? Topalla Gezen Aksama Öğrenir Hikayesi | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Atasözleri / Topalla Gezen Aksama Öğrenir Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa
Atasözü ve Deyimler

Topalla Gezen Aksama Öğrenir Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Topalla Gezen Aksama Öğrenir Atasözünün Açıklaması

Topalla Gezen Aksama Öğrenir Atasözünün Anlamı

Topalla Gezen Aksama Öğrenir Atasözünün Hikayesi Kısa

Topalla Gezen Aksama Öğrenir Atasözünün Öyküsü

TOPALLA GEZEN AKSAMA ÖĞRENİR ATASÖZÜNÜN ANLAMI

Bu atasözümüzde, kesinlikle bedensel engelliler kast edilmemiştir. Mecazî anlamda kullanılmıştır. Burada, kötü huy ve karakter sahibi olanlarla arkadaş­lık edenlerin, zamanla onlardan etkilenecekleri, onları örnek alıp öyle davranacakları anlatılmaktadır…

TOPALLA GEZEN AKSAMA ÖĞRENİR ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ

Önce bir uğultu duydu Orhan. Fakat bu uğultu ne fırtına uğultusuna, ne de bir başka uğultuya benziyordu. Dalgalı bir denizin dibindeki sesleri     Ama çok sürmedi… Sesler kesildi. Sadi Dede’nin sesi duyuldu: “Geldik işte… Açabilirsin gözlerini.”

Dede ile torun, gözlerini açtıklarında, kendile­rini büyük bir şehrin dar bir sokağında buldular. Yüksek taş duvarların arasından bir süre yürüdüler. Sokakta kimse yoktu. Az ilerideki köşeden iki çocuk göründü. Orhan ile akran sayılacak iki çocuk, bir kapının önünde durup vedalaştılar. Çocuklardan biri kapıdan içeri girdi. Diğeri, Sadi Dede ile Orhan’ın yarımdan geçip gitti. Çocuğun bir bacağı diğerinden kısaydı ve epeyce aksayarak yürüyordu,

Orhan, çocuğun arkasından baktı. Garip bir yürü­yüşü vardı. Çocuğun yürüyüşü, hemen arkalarından gelmekte olan bir ihtiyarın da dikkatini çekmişti. O da bir süre çocuğun arkasından baktı. Sonra, içerlek bir kapı kuytusunda duran Orhan ve dedesini fark etmeden, az önceki çocuğun girdiği avlu kapısından içeri girdi.

Sadi Dede, Orhan’ı elinden çekti. Birlikte kapısının önüne geldiler. Kapının üstünde görebilmek için kullanılan el ayası  vardı.

“Ben etrafı kontrol edeceğim” dedi, Sadi Dede. “Sen de bu küçük gözetleme penceresinden içeriye bak. Sanıyorum bu avluda saklı… Dikkat i et, iyi dinle ve sakın kaçırma…”

 Orhan, cevap yerine sadece gülümsedi ve kapıdaki küçük gözetleme penceresine yöneldi…

 Orta büyüklükte bir avluydu. Ortada bir kuyu çıkrığı ve çevresinde sıralı çiçek saksıları ilk göze çarpanlardı. Köşedeki kerevette yaşlı bir hanım oturuyordu. Genç bir hanım,  kuyunun çevresinde bir şeylerle uğraşıyordu. Nihayet, az önce bu  kapıdan giren o çocuğu gördü. Yaşlı hanıma doğru yürürken aksıyordu…

Birden, nasıl olduysa gün aksadığını fark eden genç hanım telaşla;

“N’ oldu bacağına oğlum? ” diye yerinden fırladı “Düştün mü?

Kavga mı ettin?”

Çocuk, yaşlı hanımın yanına ilişirken; “Bir şeyim yok anne” dedi. “Ne düştüm, ne de kavga ettim…”

Bu defa yaşlı hanım telaşlandı:

“Suphanallah! O halde niye aksayarak yürüyor­sun çocuğum?”

“Bir şeyim yok diyorum babaanne!”

“Bak, Haşan!” dedi annesi. “Neden aksıyorsun? Bana doğrusunu söyle!”

Çocuğun yerine, kalın bir ses yanıt verdi:

“Çocuk doğru söylüyor. Hiçbir şeyciği yok…” Sesin sahibi, ağır ağır yürüyerek görüntüye geldi. Bu, az önce içeri giren ihtiyar adamdı:

“Kapıya kadar bir arkadaşıyla geldi Haşan.” dedi. “Arkadaşı, bir ayağı diğerinden kısa olduğu için aksayarak yürümek zorunda kalan bir çocuktu. Besbelli bugün birlikte gezmişler.”

Elini torununun omuzuna koyan ihtiyar, Orhan’ın nicedir beklediği o cümleyi söyledi:

“Topalla gezen aksama öğrenir…”

Orhan, buradan da alacağını almıştı. Sadi Dede’ye baktı. Gözleriyle anlaşıp gülümsediler. Başını dede­sinin göğsüne yaslayan Orhan, gözlerini yumdu…

Yine o korkunç uğultu ve sarsıntıdan sonra, bitkin bir halde gözlerini açan Orhan, başını dedesinin göğsünde ve kendini evlerinde buldu…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir