26 Mart Pazar 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Tanzimat Edebiyatında Eleştiri Türü Özellikleri ve İlk Örnekleri

Tanzimat Edebiyatında Eleştiri Türü Özellikleri ve İlk Örnekleri


Tanzimat Edebiyatında Eleştiri Türü Özellikleri ve İlk Örnekleri

Tanzimat Edebiyatında Eleştirinin Özellikleri

Tanzimat Döneminde Eleştiri 

Tanzimat döneminde Fransızca “critique” kelimesine karşılık olarak ilkin “muaheze”, daha sonra “tenkid” ve “intikad”, Cumhuriyet döneminde ise yapılan Harf inkılabı ve onun ardından gelen “dilde özleştirme” sonrasında tenkitin ye­rine “eleştiri” kelimesi benimsenir. Türk edebiyatında Batılı anlamda eleştirinin ortaya çıkması daha çok Tanzimat sonrasındadır. Tanzimat dönemi edebiyat eleş­tirisinde iki önemli hareket benimsenir:

  1. Türk edebiyatının yenileşme ve değişme süreci içinde Divan edebiyatı­nın bütünüyle reddedilmesi ve eleştirilmesi,
  2. Bu dönem edebiyatçılarının tanıyıp bildikleri, Batılı edebi örneklere benzer yeni bir edebiyat kurulması gayreti içinde olmalarıdır. (Uçman, 2003: 77)

Tanzimat döneminde yapılan eleştiri çalışmalarını iki döneme ayırabiliriz. Birinci dönemde Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa yer alırken; ikinci dönemde Abdülhak Hâmid, Recaizade Mahmud Ekrem ve Muallim Naci, Beşir Fuad ve Mizancı Murad bulunmaktadır. Birinci nesil edebiyatçıları eserlerinde “toplum­sal fayda”yı ön plana çıkarmışlar, topluma edebiyatla bir katkı sağlamak amacını gütmüşlerdir. Estetik gaye onlar için ikinci plandadır. Bu dönemde sistemli bir eleştiriden ziyade çeşitli sebepler dolayısıyla kaleme alınan eleştiri örnekleri ile karşılaşırız. Dönemin en dikkat çeken yönü eski zihniyet ve edebiyatın eleştiri­sidir.

Tanzimat’la birlikte gazete ve edebiyatımıza giren yeni türler nedeniyle nesir ön plana çıkar ve dilde sadeleşmeye doğru bir eğilim baş gösterir. Şinasi ile bir­likte Türk edebiyatının dilinde büyük bir değişim yaşanır. O, Tercüman-ı Ahval ve Tasvir-i Efkâr gazetelerinde sade ve halkın anlayabileceği bir dil kullanmaya başlar. Şinasi, ‘Mesele-i mebhusetü’n-anha’ adıyla da bilinen tartışma ile ortaya koyduğu düşüncelerle Türk dili ve edebiyatı ile alakalı olarak kendinden sonra gelenleri etkiler. Şinasi’nin eleştirel yaklaşımına Fatin Tezkiresi ile alakalı yazı­sında da rastlarız. Burada klasik anlamdaki tezkirecilikten farklı, Batılı anlamda edebiyat tarihi anlayışı ortaya koymaya çalışır. Bu nedenle eserin yeni baskısı yapılırken dikkat edilmesi gereken bazı noktalan açıklar:

  • Tezkirede yer alan biyografilerdeki mübalağalı hüküm ve ifadeler tama­men çıkarılmalıdır,
  • Çeşitli edebi konular hakkında da açıklamalar yapılmalıdır,
  • Şairlerin şöhret kazandıkları alandaki özellikleri ve topluma katkılan be­lirtilmelidir,
  • Eğer bir intihal yapılmışsa açıkça belirtilmelidir,
  • Tezkire, ifade ve anlam yanlışları bakımından da düzeltilmelidir.

Tanzimat sonrasında bugünkü anlamda ilk eleştiri örneklerini ortaya koyan Namık Kemal’in eleştiri yazıları çok dağınık bir haldedir. Onun eleştiri anlayışını ve düşüncesini ortaya koyan eserleri şunlardır: Lisan-ı Osmani’nin Edebiyatı Hakkında Bazı Mülahazatı Şamildir makalesi, Bahar-ı Daniş Mukaddimesi, İn­tibah Mukaddimesi, Tahrib-i Harabat ve Takib Risalesi, İrfan Paşa’ya Mektup, Mes Prisons Muahazesi, Talim-i Edebiyat Üzerine Bir Risale, Celal Mukaddi­mesi.

Namık Kemal bir taraftan eski edebiyatı eleştirirken, diğer taraftan da yeni edebiyatı inşa etmeye ve onun savunuculuğunu yapmaya çalışır. Onun görüş­lerini üç grupta toplayabiliriz:

“1- Divan Edebiyatı’nın eleştirisi: Eski Türk Edebiyatı’nın bütünüyle İran etkisi altında kaldığını iddia eden Namık Kemal ‘edebiyat-ı sahiha’ adına bu ede­biyatı tamamen reddeder. Özellikle Harabat Mukaddimesi dolayısıyla Ziya Pa­şa’ya yönelttiği eleştirilerde Divan Edebiyatı’m ‘menfur-ı tabiat’ olarak niteler.

  • Eskiden tamamen farklı yeni bir edebiyat kurma arzusu: Namık Kemal bir yandan Klasik Türk edebiyatına en ağır eleştirileri yöneltirken, bir yandan da hemen hemen bütün Tanzimat devri yazarlarının özlediği yeni bir edebiyatın temellerini atmağa çalışır. Onun ‘edebiyat-ı sahiha’ ve ‘edebiyat-ı hakikiye’ te­rimleriyle nitelediği yeni edebiyat akla, hakikate ve insan duygularına aykırı ol­mayan bir edebiyat olmalıdır.
  • Yeni edebi türlerin müdafası: Namık Kemal eleştiri tarzındaki makale ve mukaddimelerinde Tanzimat’tan sonraki yıllarda edebiyatımızda görünmeye baş­layan roman ve tiyatro gibi bazı yeni edebi türlerin de müdafasını yapmış, bu şekilde edebiyata bir yandan yeni konular getirirken, bir yandan da yeni hedefler göstermiştir.” (Uçman, 2003:48)

Ziya Paşa dönemin tenkit konusunda dikkati çeken diğer bir şahsıdır. O diğer Tanzimat yazarlarının aksine eskinin içindedir. “Şiir ve İnşa” makalesinde ortaya koymuş olduğu görüşlerini, Harabat Mukaddimesinde tamamen değiştirmiştir. Bundan dolayı döneminin düşünür ve yazarlarının genel bir sorunu olan boca­lama, arada kalma durumunu yansıtmış tipik bir örnektir. Ziya Paşa’nın eleştiri anlayışını üç başlık altında toplayabiliriz:

  1. Türk Halk Şiirini yüceltip Divan Şiirini yermesi: Şiir ve İnşa.
  2. Halk edebiyatını reddedip Divan Şiirini yüceltmesi: Harabat Mukad­dimesi
  3. Batı dilleri ve edebiyatları karşısındaki tutumu: Harabat Mukaddimesi.

Tanzimat Dönemi ikinci neslinde tenkitte önemli bir Abdülhak Hâmid’dir. O daha çok şair ve tiyatro yazan olarak bilinse de eleştiri içinde değerlendirilebi­lecek dört önemli eseri mevcuttur. Bunlar: Bir Şairin Hezeyanı, Nâkâfi, Makber Mukaddimesi ve Duhter-i Hindu’nun Hatime Bölümü’dür. (Dayanç, 2012: 67) Hâmid, “Bir Şairin Hezeyanı”nda kendi şiir anlayışını ortaya koyar ve romantik tarzda şiir yazdığını ifade eder. ‘fNâkâfi”de ise, bu tabirden hareket ederek eski edebiyat ve o zihniyeti savunanları eleştirir.

Tanzimat Dönemi’nin Namık Kemal’den sonra gelen en önemli eleştir­menlerinden biri de Recaizade Mahmud Ekrem’dir. “Batı retoriğine yönelmiş ilk edebiyat kuramcılarından olan Ekrem’in, bu dönemde üç niteliği öne çıkar: Tanzimat Edebiyatı’nın estetiğini yapması, Muallim Naci ve arkadaşlarına karşı yeni edebiyat ve zihniyeti savunması, Servet-i Fünun topluluğunun oluşumuna ciddi anlamda katkı sağlaması.” (Dayanç, 2012: 70) Recaizade’nin, eleştiri anla­yışını ortaya koyan dört tane temel eseri vardır: Talim-i Edebiyat, III. Zemzeme Mukaddimesi, Takdir-i Elhan ve Takrizât.

Tanzimat Dönemi’nde eleştiri alanında dikkat çeken diğer bir isim de Mu­allim Naci’dir. Onun bu alanda ortaya koymuş olduğu eserler şunlardır: Muallim, Mektuplar, Demdeme, Istılahat-ı Edebiyye.

Naci’nin mektupları; Muhaberât ve Muhaverât (Ahmet Mithat Efendi’ye), Mektuplarım, İntikad (Beşir Fuat’a) adlarında üç farklı mektuplaşmadan oluşur. Bu mektuplarda kendisinden, hayatından ve edebi düşüncelerinden bahseder.

Muallim Naci, Tercüman-ı Hakikat’te yayınlamış olduğu edebi makalelerin bir kısmını “Muallim” ismiyle kitaplaştırır. Onun bu kitaptaki tenkidlerini: 1-Dil ve ifade ile ilgili olanlar, 2-Vezin ve kafiye hatalarını ele alanlar, 3-Edebi sanat­larla ilgili olanlar, 4-Mana, fikir ve hayal ile ilgili olanlar diye sımflandırabiliriz (Yetiş, 2007), Demdeme adlı eserinde, Recaizade’nin III. Zemzeme Mukaddime­si ve Takdir-i Elhan adlı eserlerinde Naci’ye yöneltmiş olduğu eleştirilere cevap verir. Istılahat-ı Edebiye’de ise, yazım kuralları ve edebiyat terimlerini inceler.

Beşir Fuad, Tanzimat Dönemi’nin eleştiri anlayışına yeni bir yön vermeye çalışır. Türk Edebiyatı’nda ilk kez realizm ve naturalizmden bahsetmiş ve bunlar­la ilgili bilgiler vermiştir. “Beşir Fuad, her türlü skolastik düşünceye karşı olduğu gibi sadece hayalle beslenen eski ve yeni edebiyat anlayışının da karşısındadır. Sanat ve edebiyatın pozitif (deneysel) ilimlerle ters düşmemesi gerektiği görü­şünü öne süren Beşir Fuad, Tanzimat’tan sonraki edebiyatın daha çok duygulara dayalı ve heyecan yüklü şiirini de gerçeklikle bağdaştıramaz.” (Uçman, 2003:48)

Victor Hugo adlı eserinde romantizme karşı Emile Zola’nın naturalizm düşünce­sini ön plana çıkarır ve edebiyatımızda “Hayaliyyun-Hakikiyyun” tartışmasının başlamasına neden olur. O, sanatçının bir bilim adamı gibi gerçeklere objektif bakması gerektiğini söyler. Beşir Fuad, Tanzimat devri yazar ve şairlerinin ro­mantizm temelli düşüncelerini eleştirir.

Tanzimat döneminde eleştirileriyle dikkati çeken diğer bir şahıs da Mizancı Murat’tır. Onun edebiyat eleştirisi ile alakalı eserleri şunlardır: Mizan Gazete­sinde yayınladığı 18 makaleden oluşan “Üdebamızın Numune-i İmtisalleri” adlı yazı dizisi, “Muhasebe-i Edebiyye” isimli birkaç yazısı ve “Turfanda mı Yoksa Turfa mı?” eserinin önsözünde ortaya koymuş olduğu düşünceleridir. Edebiyatın ahlaki temeller üzerine kurulması gerektiğinin altını çizer ve eleştirinin edebi­yatın gelişmesinde başat rol oynadığım söyler. Divan edebiyatını yapay bulan Mizancı Murat edebiyatın millî özellikler taşıması ve örnek alınacak tipler oluş­turması gerektiğini vurgular.

Onun eleştiri alanındaki görüşlerini şöyle sıralayabiliriz:

“1- Bir dilin gelişme safhaları en güzel tenkit eserlerinde görülebilir,

  • Bir edebiyatın, gelişmesi, zenginleşmesi ve güzelleşmesi ancak ciddi eleş­tiri faaliyetleriyle olabilir,
  • Bizim ülkemizde eleştiri ötedenberi yanlış anlaşılmakta, saldın ile eleştiri birbirine karıştırılmakta, adeta eş anlamlı sayılmaktadır,
  • Avrupa’da ise eleştiri müstakil bir tür kabul edilmiş, Sainte-Beuve, Boileau, Voltaire gibi büyük tenkitçiler sayesinde edebi seviyeye yükselmiştir.” (Uç­man, 2003:48)



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir