23 Mart Perşembe 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Tanzimat Edebiyatı Döneminde Yapılan Çeviri Çalışmaları

Tanzimat Edebiyatı Döneminde Yapılan Çeviri Çalışmaları


Tanzimat Edebiyatı Döneminde Yapılan Çeviri Çalışmaları

Tanzimat Edebiyatında Tercüme Faaliyetleri

Tanzimat Döneminde Yapılan Çeviriler Hangileridir

Devletlerarası işleyişte tercüme faaliyetleri oldukça önemli bir husustur. Ge­niş bir coğrafyaya yayılmış olan Osmanlı Devleti’nde de tercüme faaliyetlerine gereken önem verilmiştir. Zira Osmanlıların tarih boyunca münasebette bulundu­ğu birçok devlet düşünüldüğünde tercüme faaliyetlerinin önemi daha belirginleşecektir.

Osmanlı Devleti’nin Batıya yönelişiyle birlikte yaşamış olduğu değişim süreci, tercüme faaliyetlerine ayrı bir hız ve önem kazandırmıştır. Özellikle III. Selim dönemindeki yenilikler ve bu dönemi takip eden II. Mahmud dönemi ter­cüme faaliyetlerinde oldukça önemlidir. Bu dönemde Bâbıâli’de kurulmuş olan Tercüme Odası (1832) Osmanlı Devleti’nin bu alandaki ilk resmi kurumudur. Os­manlı devlet adımlarının yetişmesinde önemli bir görev üstlenen Tercüme Odası, daha sonraki devlet işleyişine örnek olmuş ve XX. yüzyılın ilk çeyreğine kadar bu tarzda birçok kurumun açılmasına öncülük etmiştir. 1851 yılında Abdülmecit tarafından açılan Encümen-i Dâniş, 1856’da Abdülaziz tarafından açılan Cemiyyet-i Tıbbiye-i Osmaniye ve Maârif Nezareti Nizâmnâmesi, II. Abdülhamid döneminde Mütercim Cemiyeti ve Mabeyn Mütercimliği Dairesi gibi kurumlar, daha sonraki yıllarda Telif ve Tercüme Heyeti, Cumhuriyet Maarifinde Tercüme Bürosu gibi tercüme faaliyetlerini yürüten kurumlar oluşturulmuştur.

Tercüme faaliyetlerinin diğer boyutu edebi türlerde görülür. Batılılaşma süreciyle yönünü Batıya dönen Osmanlı aydını Batı’nın edebi türleriyle tanışır. Osmanlı aydınlan ve yazarları “Batı romanını iki yoldan tanıma imkânı buldu­lar. Birinci yol Fransızca ya da İngilizce bilenlerin söz konusu romanlar özgün dillerinde okumaları; ikinci yol ise tercümelerdir.” (Kolcu, 2009: 67) Osmanlının Batı ile olan münasebetlerinde Fransızların ilk olması ve kültürel noktada iki ülke arasında belirli bir etkileşim sürecinin yaşanmış olması Fransızca bilenlerin sayı­şım arttırmıştır. Bu aydınların bir kısmı Fransa’da yaşayarak bir kısmı da kendi gayretleriyle Fransızcayı öğrenmiştir.

“Tanzimat’ın edebi ve felsefi yönü, Tanzimat’ın siyasi ve idari başlangıcın­dan yaklaşık 20 yıl sonra görülmeye başlar. Bu bakımdan 1859 yılı, Türk ede­biyatındaki yeniden yapılanmanın miladı sayılmalıdır. Zira bu tarihten itibaren, yeniliğin asıl zeminini oluşturacak sanat ve düşünce alanlarındaki temasların ürünleri ortaya çıkar.” (Korkmaz, 2005: 25) Ortaya çıkan bu ürünlerden bazıları şunlardır:

Münif Paşa: Muheverat-ı Hikemiyye (Volter, Fenelon gibi yazarlardan seçi­len felsefi konularla ilişkili diyaloglardan oluşur)

Yusuf Kamil Paşa: Telemak (Fenelon’un Telemaque adlı eserinin tercüme­sidir.)

Teodor Kasap: Monte Cristo (Alexandre Dumas)

Ahmet Lutfi Efendi: Robenson Cruzoe (Daniel Defoe)

Ziya Paşa: Emil (Jean Jack Rousseau)

Ziya Paşa: Riyanın Encamı (Moliere)

Ahmet Vefik Paşa: Don Juan, Adamcıl, İnfial-i Aşk… (Moliere)

Recâizâde Mahmud Ekrem: Atala (Chateaubriand)

Ahmet Mithat Efendi: Fransuva Piko (Alexandre Dumas)

Şemseddin Sami: Sefiller (Viktor Hugo)

Tercüme faaliyetlerinin etkisiyle nesre doğru yönelim artar ve yeni bir dö­neme geçiş hazırlığı belirginleşir. “Ahmet Mithat Efendi’nin Kıssadan Hisse ve Letaif-i Rivayet (1870) serisi ile Emin Nihat’ın Müsameret-name’sinin (1873) Batılı eserleri referans göstererek çıkmış olmaları” (Korkmaz, 2005:26) yeni bir döneme geçişin ilk örnekleridir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir