26 Mart Pazar 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Tevfik Fikret ve Şiirleri

Tevfik Fikret ve Şiirleri


Tevfik Fikret ve Şiirleri 

Tevfik Fikret’in Şiirlerinin Özellikleri

Tevfik Fikret’in Şiir Anlayışı 

Tevfik Fikret Şiirleri Proje Ödevi 

Tevfik Fikret Şiirleri Performans Ödevi 

1901 yılı, Servet-i Fünûn şiirinin Cenâb Şahabeddin’den sonra en önemli temsilcisi olarak kabul edilen ve Türk şiiri içinde, şiirinin özellikle biçim bakımından taşıdığı hususiyetler dolayısıyla kendine mahsus bir yeri olan Tevfik Fikret’in hem hayatında hem de şiirinde 1908’de Meşrutiyetin ilanına kadar devam edecek olan yeni bir safhanın başlangıcını teşkil eder. Nitekim Tevfik Fikret hakkında yazılmış olan iki önemli monografiden biri olan Kenan Akyüz’ün Tevfik Fikret isimli eserinde şairin biyografisi anlatılırken, bu safha ayrı bir bölüm halinde ele alınmıştır. Diğer önemli monografide, Mehmet Kaplan’ın Tevfik Fikret-Devir, Şahsiyet, Eser- başlığını taşıyan eserinde ise şairin eserleri dönemlere ayrılırken; 1900-1908 yılları arasında yazdığı şiirler ‘Olgunluk Çağı’nın ikinci safhası olarak ayrı bir başlık altında değerlendirilmiştirKenan Akyüz’ün 1901 yılını, Mehmet Kaplan’ın ise 1900 yılını bu safhanın başlangıcı olarak kabul etmesi, ilkinin Tevfik Fikret’in biyografisini, ikincinin ise eserini ön plana çıkararak ele almasından kaynaklanmış olmalıdır. Çünkü biraz sonra ifade edeceğimiz üzere 1900 yılının Tevfik Fikret’in eseri, 1901 yılının ise hayatı açısından daha fazla özellik arz eden bir yıl olması söz konusudur.

Tevfik Fikret’in hayatında ve şiirinde 1901’i yeni bir safhanın başlangıcı haline getiren süreç kısaca şöyle ifade edilebilir:

1896 yılında Servet-i Fünûn dergisinin başına geçen Tevfik Fikret’in hayatında, bu yıldan sonra, kendisini derinden etkileyen ve sarsan olaylar vuku bulmaya başlar. Babası önce Hama’ya sürgün edilir, sonra sürgün yeri sırasıyla Nablus, Akka, Urfa, Halep ve Antep olarak değiştirilir. 1898 yılında Tevfik Fikret, İsmail Safa’nın evinde gerçekleşen bir arkadaş toplantısının jurnallenmesi sebebiyle ilk defa olarak tevkif edilir. Hassas bir mizaca sahip olan şairin babasının sürgünde oluşundan kaynaklanan üzüntüsünün yanı sıra, bu olayla birlikte endişe ve tedirginliğini de artmış olmalıdır. Tevfik Fikret’in bu sırada, arkadaşlarıyla birlikte önce Yeni Zelanda’ya, bunun olamayacağı anlaşılınca da Hüseyin Kazım’ın Manisa’nın Sarıçam köyündeki çiftliğine yerleşme hayallerine sarılması, içinde bulunduğu ortamdan ne derece bunaldığını göstermektedir. Bu sırada Tevfik Fikret, Robert Kolej’deki bir çay toplantısına karısıyla birlikte katıldığı gerekçesiyle ikinci defa tevkif edilir. İlkinde bir kaç gece karakolda kalmasına mukabil bu kez sadece uyarılır.

1900 yılında şairi üçüncü bir tevkif daha beklemektedir. Bu defaki tevkifin gerekçesi daha ciddidir. İngiltere’ye, sömürgelerinden Boerler’e karşı yürüttüğü Transval savaşında zafer temennisinde bulunmak maksadıyla kaleme alınıp Servet-i Fünûn’un bazı mensupları tarafından imzalandıktan sonra İngiliz elçiliğine sunulan bildirinin altında imzası olduğu şüphesiyle Tevfik Fikret de tevkif edilerek sorgulanmıştır. Servet-i Fünûncular bu teşebbüse İngiltere’nin istibdada müdahale edeceği, onu ortadan kaldıracağı ümidiyle girişmiş fakat sonuç olarak, sarayın dikkatini üzerlerine daha fazla celb etmek dışında bir şey elde edememişlerdir..

Tevfik Fikret’in Rübâb-ı Şikeste’si bu yılın ilk aylarında edebiyat-ı cedide kütüphanesinin ikinci kitabı olarak; ilkinin kısa sürede tükenmesi üzerine iki defa basılmıştır. Aynı yıl, Servet-i Fünûn dergisinin 495. sayısında yayımlanan ve daha sonra Rübâb-ı Şikeste’nin 1910 yılındaki üçüncü baskısında, Rübâb-ı Şikeste başlığım taşıyan bölümün son şiiri olarak yer alan Son Nağme, Tevfik Firet’in o sırada içinde bulunduğu ve bundan sonra daha da artacak olan bedbîn ruh halini yansıtması, sükût ve inzivasının bir habercisi niteliği taşıması bakımından dikkate değer bir şiirdir. Şiirin son bölümü şöyledir:

“Nerde evvelki şevk-i bîdârım Nerde evvelki nağme-i hevesât?

Şimdi bir mürde hâb-ı efkarım Söyle ey tıfl-ı pür-emel, gerçek Sanıyor muydun ihtizâz edecek Ölü bir telde bir sürûd-ı hayat? ”

1900 yılı, Servet-i Fünûn’da ilk kopuşların yaşandığı ve topluluğun dağılmaya başladığı yıl olması bakımından da önemlidir. Bu durumun da Tevfik Fikret’i derinden etkilediği, üzdüğü anlaşılmaktadır. Çünkü dergiden kopanların buna gerekçe olarak gösterdikleri sebep, Tevfik Fikret’in bizzat kendisi veya tutumudur. Ali Ekrem’in Tevfik Fikret’in onayını aldıktan sonra yazdığı ve Servet-i Fünûn’un içerden yapılan bir tenkidini ihtiva eden Şiirimiz başlıklı yazısının, Tevfik Fikret tarafından dergide sansürlenerek yayımlanması üzerine Ali Ekrem buna sert bir tepki gösterir. Kendisini haklı bulan, H.Nazım (Ahmet Reşit), Samipaşazâde Sezai ve Menemenlizâde Mehmet Tahir’le birlikte Servet-i Fünûn’dan ayrılır ve Musavver Malumat’a geçer. H.Nazım’ın hatıralarında Ali Ekrem’le birlikte hareket etmeye nasıl karar verdiğini anlattığı kısımda ifade ettikleri o sırada Tevfik Fikret’in dergi mensuplarıyla münasebetinin ne vaziyette olduğunu göstermektedir:

“(…) Tevfik Fikret de nefsine mağrur ve seriü’l-infiâldi. İstişare odasındaki vazifesini bu sebeple terk etmiş, o mesâretle mesâisini edebiyata vermiş, padişahı da- hususile pederinin tağribinden sonra daima mültehib olan kin ve nefretine hedef etmişti. Bu cihetle sarayda kâtiplik etmekten başka cürmü olmayan bizlere de ara sıranîş-i tehekkümünü uzatmaktan çekinmezdi. Ali Ekrem Bey ise o zaman bana karşı en açık ve en halis bir uhuvvet gösteriyordu.”

1901 yılında Tevfik Fikret A.İhsan’la bozuşur ve Servet-i Fünûn’dan bu defa kendisi ayrılır. Ahmet İhsan ortağı Mehmet Asım’ı dergiye tekrar dönmesini temin için Tevfik Fikret’e gönderir. Tevfik Fikret dergiye dönmeyi kabul etmez,sadece yazı işlerinin başına Hüseyin Cahit’in getirilmesini tavsiye etmekle yetinir.Hüseyin Cahit Tevfik Fikret’ten ‘bu işi’ kabul ettiği takdirde kendisine darılmayacağına dair Haluk’un başına yemin ettirerek söz aldıktan sonra Servet-i Fünûn’un başına geçer.Fakat Tevfik Fikret, sözünü unutarak Hüseyin Cahit’e kırılır ve Vefa Idâdisine öğretmen olarak atanması sebebiyle usul gereği padişaha yaptığı sadakat yemininden dolayı ona ‘müstehzi bir tebrik’ yazar. Hüseyin Cahit’in buna ağır bir cevap vermesiyle münasebetleri tamamen kesilir.

Görüldüğü gibi Tevfik Fikret, en yakın arkadaşlarından birer birer kopmakta ve kendi eliyle etrafına adeta kalın bir duvar örmektedir.

1900 ve 1901 yıllarında Tevfik Fikret yalnızlık ve sükût içindedir.Son Nağme’den sonra Servet-i Fünûn’da herhangi bir şiirine rastlanmaz.Süleyman Nazif bu yıllarda Tevfik Fikret’e yazdığı mektuplarda onun sessizliğinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmektedir:

“Sen niçin bu sırada hiçbir şey yazmıyorsun? Kendi kendine de mi münfail oldun?”“(25 Kanun-ı evvel, 1317-6 Kanun-ı sâni,1900)

Bu sırada bütün mükevvenâtı sükûtunla boğmak mı istiyorsun? Ne Servet-i Fünûn’la bir şey neşrediyorsun ne de bize mektuplarında ta’dîl-i tahassür etmek müyesser oluyor” (3 Ağustos 1316-6 Ağustos 1900)

“(…)Bir kaç aydan beri göstermekte olduğun sükût-ı müannidâne beni igzâb ediyor. Âlem-i matbuattan bir havâ-yı siyâh-ı matem geçmiş gibi. Servet-i Fünûn’da âhiren intişâr eden âsâr-ı muhtelifedeki mehâsini bile yetim mahzûn buluyorum. Buna karşı dermiyan edeceğin özürler, sence ne kadar samimi ve makbul olursa olsun, bence vahîdir. Servet-i Fünûn’a kızmış isen barış. Bu kabil değil ise başka bir vasıta ile neşr-i âsâr etmek muhâl olamaz.Fakat şunu da hatırından çıkarma ki Servet-i Fünûn ünvanıyla Tevfik Fikret nâmı arasında ilelebed münfekk olamayacak bir karabet vardır.Hasılı ne yaparsan yap da bu müz’ic sükûta hitâm ver. Çünkü sen insaniyeti sükûtuyla bizâr edecek adamlardansın.”

Süleyman Nazif dışında başka dostları da Tevfik Fikret’in sessizliğinden şikayet etmiş olmalıdır. Fakat o bunlara aldırmamış, dostlarından kopmayı, yalnızlığı, sessizliği tercih etmiştir. Nitekim kısa bir süre sonra Süleyman Nazif’le de arası açılacaktır.

1901 yılından sonra; zaten bedbîn bir ruh hali içinde bulunan, yalnızlık içindeki Tevfik Fikret’in hayatında iç dünyasını daha da sarsan iki acı olay daha cereyan eder: 1903 yılında kız kardeşi ölür. Tevfik Fikret’in bu yıllarda yaşadığı her olay, adeta dostlarını kaybetmesine yol açar. Bu acı kaybın ardından Ahmet Hikmet’le bozuşması bunun başka bir örneğidir. 1905 yılında da Tevfik Fikret’in sürgündeki babası vefat eder. Fikret, Aşiyan’ı yaptırır ve oraya yerleşir. Aksaray’dan Robert Kolej’e komşu olan Aşiyan Köşkü’ne geçişi; Tevfik Fikret’in fikren olduğu kadar, cismen de içinde bulunduğu çevreden, toplumdan kopuşunun sembolik bir göstergesi olarak anlaşılabilir.

Tevfik Fikret, Rübâb-ı Şikeste’de daha önce yazdığı şiirlerin tarihlerini tek tek belirtme gereği duymazken; 1901’den itibaren yazdığı şiirlerin yazılış tarihlerini, eserinin 1910 yılında yapılan üçüncü baskısına yerleştirmiştir. Bu yüzden onun 1901 ile Meşrutiyet’in ilan edildiği 23 Temmuz 1908’e kadar yazdığı şiirleri tam olarak tespit etmek mümkün olmaktadır. Buna göre Tevfik Fikret bu dönemde on bir

manzume kaleme almıştır. 1896-1900 yılları arasında yazdığı şiirler göz önünde bulundurulduğunda bu sayının ne kadar az olduğu anlaşılır.

1901’den 1908’e kadar Tevfik Fikret tarafından yazılan şiirler şunlardır:

  1. Hayat (7 Haziran 1317)
  2. İzler (21 Şubat 1317)
  3. Sis (18 Şubat 1317)
  4. Kocaman Saate (30 Şubat 1317)
  5. Hemşirem İçin (17 Teşrin-i evvel 1318)
  6. Sabah Olursa (8 Eylül 1321)
  7. Cevap (7 Kanûn-ı Sani 1321)
  8. Tarih-i Kadim (15 Nisan 1321)
  9. Bir Lahza-i Taahhur (2 Temmuz 1322)
  10. Mazi Ati (18 Kanûn-ı evvel 1322)
  11. Dün Gece (12 Haziran 1324)

Bu şiirlerin özellikle taşıdıkları muhteva itibariyle incelenmesi hem Türk şiirinin hem de Tevfik Fikret’in şiirinin o yıllardaki vaziyetinin anlaşılabilmesi açısından gereklidir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir