19 Ocak Perşembe 2017
Ana Sayfa / Sorularınız / UFO’lar Hayal Ürünü mü Gerçek mi
Ödev Soruları

UFO’lar Hayal Ürünü mü Gerçek mi

UFO’lar Hayal Ürünü mü Gerçek mi

“Tanımlanamayan” diyerek tanımlamaya çalıştığımız uçan nesneler ile olan ilişkimiz dünya insanı olarak oldukça eskilere dayanıyor. Günümüzde herkesin kendi terminolojisi içinde açıklamaya çalıştığı bu fenomen artık göz ardı edilemeyecek kadar gözler önünde.

Peki UFO’lar gerçekten var mıdır? Varlarsa gerçekten “uzaylı” tabir ettiğimiz yaratıklar tarafından mı idare ediliyorlar? Ya da ileriki bir tarihte zaman makinesinin icat edileceği varsayarak, UFO’ları aslında gelecekten geçmişi ziyarete gelen insanların araçları olarak mı düşünmeliyiz? Veya tüm bunlar insanoğlunun ortak hayal gücünün bir ürünü müdür? İşte bunlar bu kitapta yer alan ya da almayan diğer pek çok cevabı bilinmeyen esrarengiz sorulardan sadece bir kaçı. Geçmiş uygarlıkların dünya dışına ve gökselliğe karşı yabancı olmadıklarını onlardan günümüze kadar gelen tarihî belgeler sayesinde biliyoruz.

Uygurlar, Hitit, Mısır, Rama, Aztek, İnka, Maya uygarlıkları bütün kültürlerini neredeyse kendilerine bırakılan göksel bir bilgi ve bilgeliğin üzerine inşa etmişlerdir. Bir Afrika kabilesi olan Dogonlar atalarının Sirius yıldız sisteminden gelen iyiliksever göksel varlıklar olduğundan söz ederler.

Bu göksel bilgi ve bilgeliğin kaynağı olarak işaret edilenler hep dünya dışından gelen varlıklardır. Bu varlıklar, uçan ve ateş saçan araçları ile gökyüzünden dünyaya gelip, insan gelişimine katkıda bulunmuşlardır. İnsanların bilgeliklerini nasıl daha iyi bir seviyeye getirebilecekleri hakkında onlara yol göstermişlerdir. Dünya üzerindeki yaradılış destanları, dünya dışından gelen zeki birilerinin müdahalesiyle insan soyunun nasıl hizalandırıldığına dairdir. Günümüzde bu destanlar genellikle yok sayılmaktadır. Ya da geçmişte yaşayan insanlar “ilkel insanlar” diye tabir edilip onlardan günümüze ulaşan bilgiler de masal olarak kabul edilmekte ve bu da bilimsel düşüncenin bir gereği olarak gösterilmektedir.

Oysa Mayaların yaradılış destanı Popol Vuh, Hintlilerin dünya üzerinde bir zamanlar yaşanmış galaktik bir savaşa dair destanı Mahabarata, Orta Asya Türk efsaneleri, Sümer yazıtları ve daha pek çok tarihî bilgi dünyanın göklerden gelen yabancılara hiç de yabancı olmadığını göstermektedirler. Uygurların yaradılış efsanelerinde de göklerden gelen ışık atalardan ve onların kendilerine eş olarak seçtikleri yeryüzü kızlarından bahsedilir.

UFO’ları açıklamaya çabalarken tarihî bilgilerimizle harmanlanmış olan aklımızın not defterinde neler var bir bakalım:

UFO’lar kimilerine göre cin, kimilerine göre metalik birer uzay gemisi, kimilerine göre merkaba (ışık beden), kimilerine göreyse dünya dışı bir tehdit yani düşman olarak tanımlanıyor. Aslında bir tek doğru yanıt arayanlar için oldukça zor bir durum. Elbette bu tanımlamaların hatta daha fazlasının doğru olma olasılığını aklımız reddeder. Ama UFO’larla ilgili içimizi rahatlatacak ve gerçeğe uygun bir yanıt arıyorsak, bütün olasılıkları düşünmemiz ve hatta sezgilerimizle iş birliği yapmamız gerekmektedir. Bir insan olarak neye inanıyorsak, aklımız neye yatıyor ise, dış dünyadaki olup bitenleri algılayış biçimimiz de bu inançlarımız  doğrultusunda şekillenecektir.

UFO’ları, dünyada aldığımız eğitimlerden, dinî inançlarımızdan, aile içinde edindiğimiz yargılardan, ilgi alanlarımızdan, deneyimlerimizden, kısacası bu gezegene doğduğumuz andan itibaren biriktirdiklerimizden yola çıkarak tanımlamaya çalışıyoruz. Bu nedenle bu konu herkesin kabul edeceği net bir gerçekliğe kavuşuncaya dek herkesin kendi bilgi seviyesi ve inanç durumuna göre bir UFO algısı oluşacaktır. Çünkü UFO dediğimiz şeylere tanık olarak büyümedik, büyütülmedik. Sadece edindiğimiz bilgiler ölçüsünde kendimize bir UFO gerçekliği oluşturmaya çabalıyoruz.

Bu ve benzeri, bilimin henüz doğru düzgün cevap veremediği konularda insanlık olarak kâinatın yaşam birimlerine karşı gardımızı almadan önce doğru şekilde bilgilenmeye çalışmak bizi gerçek olana bir adım daha yaklaştıracaktır. Eğer UFO’larla ilgili gerçek bir yanıt aranıyorsa, her şeyden önce insan kendisini ve bin yıllardır edindiği bilgi ve deneyimi esnetmekle yükümlüdür.

Yaşamın tek değil, çok boyutlu gerçekliklerle var olacağı fikrini biliyor olmamız yetmez. Günlük yaşamımız içinde de evrensel bir varlık olma yolundaki adımlarımızı atmaya gayret etmeliyiz. Dünyayı algılayış biçimlerimizi yargılamadan, birbirimize diş bilemeden ve kendimizi çok boyutlu bir varlıkmışçasına onaylayarak ruhsal ve algısal antrenmanlar yapabiliriz. Bu sayede bilmediklerinden korkan ve korktuğu için reddeden yanımız, kâinatın bütüncü! yapısını anlamaya bir adım daha yaklaşmış olacaktır.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir