? Süleyman Nazif Hayatı ve Edebi Kişiliği | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Biyografiler / Süleyman Nazif Kimdir Eserleri Hayatı Edebi Kişiliği
Şairlerin Hayatı

Süleyman Nazif Kimdir Eserleri Hayatı Edebi Kişiliği

Süleyman Nazif Kimdir

Süleyman Nazif Eserleri

Süleyman Nazif Hayatı

Süleyman Nazif Edebi Kişiliği

Süleyman Nazif, Servet-i Fünûn edebi topluluğu içinde, ilk kalem tecrübelerinden itibaren, şiir ve nesirlerin yanı sıra kendine mahsus şahsiyetiyle de dikkat çekmeyi başarmış bir kişidir. Abdülhamid döneminin bizim bu çalışma dolayısıyla söz konusu ettiğimiz yıllarında da yazı faaliyetini sürdürmüş ve ilk şiir kitabını da yayımlamıştır. Gizli Figanlar adını taşıyan bu eserin niteliği itibariyle daha iyi değerlendirilebilmesi için, Süleyman Nazif’in hayatı üzerinde kısaca da olsa durmak gerekmektedir.

1869 yılında Diyarbakır’da dünyaya gelen Nazif’in babası Said Paşa Diyarbakır vilayeti mektupçusudur. Nazif ve ailesi babasının tayini sebebiyle Harput’ta iki sene kalır. Bundan sonraki mevkileri bir buçuk sene Maraş ve tekrar Diyarbakır olmuştur. Süleyman Nazif’in bu yer değiştirmeler sebebiyle o dönemde pek iyi bir tahsil alamadığını biliyoruz. Mektebe gidememesi için mahrum kaldığı tahsili ona babası sağlar. Sanatçı bunu şöyle anlatır:

“Babam ikinci defa Mardin mutasarrıflığına tayin edildiği zaman -Eylül 1879 aileyi nezdine celbetti. Ve benim sefalet-i tahsilime cidden acıdı. İşte asıl teallüm bundan sonra başladı. Ne öğrendimse babamdan öğrendim. Vefatından sonraki muktesebatım da onun bana vaktiyle göstermiş olduğu usulün delâletiyle hâsıl olmuştur.” Süleyman Nazif daha sonra Fransızca, Arapça dersler alır ve kendi de sıkı çalışarak bunları geliştirir 1891 yılında babası ölür. 1891 yılında ölür.

Babasının vefatından sonra Nazif, ailesiyle birlikte, memleketi olan Diyarbakır’a yerleşir. Babasının sağlığında kısa süreli memuriyetlerde bulunan 166Süleyman Nazif, Diyarbakır valisi Sırrı Paşa tarafından Meclis-i İdare başkâtip muavinliğine, vilayet matbaası müdürlüğüne ve vilayet gazetesi başmuharrirliğine tayin edilir. 1895’te Ermeniler’in Diyarbakır’da isyan etmeleri sırasında, Sırrı Paşa’nın yerine tayin edilir. Enis Paşa, isyanın bastırılmasının ardından Diyarbakır’dan Musul’a giderken Süleyman Nazif’i de kâtip olarak beraberinde götürür. Kısa bir süre sonra Diyarbakır’a dönen Nazif, buradaki görevinden istifa eder, iki yıldır evli olduğu karısından ayrılır ve önce İstanbul’a ardından da Paris’e gider. Paris’te Jön Türkler arasında yer alır. Sekiz ay sonra İstanbul’a döner ve Hüdavendigar Vilayeti (Bursa) mektupçuluğuna tayin edilir.

Mahmud Kemal İnal Süleyman Nazif’in bu dönemi için şunları söylemektedir:

“Süleyman Nazif merhum, bu tercüme-i halde Avrupa’ya kaçmak ve bilâhare Malta’ya sürülmek, yahud sürüklenmek gibi en mühim iki hâdiseyi- her ne sebepten dolayı ise- söylemek istememiştir.

Sultan Abdülhamid devrinde- ekseri- sevk-i hamiyetle değil, sâikâ-i menfaatle- Avrupa’ya firar eden yaşlı yaşsız bazı eşhas gibi Nazif de- hangi sâikâ ile olduğunu bilmiyorum- 1897’de savuştu. O vakit yirmi sekiz yaşında idi. Sekiz ay Paris’te kaldı. Ahmed Rıza’nın idaresinde bulunan Meşveret gazetesine hükûmet-i müstebide aleyhine yazılar yazdı. Emsali gibi İstanbul’a döndü. Hüdavendigâr vilâyeti mektupçusu oldu.” Nazif, Bursa’da on iki sene kaldığını fakat buradaki valiler sebebiyle sıkıntı ve eziyet çektiğini söyler. Tahsin Paşa, Süleyman Nazif’in Bursa mektupçuluğu görevi ile ilgili olarak şu bilgileri vermektedir:

“Süleyman Nazif merhum ikâme-i memuriyet suretiyle Bursa mektupçuluğunda senelerce müddet kalmıştır. Sultan Hamid’in bu suretle öteye beriye yerleştirdiği erbâb-ı fikir ve kalem bulundukları mahallerde ilelebed kalmaya mahkum ve bu keyfiyet herkese malûm iken Bursa’ya yeni giden bir vali saraya bir kağıt göndererek mektupçuluğun emniyet ve itimat mevkii olduğundan ve Süleyman Nazif Bey’in ise bu itimâda lâyık bulunmadığından bahisle azlini arz etmişti. (…) Sultan Hamid Süleyman Nazif’i değiştirmedi.”

Sanatçı, 1901-1908 yılları arasında Bursa’dadır ve yazı faaliyetlerine gizli bir şekilde devam etmektedir. Servet-i Fünûn’daki şiirleri büyük dedesi İbrahim Cehdi’nin ismiyle yayımlanır. Kitapları ise Mısır’da isimsiz olarak basılır. Babasının tesiri altında Namık Kemal ve Ziya; Paşa’nın eserlerini okuyarak büyüyen ve fırsat bulduğu zaman da Paris’e kaçarak Jön Türk hareketine katılan Süleyman Nazif’in bu yıllarda Abdülhamid yönetimine ve istibdâda karşı son derece menfi hislerle dolu bir muhalif olması tabiidir. Fakat yazdığı eserlere de yansıyan bu muhalefetin şahsi mizacına bağlı hususiyetlerle şekillendiğini de belirtmek gerekir.

Süleyman Nazif’in ‘Peder-i muhteremim’ hitabıyla mektuplar yazdığı Mizancı Murad, Süleyman Nazif’in mizacını şu şekilde özetlemektedir:

“Ciddi zâtlardan bahsettiğim sırada daha sonraları vâsıl olan Nazif Bey’i zikretmek lazımdır. Nazif Bey Diyarbakırlı meşhur Said Paşa’nın oğludur. Ulûm-ı Şarkiyye’de mükemmel tahsili var. Kalemi dahi tahsili kadar mükemmeldir. Efkâr-ı ulviyye vü şairânenin mağlûbudur. Bu meyl-i ulviyet sayesinde Diyarbekir’de rast geldiği münevverü’l-efkâr bir zâtla kesb-i münâsebât ederek sathi sûrette Garb hakâyik-i hikemiyyesine de vâkıf olmuştur. Fazla olarak bu hakâyik-i Garbiyye kendi meyl-i ulviyetine göre kisvelenerek zihninde yerleştirdiği için tervîc ve müdâfalarında herkesten ziyâde şiddet ve harâret gösterir. Kendi iddiasınca bana âşıktır. Sadakat ve muhabbetinin pek samimi olduğunu bid-defaat tecrübe ettim.

Birol Emil, Mizancı Murad’ın Süleyman Nazif’le ilgili bu düşünceleri hakkında şu tespitte bulunmaktadır:

“Murad Bey Süleyman Nazif için tespit ve hükmünde haklıdır ve pek az değerlendirme Süleyman Nazif’in yukarıdaki parçada çizilen portresi kadar isabetlidir.”

İbrahim Alaaddin ‘in, yakından tanıdığı Süleyman Nazif’in mizacı ile ilgili düşünceleri de Mizancı Murad’ınkilerden farklı değildir:

“Merhûmun hususi hayatında olduğu gibi edebî ve siyâsi telekkiyatında bazı muvazenesizlikler, ifratlar ve tefritler vardı. Heyecanlarıyla yaşardı. Teessürleri şiddetli olduğu için her hadise ile feverân eder ve bazen muvakkat tesirlere kapılarak nefsini ifrat ve tefritten kurtaramazdı ki bu hal heyecanları ve ihtirasları çok şiddetli olanların hemen umumî bir şiârıdır.”

Nazif Meşrutiyet’in ilanından sonra Ebuzziya Tevfik’in neşrettiği Tasvir-i Efkar’a makaleler yazar. Daha sonra ise Hak ve Hadisat gazetelerini neşreder. Basra, Kastamonu, Trabzon, Musul ve Bağdad vilayetlerinde valilik yapar. Mütareke döneminde düşmanlara yazdığı ağır makaleler sebebiyle İngilizler tarafından İttihat ve Terakki’den bazı kişilerle beraber Malta’ya götürülür. Yirmi ay kaldığı Malta’dan İstanbul’a döner. 1927’de vefat eder.

Şiir ve nesir alanında birçok eser vermiş olan Nazif, vefatından beş sene evvel Mahmut Kemal İnal’a gönderdiği tercüme-i hâlinde, kendi yazdıklarına dönüp baktığı zaman onlardan pek de memnun olmadığını belirtir:

“Kaşki hiçbir satır ve mısraım meydana çıkmasaydı! Çünkü seve seve yazdığım ve bazısının halkca mazhar olduğu telâkkiden, o telâkkilerin evân-ı tecellisinde mübahi olduğum eserler, biraz zaman geçer geçmez en evvel kendi nazarımda sukut ve bana iras-ı hacâlet ediyor. Zaman ile terakki ve tekâmül edemediğimin farkındayım. Fakat yazılarım tedenni ediyor. Müteferrik surette intişar eden eserlerim-Neuzübillah! Cem’ü tabedilecek olsa beşer yüz sahifelik yirmi ciltten ziyâde bir kütüphanecik teşkil eder. ”



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir