iki gün sonra mutlaka Bahtiyar’m evine gideceksin… Bunu senden arkadaşlığımız na­mına rica ediyorum.

Hayretle Tevfik Galip’in yüzüne baktım.

O heyecan içindeydi.

Ne var, ne oluyorsun?

Diye sordum. Koluma girerek aynı heyecan ve hararetle anlatmaya başladı:

Sorma… Ben dört aydan beri bu Bahtiyar’ın kızma aşığım…

Ne Söylüyorsun… Bu asırda böyle rezalet olur mu?

Ne yapayım, bir iştir başa geldi.

Peki, kızı nerede gördün? Bahtiyar’ın ailesi İstanbul’un en kapalı bir ailesidir… Adamcağız o cihetten gayet eski kafalıdır… Bahçelerinin etrafın­da kale duvarı gibi bir duvar vardır… Buna rağmen kafesler açılmaz, o evde olduğu zaman kadınlar bahçeye çıkamaz…

Biliyorum… Fakat nasılsa oldu.

Tevekkeli «Sakınan göze çöp batar,» de­memişler…

Küçük bayanı nerede gördün?

Akla gelmez bir tesadüf… Şişli’de bir sua­rede…

İmkanı yok…

Dünyada imkansız şey olur mu? Anlatayım da dinle…

Bir akşam Şişli’de tanıdığım bir ailenin evinde bir suare vardı… Bir aralık yirmi yaşlarında kumral bir kız nazarı dikkatimi celbetti… Kim olduğunu ev sahibine sordum… «Ben de bilmiyorum, dedi, misafirlerimizden bir ailenin misafiri… Ailesi gayet mutassıp imiş… Nasılsa Beşiktaş’ta oturan akraba­larına birkaç geceliğine misafir göndermişler… On­lar da buraya getirmiş, fakat ailesinin kulağına gider diye ismini, hüviyetini saklıyorlar.» Bu izahat me­rakımı arttırdı. Bir yolunu bulup bu esrarengiz genç kıza yaklaştım. Çabucak ahbap olduk. Dans ettik. Bu kadar kapalı bir kız dansı nasıl öğrenir? Buna siz de şaşın… Ben de şaşayım… Hem bildiği sade dans olsa… Uzatmıyayım, birbirimize abayı yaktık… Sabaha kadar ayrılmadık… Fakat şayanı hayret de­ğil mi? O gece hüviyetini bir türlü öğrenemedim ve hatta öğrenemeyecektim de… Bereket versin bir tesadüf imdada yetişti… iki gün sonra küçük bayana Üsküdar vapurunda tesadüf ettim… Konuş­mak istedim. Yanındaki Arap kalfayı gösterdi. Ma­mafih uzaktan uzağa takip ettim. Tâ oturdukları eve kadar… Evin kime ait olduğunu öğrenmek tabiî güç olmadı… Azizim ben bu kıza karşı olan his­simi bir geçici hevesten ibaret zannediyordum… Fakat değilmiş… Haini bir türlü unutamıyorum… Mademki bu Bahtiyar sana bu kadar itimat ediyor… Öbür gün tayin ettiği saatte evine gider, kızını bana istersin…

Bir hayırlı işe delâlet etmek sevaplı iştir. Son­ra Tevfik Galip çok namuslu ve değerli çocuktur. Binaenaleyh hiç tereddüt etmeden Bahtiyar’ın evi­ne gittim. Kızını Allah’ın emri ile arkadaşıma is­tedim. Reddetmedi:

Ben para pul aşıklısı bir adam değilim… El­hamdülillah epeyce servetim de var. Madem ki na­muslu bir adam olduğuna şehadet ediyorsunuz, ay­rıca tahkikata lüzum görmem. Size ne kadar em­niyetim olduğunu biliyorsunuz… Ancak bu çocuk­lar birbirlerinden hoşlanırlar mı? Bendeniz namus işlerinde biraz fazla mutassıp olduğumu bilirsiniz, kızı kapalı büyüttüm. Nasıl olsa da bu çocukları tanıştırsak? Haydi onları birbirine gösterdik diye­lim… Ya birbirlerini beğenmezlerse?.. O takdirde ne müşkül mevkide kalacağımı anlarsınız…

Bahtiyar üzülüyor, bir türlü bu muadeleyi hal ledemiyordu.

İşler bu dereceye geldikten sonra fazla ketum olmaya sebep yoktu. Ben sırıtarak:

O ciheti merak buyurmayın, dedim, çocuk­lar birbirlerinden hoşlaşacaklar… Hattâ müsaade ederseniz hoşlaşmaya başladılar bile diyeceğim…

Bahtiyar’ın gözleri birdenbire parlamıştı. Bana bir yığın sual sordu ve nihayette bütün bildiklerimi söylemeye mecbur etti.

Adamcağız kızının macerasına hem kızıyor hem hayret ediyordu. Mamafih biraz da memnun­du. «Anlaşılan üvey annesi onu benden gizli misa­firliğe yollamış, dedi, fakat rica ederim, bunu be­nim haber aldığımı ikimizden başka kimse bilme­sin… Çünkü aileme karşı nüfuzum kırılır… Demek aşifte benden habersiz yabancı delikanlılarla aşık- daşlık etmiş ha?..»

Bahtiyar bunları söyledikten sonra zevcesi Mcv- hibe’yi çağırdı:

Gel bakalım hanım… Artık kaynana olu­yorsun! Mukaddemesiyle meseleyi anlattı.

Üvey anne, yirmi iki, yirmi üç yaşlarında çok güzel bir kadındı. Kocası onu benden başka bir er­keğe çıkarmazdı. Bir de şimdi tabiî damadıyla görü­şecekti. Genç kadın bu havadise pek memnun oldu. Üvey kızma müjde götürmek için acele acele oda­dan çıktı.

Bahtiyar onu arkasından çağırdı:

Bak bayan… Onu söylemeyi unuttum… Bi­raz hazırlık yapm… Yarın Ziya, damadı misafir ge­tirecek… Ben gerçi eski kafadayım ama nikahtan evvel bir kere birbirlerini görsünler… Babam beni görüştürmeden evlendirdi demesin…

Eski vali bu son sözleri söylerken bana karşı­dan göz kırpıyor, pos bıyıklarının altından sinsi sin­si gülüyordu.

Ertesi günü Tevfik Galip’i Bahtiyar’ın evine getirdim. Müstakbel kayın babanın elini öptükten sonra bir köşeye oturdu. Terbiyeli terbiyeli, konuş­maya başladı.

Sonra el öpme sırası kayın valideye geliyordu Kocasının tembihi üzerine başında bir başörtü ile içeri giren Mevhibe, Tevfik Galip’i görüp tanıyınca hafif bir feryat kopardı.

Büyük bir sevinç ve heyecan içinde olan Tevfik Galip vaziyeti kavrayamadı.

Mevhibe’ye koşup elini tutarak:

Ne kadar bahtiyar olduğumu anlatamam… Haydi babanızın elini öpüp teşekkür edelim, dedi.

Sonra ne geçtiğini hatırlayamıyorum. Çünkü Tevfik Galip, saçlarının, bıyıklarının sert kıllar* kirpi dikeni gibi ürperen Bahtiyar’a yaklaşırken ben düşüp bayıldım.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir