29 Mart Çarşamba 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Şairler Derneği Hakkında Bilgi

Şairler Derneği Hakkında Bilgi


Şairler Derneği Hakkında Bilgi 

Şairler Derneği Nedir

Şairler Derneğinin Özellikleri

1917 yılında Millî Edebiyat hareketi çerçevesinde eser kaleme alan ancak birbirinden farklı anlayış ve dolayısıyla uygulamalara sahip Mehmet Emin, Ziya Gökalp, Yahya Kemal, Faruk Nafiz, Rıza Tevfik gibi edebiyatçıları bir araya ge­tirmek amacıyla kurulan Şairler Demeği’nin toplanma mekânı Türk Ocağı, yayın organı ise Servet-i Fünûn dergisidir.

Türk Yurdu’nun 21 Haziran 1333/1917 tarihli 9. sayısında Şairler Derneği’nin kuruluşu, toplantıları ve aldıkları kararlar şöyle duyurulmuştur:

“Sonbahar rüzgârlarının dağıttığı çiçekler gibi her biri kendi âleminde açıp solan şairlerimiz, bu dağınık yaşayışa bir nihayet vermek istemişler ve Türk Oca­ğında her hafta toplanmaya başlamışlardır. Yeni bir edebiyat binasının ilk te­mellerini kurmaya çalışan bu genç şairler bütün kuvveti İstanbul ’un şuh, güzel sinesinden ve Türklükten alıyorlar. Şimdiye kadar yaptıkları birkaç içtimada şu kararları vermişlerdir:

  1. Türkçeye Türk sarfı hâkimdir. “Kamus-ı Arabi ” ile “Burhan-ı Katı ”dapinek­leyen kelimeler bize ne kadar yabancı ise “Kitab-ı Dedekorkut” ve “Lügat-ı Çağatay”da uyuklayan kelimeler de bugünkü ruhumuza o kadar yabancıdır.
  2. Şiirlerimizi hece vezninin şeniyette bulunanlarıyla terennüm edeceğiz. Fakat sanatkâr hece vezniyle olmak üzere yeni bir şekil bulursa bununla numu­nelerini yapar, iddiasını ortaya atar ve amme kabul ederse yaşar, etmezse yaşamaz.
  3. Şiirde her tarz serbesttir: pamasî, sembolik, romantik, natüralist… ilh. Yeter ki herkes hislerini, kendi şahsi ve millî görüşünün samimi süzgeçlerinden geçirsin. Hakiki sanatkâr, millî sanatkâr olduğu gibi, millî sanatkâr da deha sahibi bir mübdidir. Binaenaleyh hakiki bir eser-i sanat millî bir eser-i sanat, millî bir eser-i sanat da bir eser-i dehadır.
  4. İçtimaiyatçılar gittikleri yolun nihayetindeki kâinatın neresi olduğunu bilen fert yığınlarının aralarında iş bölümü yapabileceklerini söylüyorlar. Bizler, gittiğimiz yolun sonundaki füsunkâr cenneti bilen yolculardan olduğumuz için, aramızda taksim-i amal kanununu tatbik etmeliyiz. Mesela: Kimimiz li­rik şiirler, kimimiz epik manzumeler yazar, kimimiz efsaneler terennümkârı olur, kimimiz temaşa eserleri yaratırız.
  5. Efsaneler, Acem’in, Yunan’ın efsanelerinden değil, bakir ve kıymettar bir âlem olan Türk esatirinden alınacaktır.

Demek şimdilik (elifba sırasıyla):

  1. Seyfi, Haşan Zeki, Hakkı Tahsin, Safi Necip, Salih Zeki, Salahattin Enis, Ömer Seyfettin, Faruk Nafiz, Yahya Saim ve Yusuf Ziya Beyler ile daha bazı genç­lerden mürekkeptir. Genç sanatkârlarımızı tebrik eder, muvaffakiyetlerini dile­riz.

Yaklaşık 5 ay sonra, 15 Teşrinisani 1333/1917’de, Servet-i Fünûn’un 1367. sayısında “Birkaç Söz” başlığıyla neşredilen Türk Edebiyatı Tahrir Heyeti imzalı beyanname niteliğindeki yazıda Şairler Derneği’nin kuruluş amacı, takip edeceği yol ve yayın organının Servet-i Fünûn’n olduğu kamuoyuna duyurulur:

“Servet-i Fünûn, bu nüshasıyla yeni bir ufuk açıyor. Faal, zengin maziyle iftihara hakkı olan bu mecmua, dün, Türk edebiyatı tarihinde gazel ve kasidenin köhne şekli, köhne esası haricinde, bambaşka bir çığır açan Teyfik Fikret neslinin faaliyet sahası olmuştu. Meşrutiyetten sonra ise ‘Fecr-i Âti’gençleriyle mesaisi­ni teşrik eden Servet-i Fünûn, bugün artık o eski sahifeleri kapıyor ve yeni, canlı, feyyaz bir şekle giriyor.

Servet-i Fünûn, dün, nazarlarını İran ’dan Garp ’a çevirenlere neşriyat va­sıtası olmuştu. Bugün ise, gözlerini kendine, kendi milletine, kendi ufuklarına döndüren hassas, sanatkâr bir gençlikle el ele veriyor.

Bu mecmuanın mazi olan nüshaları hep münakaşa, hep cidal ve hep zafer­le doludur. Evvelce yapılmak istenilen teceddüt, nasıl birtakım vahi hücumlarla boğulmak istenmiş ise, bugün de, belki bizim emellerimiz tenkit ve hücuma uğra­yacaktır. Fakat biz kalemlerimizi icabına göre, daha müesser olarak kullanmayı bilenlerdeniz!

Bizde, her şeyden evvel göze çarpan bir hususiyet var: Rüzgâra tabi olma­mak!

Aramızda, dün, hece vezni için lanetname yazarken bugün methiye hazırla­yanlar yok! Biz, kendimize bir yol ayırdık ve bu yolda yürüyeceğiz. Belki dikenler bizi tırmalayacak, uçurumlar gözlerimizi karartacaktır. Fakat biz, yürümek için lazım gelen azme, kuvvete malikiz.

Bugün, edebiyat âlemi bir buhran içinde: Bir tarafta Acemane bir şive ile ga­zeller okunuyor. Diğer tarafta ise, yenilik namına, ruhumuza hiç hitap etmeyen, sanattan mahrum, iptidai eserler çıkıyor.

Biz, bu umumi karışıklık ve boşluk içinde, etrafımızı hayali vaatler ile al­datmaya değil, gayemizin ciddiyet ve azametini yazılarımızla ispata çalışacağız. Aramızda, sanatın her şubesine mensup olanlar var. Başka yollardan aynı emele doğru koşan bu gençlik esasta birleşiyor ve yalnız bir şey için çalışıyor:

İbdai bir edebiyat vücuda getirmek.

Servet-i Fünûn ’un her nüshası, ciddi, baş eğmeyen mesleğimizi bütün vuzu­huyla gösteren bir ayna olacaktır. ”

9 Teşrinisani 1917 Türk Edebiyatı Tahrir Heyeti ”

Yeni Lisan hareketi ile pek çok bakımdan benzerlik gösteren Şairler Derne­ği’nin farklılık gösterdikleri noktalardan birisi Yeni Lisancılarının terkipsiz şekilde aruz vezniyle şiir yazılabileceğini söylemelerine karşın şairler Derneği’nin hece vezni üzerinde ısrar etmesidir. Şairler Derneği’nin kuruluşundaki amaç aynı za­manda aralarında fikir birliğinin oluşmasının önündeki en önemli engellerden biri olmuştur. Ömer Seyfettin, Salih Zeki, Hakkı Tahsin gibi sanatçılar Şairler Derneği’nde bir araya gelse de sanat telakkilerindeki farklılıklar yalnızca sade dil ve hece vezni kullanma noktasında bertaraf edilebilmiştir.

Millî edebiyat cereyanı içerisinde aralarında Şairler Derneği’nin de bulun­duğu çeşitli gruplar/hareketler sayesinde şiirde sade dil ve ölçüde hece vezninin kullanımı hâkim anlayış hâline gelmiştir.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir