? Sermayeyi Kediye Yüklemek Anlamı Hikayesi | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Deyimler / Sermayeyi Kediye Yüklemek Deyiminin Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Sermayeyi Kediye Yüklemek Deyiminin Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Sermayeyi Kediye Yüklemek Deyiminin Açıklaması

Sermayeyi Kediye Yüklemek Deyiminin Anlamı

Sermayeyi Kediye Yüklemek Deyiminin Hikayesi Kısa

Sermayeyi Kediye Yüklemek Deyiminin Öyküsü

SERMAYEYİ KEDİYE YÜKLEMEK DEYİMİNİN ANLAMI

  • Elinde avucunda ne varsa tüketmek, kaybetmek. İşi batırmak.

SERMAYEYİ KEDİYE YÜKLEMEK DEYİMİNİN HİKAYESİ

Memleketin birinde bir kuyumcu yaşardı. Varlıklıydı, iyi kazanıyordu. Yıllardan beri yanında canla başla çalışmasına ve hiçbir yanlışını görmemesine rağmen kalfasına gü­venmez; dükkânı kendi açar, kendi kapardı.

Kalfa, kuyumcunun bir dediğini iki etmez, her işe koşardı ama emeğinin karşılığını ala­mazdı. Kuyumcu ona, en fazla karnını doyura­cak kadar bir ücret verirdi. Ne zaman aylığına birazcık zam yapılmasını istese işlerin kötü gittiğinden yakınmaya başlar, şükretmesini söylerdi.Kalfa sonunda, bir daha zam istememeye karar verdi. Bu kararından bir hafta sonra da sabahları dükkâna bir kediyle gelmeye başla­dı. Boynunda sarı bir kurdelesi vardı kedinin.

“Hanım erkenden çalışmaya gidiyor, ben de buraya koşturuyorum, mamasını veremi­yorum zavallının,” dedi kalfa. “Burada karnını doyurayım, sonra eve gider o; ev zaten yakın, şuracıkta.”

Zam istemesin de kalfa, ne isterse istesin, kuyumcu razıydı. “Tamam,” dedi, “sen bilirsin.” Kedi, her sabah kalfayla birlikte dükkâna geliyor, karnını doyu­rup biraz oyalandıktan sonra tek başına eve dönüyordu. O günden sonra kuyumcu, dükkânında her gün bir altının kay­bolduğunu fark etti. Aklına ilk gelen kalfa olduğu için onu her za­mankinden daha dikkatle izlemeye başladı. Dahası, dükkâna gelen her müşteriyi de hırsızmış gibi kuşkuyla gözlüyordu.

Altınlar kaybolmaya devam edince her akşam dükkândan çık­madan önce kalfanın ceplerini aradı. Bir şey bulamadı.

Kalfa sonunda: “Usta, ben işten ayrılıyorum,” dedi. Her gün kaybolan altınlardan dolayı kazancı epey düşen ku­yumcu, hayır demedi buna. Hatta sevindi bile. Kalfa, ayrılır ayrılmaz eski patronunun karşısına yeni bir kuyum­cu dükkânı açtı.

Kuyumcu çok şaşırmadı buna. “Benim kaybolan altınlarım bun­lar,” diye düşündü. Uykusuz geçirdiği birkaç geceden sonra bir sa­bah kararını verdi ve eski kalfasının dükkânına gitti. Kalfa onu saygıyla karşıladı. Konuşurlarken kuyumcu: “Bak sana ne söyleyeceğim,” dedi. Kalfa dikkat kesilirken kuyumcu anlatmasını sürdürdü:

“Geçmiş geçmişte kaldı, şimdi onun davasında değilim… Ama şu benim dükkândan her gün bir altının kaybolması var ya… O al­tınları senin aldığını biliyorum. Bilmediğim, bunu nasıl başardığın. Sende küçücük de olsa bir ustalık hakkım varsa bunu nasıl yaptığı­nı söyler misin bana?”

Kalfa, bir an düşündü, ustasının içten konuştuğunu anlayınca gerçeği açıklamaya karar verdi: “Kusura bakma ama ustam buna sebep sensin,” diye başladı söze. Kuyumcu cevap vermeyince kalfa: “Benim çalışmamdan bir şikâyetin var mıydı?” diye sordu. “Allah için yoktu,” dedi usta.

“İyi de kazanıyordun, değil mi?” “Çok şükür.” “Kaç kere rica ettim, aylığıma bir zam yapmadın.” Kuyumcu sustu bir süre, sonra: “Bunları biliyoruz; sen bana bu işi nasıl yaptığını bir anlat.” Kısa bir sessizlikten sonra, kalfa sağına soluna baktı, “Pisi, pisi, pisi…” diye seslendi.Birden bir kedi koşup kalfanın paçalarına sürtünmeye başladı. Boynundaki sarı kurdeleden, kediyi tanıdı kuyumcu ama konuyla ilgisini anlayamadı.

Kalfa açıkladı: “İşte ustacığım senin sermayeni ben bu kediye yükleyerek ken­di evime aktardım. Boynundaki kurdeleyi biliyorsunuz. Sizin bilme­diğiniz o kurdeleye bağlı, küçük bir cebin olmasıydı. Bir altın sığa­cak kadar küçük bir cep. Her sabah karnını doyurup dükkândan göndermeden önce o cebe bir altın koyuyor, akşam eve gidince alıyordum.” Elini, pişmanlıkla dizine vuran kuyumcu, “Şimdi anlaşıldı,” de­dikten sonra dükkândan çıktı.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir