21 Ocak Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Tanzimat Edebiyatındaki İlk Eleştiri

Tanzimat Edebiyatındaki İlk Eleştiri

Tanzimat Edebiyatındaki İlk Eleştiri

Mesele-i Mebhusetü Anha Nedir

Tanzimat sonrası basında iki gazete (Tasvir-i Efkâr-Ruzname-i Ceride-i Ha­vadis) arasında neşriyattan ile ilgili eleştiriler dil/gramer/imla tartışmasına dö­nüşmüş ve dolayısıyla bu yolda ilk eleştiri örneği, “mebhusetün anha” meselesi ile gündeme gelmiştir.

Tasvir-i Efkâr’vali Rebiyülevvel 1281 (25 Ağustos 1864) tarihli 224. sa­yısında İzmir’de bazı mültezimlerin haksız uygulamaları ile ilgili yayımlanan “İzmir’den Tahrirat-ı Mahsusa” başlıklı haberin Sait Efendi’nin yazan olduğu Ruzname-i Ceride-i Havadis gazetesinde tekzip edilmesi ile başlayan yazışmalar, Ruzname-i Ceride-i Havadisim Tasvir ’i Efkâr’da. kullanılan dili alaya almasıyla yön değiştirmiştir. Şinasi, alay eden gazetede kelime gruplan/terkiplerde “meb­husetün anha, tül ü dırâz, tercüme-i salifetü’z-zikr” gibi yanlışlıkların bulunma­ması gerektiğini, doğru yazılışlarının “mebhusu anh, dür ü dırâz, sâlifu’z-zikr” olduğunu belirtmiştir.

Şinasi, Ruzname-i Ceride-i Havadis’te yazılanları aynen alarak maddeler hâlinde cevap vermiş, “Hak tezyif ile batıl olmaz.” diyerek karşısındakinden de “adab-ı münazara”ya uygun şekilde davranmasını istemiş [S. 249, 21 Cemazi- yelahir 1281 (22 Kasım 1864): 3], sadet haricine çıkmayı “meydan-ı imtihan­dan kaçma”ya benzetmiş [S. 251, 28 Cemaziyelahir 1281 (28 Kasım 1864): 3], verilen örneklerin yanlışlığı için “Senedi batıl olur batıl olan davanın” [S. 255, 13 Recep 1281 (12 Aralık 1864): ljmısraını söylemiş, Tavir-i Efkâr’da yapılan üç hatanın ortaya çıkarılmasına “Bir eserin ki sanii insan ola mümkün müdür ki onda noksan olmaya” [S. 256, 16 Recep 1281 (15 Aralık 1864): 1] diyerek karşılık vermiş, yaptığı izahatın ardından “Her bir lisan elsine-i saireden aldığı kelimatı lafzen ve manen şivesinin iktizasına göre tadil ve tahvil etmek tabiidir.” [S. 256, 16 Recep 1281 (15 Aralık 1864): 4] gibi hüküm cümleleriyle dil konu­sundaki görüşlerini dile getirmiştir.

Arapça bilgisini ortaya koymasının yanında Şinasi’nin şahsiliğe düşmeyen, konunun sınırlan dışına çıkmayan, söylediklerini ispatlamak amacıyla örnekler veren tenkit yaklaşımı ile bu türünün oluşmasına/gelişmesine katkısı “Mesele-i Mebhusetün anha” tartışmasının en önemli tarafıdır. Dikkati çeken bir diğer

nokta, münakaşa sırasında Ebuzziya Tevfik’in bildirdiğine göre Tasvir-i Efkâr’m baskı sayısının iki katma, 3.000’e, Gorldlevski’nin ifadesine göre ise 24.000’e yükselmesidir. (Akün, 2001: 557) Söz konusu rakamlar arasında çok ciddi fark bulunmasına karşın önemli olan gazetenin tiraj mm artmasıdır ve “Bu demektir ki o zamana kadar muayyen ve kapalı bir zümrenin imtiyazı olan fikir ve edebiyat umumun malı olmuştur.” (Tanpınar, 1997: 251)

Bu yazışmalar ile başlayan dil tartışmaları her yenilik girişiminde gündeme gelmiştir. Ebuzziya Tevfik, ölümünden sonra Şinasi’nin Tasvir-i Efkâr’daki yazı­larını bir araya getirerek Müntahabat-ı Tasvir-i Efkâr adıyla yayımlamıştır. Söz konusu eserlerin ikinci cildinde “Mesele-i Mebhusetün anha” ile ilgili yazılar mevcuttur.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir