? Selametle Kalın Hanımefendi Hikayesi | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Hikaye / Sema Kaygusuz Selametle Kalın Hanımefendi Hikayesi

Sema Kaygusuz Selametle Kalın Hanımefendi Hikayesi

SELAMETLE KALIN HANIMEFENDİ

Sema KAYGUSUZ

Tatlıcı Sokağı, öyle dar bir sokaktır ki ancak kedilerle çocuklar sığabilir. İçine hiçbir yabancıyı almayan bu yabani sokağa soğuk bir şubat sabahı, korkunç soluğuyla bir kamyon girmek istedi. Kışın ayazına karışmak istemeyen bizler, sıcacık yataklarımızda, senaryosunu kendi yazdığımız düşleri tembelce seyrederken, narayı andıran bir ses duyarak uyandık. Ses, başını sokağa sokmaya çalışan dev bir yaratıktan geliyordu. Hava yağmurlu olsaydı, kamyonu görmezlikten gelebilirdik. Kışın kurşuni sisleri arasında şansını dener, sonra hayalet gibi kaybolup giderdi. Ne var ki beklenmedik bir berraklık, evlerin koridorlarına kadar sokulan ışıltılı bir aydınlık vardı gökyüzünde. Isıtmasa da, soğuk havayı saklamasa da, çalıntı bir bahar rengi yayılmıştı ortalığa. Bu güzel ışıktan en çok nasibini alan kamyon, yüzünü yeni yıkamış uzun boylu bir delikanlının gerinmesiyle omuzlarını sokağa vurup inatla içeri girmeye uğraşıyordu. Kırmızı parlak surata, dik bakışlarıyla, az sonra çok kızacağını ima eden tehditkâr hırıltısıyla hepimizi ürkütüp tüllerin arkasına kaçırdı.

Alıştığımız sevda sözleri, uzun yol manileri yoktu yakasında, iki büyük kulak gibi yükselen dikiz aynalarından sallanan boncuklardan başka oldukça sade bir kamyondu bu. Arkasını göremesek de gösterişli bir kasasının olduğunu algılayabiliyorduk. Üst katta oturanlar kamyona tepeden bakma ayrıcalığını kullanarak, kasanın içinde hiç yük olmadığını posta güvercini gibi bütün mahalleye yaydılar. Aç gözlü martılar arsız çığlıklarını keserek, Romalı meclis üyeleri gibi balkon demirlerine dizildiler. Geleneksel sabah sesleri kısılarak yerlerini kamyonun hırçın tiradına bırakmıştı. Kamyon gürledikçe çevreye koyu renk, acı bir duman yayılıyor, defne kokulu çayların uğurunu kaçırıyordu. Ağzı bozuk bir kabadayıdan kötü bir haber duymak üzereydik. Bu yakışıklılık, bu iki oda bir salon genişlik, bu heybetli güç gösterisi karşısında da merakla ona kilindik. Bir ortaokul çocuğu büyüklüğündeki tekerlekleri inatla yolu törpülüyor, bizim Tatlıcı Sokağı’na girmek için, izin almadan fütursuzca ısrar ediyordu.

Artık içeri giremeyeceğinden emin değildik. Ona ilk boyun eğen 7 numaralı evin bahçe demirleri oldu, köşede duran çöp varilleri ise büyük bir gürültüyle baş aşağı yuvarlanarak kamyonun altında kâğıt gibi ezilmeyi kabul ettiler. Bu arada ortalıktaki pet şişelerin, konserve kutularının çılgın seslerini saymazsak, canını kurtaran kediler çocuksu bağırtılarıyla pencere pervazlarına tırmanarak ayaklarını yalamaya koyuldular. Sokak, yıllardır ilk kez bir sokak gibi konuşuyordu: gözbağı boynuna kaymış, aydınlığın kamaşmasıyla gördüklerine inanamıyordu. Kaldırımlardaki rehavet, duvarları saran rutubet mantarları, ucuz bir kolonya gibi uçarak kayboldular. Kamyon ise biricikliği, ne yaptığını bilen haklılığıyla, geniş omuzlu bir hayvanın kükremesiyle son sözlerini söyledi. Bir boğa gibi geri geri gerinerek son bir güçle sokağın içine daldı. Evlerimiz, duvarlarımız, korunaklı dünyalarımız çaresiz kalmıştı. Duvarlar kabarmış mayalı hamur gibi esniyor, şekilden sekile giriyordu. Kamyon yanlarından geçerken, ona hizmet edercesine içine doğru sunuyorlar sonra eski biçimlerinin yalancı köşegenliğine tekrar bürünüyorlardı. Pervazlardaki bitkiler zayıf yapraklarını kamyonun üstüne döktüler. İçeri sürtünerek giren kamyon artık zorlanmıyordu, dev bir balina sokağımızda yüzüyordu. Evlerimiz eğilip bükülerek ona yol verdi, pencerelerimizin önünde bir tablo gibi asılı kaldık, sağa sola sallandık.

Kırmızı başlı kamyon geldi, geldi, geldi, 22 numaralı Soylu Apartmanı nın önünde nihayet durdu. Kamyondan gelen sesler alçalarak radyo cızırtısına döndü. Sessizliğe kavuştuğumuzda, apartmandan çıkanlan bir iki eşyayı gördük. Kamyonun dev kasasına ince bacaklı, üç küçük çekmeceli, ağaç bir yazı masası yerleştirildi.

Sonra asma kilitli, orta boy üç tane kitap sandığı, bir de yıllarca sallantısı durmamış, tek ayağı kısa, boncuk renkli bir kanepe… O aydınlık Şubat sabahında, yüreğimizi ağzımıza getiren kamyonun diyeti birkaç eşyayı geçmedi. Eşyalar bir devin ellerindeki küçücük biblolar gibi öylece yolculuğa çıktılar. Hepsi de büyük bir güvenlikle, o güne kadar hiç rastlamadıkları bir ferahlıkla, kamyonun artında sokağımızdan ayrıldılar.

Kamyon giderken duvarlarımız gene aynı saygıyı göstererek ona yol açtılar. Geldiği gibi olmasa da akşamdan kalma bir sarhoşun dumanlı sitemleriyle hızla uzaklaştı.

Kamyondan kalan egzoz kokusu henüz dağılmışken Cevat Bey Soylu Apartmanından çıkarak, kahverengi paltosunu yakasına kadar ilikledi, başındaki kasketi çıkararak saçlarını yatıştırıp kulaklarını sevdi, sonra kasketi tekrar başına yerleştirdi. Elindeki küçük deri çantayı koltuğunun altına sokuşturup sokağımıza son bir kez bakmadan, önündeki dik yokuşa doğru yol aldı. O giderken, üçüncü katın penceresinde ince bir gölge vardı. Tülleri hiç oynamadı.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir