? Romanda Mekan Hakkında Bilgi | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Romanda Mekan Hakkında Bilgi

Romanda Mekan Hakkında Bilgi

Romanda Mekan Hakkında Bilgi

Romanda Yer Hakkında Bilgi

Arapça ‘kevn’ kökünden türeyen mekân kelimesi “yer, mahal, ev, oturulan yer” anlamı taşımakla birlikte “bulunulan çevre, ortam, yaşanan dünya ve kâinat” anlamlarını da içerir. Türkçede uzam ve uzay kelimelerinin karşılığı olarak da kullanılan mekân sözcüğü İngilizcedeki “space” kelimesini karşılar. Yaşanılan hayat çoğu zaman mekânla ayrılmaz bir içiçelik gösterir. Bachelard “[E]vimiz bizim dünya köşemizdir. Bizim ilk evrenimizdir” der. Her insan, bir mekân içeri­sinde günlük yaşam, iş, eğlenme gibi fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarım giderir. (Şen­gül, 2010: 528)

Romanda mekânın çeşitli işlevleri vardır. Romanda anlatılan olayların bir dekorudur. Ama genel olarak mekân, vakanın varlık bulduğu yer, şahısların için­de yaşadıkları, kendi oluşlarını fark ettikleri alandır. Bununla birlikte şahısların içinde bulundukları çevreyi algılayış biçimlerini, ruhsal ekonomik durumlarım, karakterlerini açıklama yolunda imkânlar sunabilir. Şahısları tanıtma yollarının biri olarak dramatik bir iş de üstlenerek vakanın temel öğesi olur ve şahsın çevre­sini, algılayış şekillerini, o çevredeki ruh durumunu hatta karakterini etkiler. Yer değiştirmelerin vakaya ve davranış biçimlerine kattığı değişiklikleri de gözden uzak tutmamak gerekir. (Narlı, 2002: 98-99)

Romanlarda mekân türlerini belirten açık, kapalı, geniş, dar, özel gibi adlan­dırmalar kullanılır. Açık mekân (ülke, bölge, deniz, şehir, dağ, park vs.) vaka parçalanımın yaşandığı diğer mekânları kapsayıcı özelliğe sahiptir. Kapalı mekânlar (ev, oda, hastane, fabrika vs.) bazı şahısların içinde yaşadıkları diğer şahısların giremedikleri “kapsanan” mekânlardır. Bu sıfatlandırılan mekânların birbirlerine göre konumlan değişebilir. Mesela bir şehir, kapalı; onu kuşatan ülke, açık olarak adlandırılabilir. Geniş ve darlık da birbirine göredir. Ülke-şehir birlikteliğinde ülke, geniş; şehir, dar iken; dünya-ülke birliğinde, dünya geniş; ülke dar olarak nitelendirilir. “Yabancı, geçici, daimi, dış” gibi kelimeler de mekân konusunda

sıfat olarak kullanılabilirler. Sadece belirli kişilerin tasarrufunda olan mekânlar “özel”, herkesin girip çıkabildiği yerler (okul, hastane, fabrika) “genel”, bir yol­culukta binilen bir araç “geçici”, bir şahsın sürekli yaşadığı yer “dâimi” olarak adlandırılır. (Narlı, 2002: 100)

Bir romanda vakanın meydana geldiği, şahısların içinde yaşadıkları bir yer vardır. Gerçekte var olan yer isimleri kullanılabileceği gibi uydurma isimler de kullanılabilir. Yani bir eserin mekânı hem ‘gerçek’ hem ‘kurmaca’ olabilir. Ancak unutmamak gerekir ki, romanın mekânları gerçekte var olsun veya olmasın “kurmaca”dırlar. Yazar, herhangi bir isim vermeden yerin özelliklerinden söz ederek, mekânı okurun bilebileceğini düşünmüş olabilir. Romanda özellikleri verilen yerle gerçek yerin özellikleri birbirini tamamlamayabilir. Yazar, (daha çok yeni hikâyede ve romanda görüldüğü gibi), mekânla ilgili hiçbir göndermede bulun­mayabilir. Sanki olaylar hiçbir yerde geçmemiş, şahıslar hiçbir yerde yaşamamış­lardır. Yazarların açık ve gerçek mekânlara göndermeler yapmadan, dar ve kapalı mekânları göstererek, bir bakıma bir evrensellik arayışına gittikleri de çok görü­len bir tutumdur. Gerçeklikten hareket eden romancıların inandırıcılık endişeleri olduğu için, mekân isimlerini ya açıkça söylerler veya özelliklerini gösterirler. Ama bazen yazarlar, bu isimleri bilerek vermezler, sanki o mekândaki insanların romana girdiğini gizlemek isterler. (Narlı, 2002: 100-101)

Romanda mekânın ele alınışını belirleyen temel etkenlerden biri yazarın be­nimsediği amaç ve buna bağlı olarak da takip ettiği üsluptur. Tanzimat dönemi Türk romanı söz konusu edildiğinde başlıca iki üslupla karşılaşırız. Bunlardan ilki, “…aydın olmayan geniş halk topluluğunun avrupâi hikâye ve romana ya­dırgamadan alıştırılması için Ahmet Midhat tarafından açılan ve batılı hikâye ve romanla Türk halk hikâyelerini uzlaştırmaya çalışan” üsluptur. (Akyüz, 1990: 68) Geniş halk kitlelerine seslenen olay ağırlıklı bu üslup popüler romanlarda varlığı­nı sürdürmektedir. İkincisi ise “Batı kültürü ile değişik ölçülerde temasa geçmiş olan sınırlı aydınlar topluluğu için Namık Kemal tarafından açılan ve yerli hikâye ve roman örneklerini dikkate almadan, doğrudan doğruya batılı hikâye ve roman tekniğini uygulamaya çalışan” üsluptur. (Akyüz, 1990: 68) İlkine göre tahlil ve tasvirlerin daha ağırlıklı olduğu bu üslup biçiminde estetik amaç ön plandadır. Bu iki üslubun temsil ettiği türleri çok genel ve kaba ifadeyle popüler ve estetik roman karşıtlığı içerisinde değerlendirmek mümkündür. (Akdeniz, 2012: 7)



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir