21 Ocak Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Türk Edebiyatında Hikaye ve Hikayenin Gelişim Süreci

Türk Edebiyatında Hikaye ve Hikayenin Gelişim Süreci

Türk Edebiyatında Hikayenin Gelişimi

Türk Hikayeciliğinin Gelişim Süreci 

Hikâye türü, insanoğlunun bu dünyaya geldiği andan itibaren anlatma ihti­yacının bir sonucu olarak kendisine daima yer bulabilmiş önemli bir edebî türdür. Türk edebiyatında da bu türün ilk örneklerini Türkçenin karanlık dönemlerine ait metinler olarak kabul edilen destan ve efsanelerin içerisinde bulabilmemiz mümkündür.

8. yüzyılda Uygurlar döneminde verilen örnekler ile ilk telif ve tercüme hikâ­yelerin yer aldığını söylemek mümkündür. İslamiyet’in kabulü ile birlikte aynı zamanda destan ile halk hikâyesi arasında geçiş dönemi eseri olan Dede Korkut Hikâyeleri Türk edebiyatı açısından oldukça önemlidir. Destanlardan sonra orta­ya çıkan halk hikâyeleri Türk edebiyatının önemli eserleri olarak sonraki süreçte devamlılığı sağlayan eserler olmuşlardır. Günümüze kadar gelen ve devam eden halk hikâyeciliği Türk edebiyat tarihinin de Türk kültürünün de önemli unsurları­nı içlerinde barındırmaları münasebetiyle ciddi kaynak eserler konumundadırlar.

Öte yandan İslamiyet’in kabulü ile birlikte oluşan Divan edebiyatı anlayışı içerisinde de hikâye anlatımının devam ettiğini görebiliriz. Nazmın ağır basıp nesir türünün ötelenmesi hikâyeciliğimizin gelişimi noktasında olumsuz tesirler bırakmıştır. Mesnevilerin içlerinde yer alan hikâyeler çoğunlukla, din, tasavvuf, ahlak, aşk gibi konulan işlemişlerdir. Leyla ile Mecnun, Hüsn ü Aşk gibi mesne­viler dönem içerisinde aynı zamanda çok okunan ve bilinen eserler olmuşlardır. Modem hikâyeye geçişte Giritli Ali Aziz Efendi’nin kaleme aldığı Muhayyelat-ı Aziz Efendi adlı eser geçiş döneminin izlerini banndırması münasebetiyle önem­lidir.

Bugün bildiğimiz manasıyla modem hikâyenin bize Tanzimat ile birlik­te Batı edebiyatından geçtiğini görürüz. Tercümelerle başlayan bu süreçte telif eserlerin de kaleme alınmaya başlandığını görürüz. Münif Paşa’nm Muhaverat-ı Hikemiye, Ahmet Lütfi Efendi’nin Tercüme-i Hikâye-i Robenson, Recaizade M. Ekrem’in çevirdiği Atala bunlardan birkaçıdır. Bu noktada telif eserler açısından karşımıza Ahmet Mithat Efendi çıkmaktadır. Ahmet Mithat Efendi’nin Kıssa­dan Hisse adlı eseri ve akabinde Letaif-i Rivayat adlı eserleri oldukça önemlidir.

Emin Nihat’ın Müsamaretnamesi ve sonrasında Nabizade Nazım’m Karabibik adlı eseri hikâyeden öyküye geçiş merhaleleridir. Batılı anlamda öykü tekniğine geçiş Samipaşazade Sezai’nin Küçük Şey­ler adlı eseriyle gerçekleşmeye başlar. Servet-i Fünun döneminde Halid Ziya bu türün önemli bir yazan olarak karşımıza çıkar. Mehmet Rauf ve Ahmet Hikmet bu çizgiyi devam ettirirken öte yanda Ahmet Mithat Efendi’nin anlayışım takip eden Hüseyin Rahmi’nin de eser verdiğini görürüz. Türk hikâyesi kavramının merkezini ilerleyen süreçte Ömer Seyfettin ismiyle eş değer görülmektedir. Ya- kup Kadri’nin, Memduh Şevket Esendal, Sadri Ertem, Selahattin Enis ve Refik Halit Karay’ın hikâyeleri kurtuluş mücadelesi yıllarında sosyal hayatın hikâye düzleminde yansımalarını bularak devam etmesini sağlayan isimler olmuşlardır.

1920-30 yıllan arasında Cumhuriyet dönemi Türk hikâyeleri yayınlanır. Dö­nemi içerisinde topluluklann dışında kalıp kendi düşüncesi doğrultusunda eserler kaleme alan Hüseyin Rahmi de bu sanatçılardandır. Halkı eğitmenin temel dü­şünce olduğu hikâyelerde toplumu modem bir hayatm içinde yeni yaşam tarzı­na adapte etmeye çalışır. Yakup Kadri, Cumhuriyet döneminin sosyal hayatım yansıtan eserler verir. Refik Halid, Memleket Hikâyeleri ve sonrasında Gurbet Hikâyeleri ile küçük şehir ve kasabalarda yaşayan insanlarını eserlerine misafir eder. Selahattin Enis, Osman Cemal Kaygılı, Nahit Sim Örik yine bu dönemin önemli hikâyecilerindendir.

1930 ile 1945 yıllan arasında sosyal gerçekliği eserlerine hâkim tema ola­rak seçen sanatçıların edebî dünyaya hâkim olduğunu görürüz. Bekir Sıtkı Kunt, Celalettin Ekrem, Reşat Enis Aygen, Kenan Hulusi Koray, Hakkı Süha Gezgin, Mehmet Şeyda, Ümran Nazif Yiğiter gibi isimler bu sanatçılar arasında öne çı­kanlardır.

Sonraki süreçte artık hikâyecilerin olgunluk sürecine girdiklerini görürüz. Halikamas Balıkçısı, Sabahattin Ali, Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abası- yanık, Samet Ağaoğlu, Ahmet Hamdi Tanpmar, Tank Buğra, Kemal Tahir gibi Türk hikâye ve roman dünyasında isim yapacak olan sanatçıların eserleriyle ede­bî âlemde boy göstermeye başladığına şahit oluruz. 1945-1960 yıllan arasında Kemal Bilbaşar, Orhan Kemal,İlhan Tarus, Haldun Taner, Sabahattin Kudret Ak­sal, Oktay Akbal, Vüsat O. Bener, Tank Dursun K., Necati Cumalı ile birlikte Türk hikâyeciliği artık taşlan yerine oturmuş ve özgün eserler bağlanımda kendi yoluna devam etmektedir.

1960 sonrasında Yusuf Atılgan, Oğuz Atay, Nazlı Eray, Murathan Mungan, Selim İleri, Tomris Uyar, Leyla Erbil, Ferit Edgü, Rasim Özdenören, Şevket Bu­lut, Mustafa Kutlu, Sevinç Çokum, Ayla Kutlu, Nursel Duruel gibi bugün dahi çok okunan sanatçılar ile Türk hikâyesi yaşanılan dönemlere bağlı olarak farklı temalar ve yönelişlerle birlikte Türk hikâyeciliğinin gelişmesine eserleriyle katkı sağlamış isimler olarak öne çıkmaktadırlar.

Günümüz Türk hikâyesi altm çağmı yaşamaktadır. Hikâye merkezli dergile­rin yayın hayatında artması, romana geçiş için bir basamak olarak artık hikâye­nin görülmüyor olması, yaşanılan sosyal hayata bağlı bireyin ruh dünyasının ve yaşanan problemlerinin merkezde yer alması gibi çeşitli sebeplerle kendine ait ayrı bir okuyucu kitlesi oluşturan hikâyemiz, artan ilgi ve yetişen yeni kuşaklarla yarınlara Türk hikâyesini taşımaya devam edecektir.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir