? Süphan Dağı Türküsünde Olayın Geçtiği Yer Zaman Olay Şahıs Kadrosu | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Sorularınız / Süphan Dağı Türküsünde Olayın Geçtiği Yer Zaman Olay Şahıs Kadrosu
Ödev Soruları

Süphan Dağı Türküsünde Olayın Geçtiği Yer Zaman Olay Şahıs Kadrosu

Süphan Dağı Türküsünde Olayın Geçtiği Yer Zaman Olay Şahıs Kadrosu

8. Sınıf Türkçe Evren Yayınları Çalışma Kitabı Sayfa 110 4. Etkinlik Soruları ve Cevapları

Metinde anlatılan Süphan Dağı türküsünün efsanesindeki olayı, olayla ilgili varlık, şahıs kadrosu ve özelliklerini, efsanedeki olayın geçtiği yerleri ve zamanı yazınız.

Süphan Dağı Türküsünde Olayın Geçtiği Yerler

  • Süphan Dağı

  • Köy

  • Şehir

Süphan Dağı Türküsünde Olayın Geçtiği Zaman

  • Mişli geçmiş zaman

Süphan Dağı Türküsünde Şahıs Varlık Kadrosu ve Özellikleri

  • Bir Öksüz

  • Amca

  • Ak Sakallı Dede

  • Ay Parçası Bir Kız

  • Yedi Kardeş

  • Arap Şeyhi

Süphan Dağı Türküsünde Efsanede Anlatılan Olay

Bir öksüz… Amcasının yanında. Bütün köy ona kötü kötü bakıyor. Sevmiyorlar onu. Kirli, pasaklı, saç baş karmakarışık bir oğlan. Amcasının çobanlığını yapıyor. Keçilerini güdüyor. Günlerden bir gün, Süphan Dağı eteklerinde keçileri otlatırken uykusu geliyor. Bir koca kayanın dibine varıp uykuya da­lıyor. Uykusunda gökten ak sakallı, kır atlı biri iniyor. Onun arkasını sıvazlıyor. Uyanıyor, uyanıyor ki ne görsün, kır atlı ak sakallı adam doludizgin, uçarcasına gidiyor. Çocuk ah vah ediyor. Kır atlı dönüp çocuğa diyor ki “Senin ölümün insan eliyle olmayacak. Senin sırtını insanoğlu yere getiremeyecek.” Gözden kayboluyor. Çocuk köye geliyor. Köy çeşmesinin başını tutuyor. Kimseye su vermiyor. Köy­lüler geliyor, her birini bir yana fırlatıyor köylülerin. Köylüler gidip amcaya şikâyet ediyorlar. Amca geliyor. Amcayı görünce seninki korkuyor. Başını alıp Süphan Dağı’na kaçıyor. Dağda bir eşkıya var. Gördüğü canlı yaratığı boş salmıyor. Çocuğu da görünce saldırıyor. Ama çocuk onu aldığı gibi yere… Öteki, amana geliyor. Kardeş olmayı teklif ediyor. Kan kardeşi oluyorlar. Düşüyorlar Süphan Dağı’na, o kaya senin, bu kaya benim.. Avlanıyorlar. Bir gün, bir de bakıyorlar ki dağda tek başına bir çadır. Ça­dıra varıyorlar. Çadırda ay parçası bir kız. Soruyorlar. Kız, yedi kardeşi olduğunu, yedisinin de yıllardan beri kendisini zorla almak isteyen bir Arap Şeyhi’yle harp ettiğini, hâlen de muharebede olduklarını söylüyor. Seninkiler muharebenin yerini soruyorlar kızdan. Oraya gidiyorlar. Arap Şeyhi’ni mağlup ediyorlar. Geliyorlar çadıra geri. Kardeşler buna memnun oluyorlar. Birinizden biriniz kız kardeşimizle evlensin, diyorlar. Neyse uzun hikâye… Çocukla kızı nişanlamaya karar veriyorlar. Çocuğun şehre nişan yüzüğü almaya gitmesi gerekiyor.

Çocuk şehre gidecek ama kardeşine güvenemiyor. Kızı alır kaçar diye korkuyor. Kardeş bunu sezi­yor. “Ellerimi ayağımı iyi bağla da öyle git.” diyor. Çocuk da dediğini yapıyor. Şehre gidiyor.

Bu sırada Arap Şeyhi bir baskın yapıyor. Yedi kardeşin yedisini de öldürüyor. Kardeşin eli ayağı bağlı bir şey yapamıyor. Onu da yaralıyor, kızı alıp kaçıyor. Çocuk şehirden dönüyor ki ne görsün! Or­tada hiç kimse yok. Bir koyaktan, bir inilti duyuyor. Yanına varıyor ki kardeşi… “Böyle böyle.” diyor. Sonra da ölüyor. Çocuk bu sefer düşüyor kızın arkasına, uzun dövüşlerden sonra kızı Arap Şeyhi’nden kurtarıp Süphan Dağı’na geri getiriyor.

Oğlan yorgun. Başını kızın dizine koymuş uyumuş. Bu arada oradan bir dişi geyiğin arkasında yedi erkek geyik geçer… Erkek geyiklerin içinde çelimsiz biri var. Ötekilere dişi geyiği vermez. Yaman bir şey. Kız, bunu böyle görünce yedi kardeşi aklına düşüp ağlar. Bir damla, gözyaşı düşer oğlanın yüzüne. Oğlan uyanır. Ağlamasının sebebini sorar. Kız da geyikleri gösterir. “Bunları böyle görünce kardeşle­rimi hatırladım.” der. Oğlan kızar, “Vay seni ağlatan bu geyikler mi?” der. “Onların hepsini öldüreyim de…” Okunu yayını alır, arkalarına takılır. Teker teker geyikleri vurmaya başlar. En sonunda da o çe­limsiz geyiği vurur. Geyik bir uçurumun başına düşer. Yanına varıp onu kesmek ister. Geyik ayağıyla ona vurup uçurumdan aşağı atar. Oğlan varır, kesilmiş, dipleri kalmış sivri çalıların, kıymıkların üstüne düşer. Kız bir bekler, iki bekler, sevgilisi gelmez. Vurulmuş geyikleri takip ede ede sonunda çelimsiz geyiğin ölüsü yanına gelir. Bakar ki aşağıda oğlan bu hâlde… Karşılıklı birbirlerine türkü söylerler. Oğ­lan onun, amcasının evine gitmesini ister. Kız ondan ayrılamayacağını söyler… Bir zaman söyleşirler. Kız kendisini oğlanın üstüne atar. O da onun gibi çalıların üstüne düşer. Yan yana ölürler. Şimdi Süphan Dağı’nda bir pınar vardır. Birisinin mezarı pınarın bir yanında, birisinin mezarı öbür yanındadır. Her bahar kızın mezarından bir kırmızı gül, oğlanın mezarından bir mavi gül çıkar. Güller katmer katmer olurlar. Tam birbirlerine yaklaşıp öpüşeceklerken geyikler gelip gülleri yerler. Bu hep böyle.

Türkü yanık. Deniz dalgası gibi üstümüzden, Van Gölü’ne doğru katar katar turnalar gidiyor. Kata­rın bir ucu Süphan Dağı’nın eteğinde, bir ucu Van Gölü’nde…

Yaşar Kemal



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir