26 Mart Pazar 2017
Ana Sayfa / Masal / Tüccarın Oğlu ve Prenses Masalı
masal

Tüccarın Oğlu ve Prenses Masalı


Tüccarın Oğlu ve Prenses Masalı

Biri vardı, biri yoktu, Hüdâdan başka hiç kimse yoktu. Bir tüccar var­dı. Bir gün bütün malını toplayıp o şehirden bu şehire ticaret etmeğe gitti. Bu tüccarın bir oğlu vardı, büyüyünce, babasına dedi ki:

“Ey baba, sen ticarete gidiyorsun, ben de geleyim.” Babası dedi: “Hayır, oğulcuğum, sen daha küçüksün, benimle gelemezsin.” Oğlu dedi:

“Hayır, ne olursa olsun, seninle geleceğim.” Babası dedi:

“Pekâla! Haydi, gidelim.” Tacir oğlunu bir ata bindirdi. Gittiler gitti­ler, sonunda bir şehire ulaştılar. Sonra tacir, orada mallarım açtı, yere koy­du ve ticarete başladı. Bu tacir bir nöker26 tuttu, oğlunu ona verdi, bir yüz tomanlık da para verdi, dedi ki:

“Gel, bu çocuğu kucakla, şehre git, ona ne istiyorsa, al.” Pazara gider­ler. Nöker, çocuğa:

“Ne istersin, sana alayım”, der. Oğlan, hiçbirşey konuşmaz. Babası da kendi kendine düşünür, der ki, “eğer oğlum bir kılıç alırsa, savaşçı olacak; kalem alırsa, okulda ders okuyacak’. Nöker onu her yere götürüp gezdir­di, fakat oğlan hiçbirşey istemedi. Bir sokaktan geçerken, Kuran ve rama­zan duasınm sesleri geldi, oğlan dedi:

“Ey nöker, beni yere bırak, göreyim, bu mescidin içinden gelen ses ne­dir?” Aşağıya bırakınca, oğlan gitti, baktı; bir mektep. Nökere dedi ki: “Gideceksin, babama benim burada olduğumu söyleyeceksin.” Nöker, babasına gitti, dedi:

“Ey tüccar, senin oğlun filan medresede kaldı, ‘babama burada kaldı­ğımı söyleyeceksin’ dedi.” Babası dedi:

“Nereye gitmek istiyorsa, gitsin.” Oğlan bu medresede kaldı. Babası müdürün yanma gitti, dedi:

”Ey müdür, ben başka bir şehire ticarete gideceğim, oğlumu sana ema­net ediyorum. Gel, bu paralan da al, onun ve kendi harcamaların için, ona alacağın et met, falan filan şeyler için. Ben üç dört aylığına yolculuğa çı­kıyorum, sen ona göz kulak ol.” Müdür dedi:

“Pekiyi.” Oğlan da orada kaldı ve ders çalışmaya başladı. Şahın kızı da bu medresede ders okurdu. Oğlan, ikinci gün onun yanma gitmek istedi, fakat müdür bırakmadı, dedi:

“Sen onun dersine daha yetişmedin, onun yanında oturamazsın. Ona yetişebilmek için, burada oturup ders çalışmalısın. O zaman git, onun ya­nında otur.” Oğlan, kızın dersine yetişinceye dek, gece gündüz ders çalış­tı, sonra gitti, onun yanında oturdu ve onunla aşk yapmağa başladı. Sulta­nın bir amca oğlu da orada idi. Okula geldi, baktı; bunlar gerçekten otur­muşlar, birbirleriyle aşk yapıyorlar. Geldi, Sultana dedi ki:

“Vah, sen burada ne durursun? Kızın bir oğlanla aşk yapıyor.” Sultan dedi:

“Sen ne diyorsun?” Dedi:

“Gel gidelim, kendin gör!” Bütün saray halkı kalktı, okula gitti. Bak­tılar: Oğlan bir kenarda oturmuş, kız da bir kenarda, her biri kendi dersini okuyor. Sultan dedi:

“Sen niye yalan söylüyorsun?” İkisi, kızla oğlan birlikte ders çalışmak istiyorlar.” Oğlan dedi:

“Hayır, bert onları kendim, kendi gözümle gördüm, niye yalan söyle­yeyim? Sana bunu ispatlamalıyım.” Onlar gittikten bir kaç gün sonra, Sul­tanın amca oğlu yine geldi, baktı; bunlar yine oturmuşlar, birbirleriyle aşk yapıyorlar. Sultanın yanma gitti, dedi:

“Sultan, bunlar yine oturmuşlar, birbirleriyle aşk yapıyorlar. Kalk gel, gidelim, kendin gör.” Medreseye yine geldiklerinde, baktılar ki; her biri bir köşede oturmuş, kendi kendine ders çalışıyor. Müdüre dedi ki:

“Ey müdür, eğer bu oğlanı burada tutmak, okutmak istiyorsan, onu kı­zımın yanma bırakmamalısın, yoksa kendi şehrine yolla gitsin.” Müdür geldi, baktı ki; bir kervan gidiyor, dedi ki:

“Siz nereye gidiyorsunuz?” Dediler:

“Biz Yemen şehrine27 gitmek istiyoruz. Müdür, kervanbaşına dedi ki: “Sen bu oğlanı da beraberinde Yemen şehrine götür.” Onun annesi ba­bası oradadır. Bu yüz tornanı al, fakat oğlanı o şehre anne babasının yanı­na ulaştır.” Deveci kabul etti, oğlanı da bir ata bindirdi, aldı Yemen şehri­ne götürdü. Evlerine ulaşınca, oğlan hastalandı. Babası seferden gelince­ye dek, bir kaç gün yattı. Babası gelince, baktı; oğlu hasta olmuş. Oğlana ne kadar sordu ise de, ‘sana ne oldu da, hasta oldun?’ diye, oğlan cevap vermedi. Duydu ki, oğlu o şehirde âşık olmuş, dedi ki:

“Oğul, sen kimi istersen, sana alırım.” Oğlan dedi, hayır baba, hiç bir- şey istemiyorum. Âşık falan da değilim.” Babası dedi:

“Hayır, sen göğe gidip yere iniyorsun, âşık olmuşsun.” Tüccar, yine malım topladı ve yolculuğa çıktı. Oğlan da yerinden kalktı, babasıyla git­ti, o şehire ulaştı. Saraya girince, baktı ki; kız orada yatıyor. Kızı uykudan kaldırdı, dedi:

“Kalk, ne diye yattın, ben geldim.” Kız dedi:

“Evet, sen gittiğin günden beri, ben hastayım.” Oğlan dedi:

“Ben de hastaydım.” Kız dedi:

“Pekiyi, şimdi ne diyorsun?” Oğlan dedi:

“Evet, artık evlenmeliyiz.” Kız dedi:

“Eğer evlenirsek, babam izin vermez.” Oğlan dedi:

“Vermesin! Biz de birlikte buradan kaçarız.” Böyle birbirleriyle konu­şurken, birden Sultan geldi, dedi ki:

“Hey, sen buraya niye geldin?” Oğlan:

“Geldim, bir uğramak istedim”, dedi. Sultan dedi:

“Pekâla, şimdi diyeceğim, darağacım hazırlasınlar, seni darağacma çe­keyim!” Oğlan dedi:

“Hayır, sen beni darağacına çekemezsin. Ben onu seviyorum, o da be­ni seviyor.” Padişah baktı, bu iş böyle, dedi:

“Pekâla, ancak sana bir şartım var. Eğer şartımı yerine getirirsen, bu kız senin olur.” Oğlan dedi:

“Şartın nedir?” Sultan dedi:

“Benim şartım budur: İki gün içinde gidip Hamadandan buraya üç ta­ne şişe getireceksin. Eğer iki güne dek gelirsen, bu kız senin olur. Gelmez­sen, senin başım keserim.” Sabah olunca, oğlan düşündü; oraya gitmek al­tı ay, dönmek de altı ay çeker, nasıl gitsindi. Nitekim, kalktı, Hazreti Ali’yi yad etti ve gitti: Üç şişeyi Hamadandan aldı ve geldi. Sultan köşkün üstü­ne çıkınca, baktı ki; oğlan uzaktan geliyor. Yaşlı bir kadını yolladı, dedi: “Gideceksin, onun elindeki şişeyi alıp kıracaksın. O şişeyle şehre gel­mesine izin vermeyin!” Yaşlı kadın gitti, şişeyi oğlanın elinden aldı, yere attı ve şişe kırıldı. Şişe, oğlanın başına değince, bayıldı. Şişeleri de kadın kırdı. Kendine gelip kalktı baktı, şişeler sapasağlam başının üzerinde du­ruyor. Oğlan şişeleri aldı ve şehre geldi, götürdü padişaha verdi. Padişah, yaşlı kadını çağırdı, dedi:

“Herhalde, sen şişeleri kırmadın?” Yaşlı kadın:

“Niye, şişeleri kırdım”, dedi, sonra, “ey Sultan, bunun arkasında bir ki­şi ona yardım ediyor. Sen kızını ona vermezsen, olmaz. Sultan öbür gün oğlana dedi:

“Benim yine bir şartım var. Kızımı sana vermem için, bu şartımı da ye­rine getirmelisin.” Oğlan dedi:

“Şartın nedir?” Sultan dedi:

“Seni kuyunun dibine atacağım, kız da ata binip buradan geçecek. Kız buradan geçerken, onun giysilerine bir şiir okuyacaksın.” Kızı ata bindir­diler ve oğlanı da kuyunun dibine attılar. Kız oradan gelip geçerken, onun giysilerine bir şiir söyler. Sultan, yine bir bahane uydurmak isteyince, kız attan indi, dedi:

“Ey baba, eğer sen bizi evlendirmezsen, ben de senin başını keserim. Ben onunum, o da benimdir. Biz evleneceğiz.”

Onlar düğünlerini yaptılar ve gittiler, huzur içinde yaşadılar.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir