? Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı Kitap Özeti | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı Kitap Özeti

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı Kitap Özeti

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı Kitap Özeti

Bilge Karasu’nun hikâye kitabı (1970) • Üç uzun hikâye. Ada ve Tepe hikâyeleri, kitabın adını taşıyan ilk bölümü oluşturuyor. Dutlar ise tek başına ikinci bölüm. Ada hikâyesinde, İsa’nın ölüm yaşında, otuzüçünde keşiş Andronikos, manastırdaki arkadaşları İoakim ile Andreas’a haber vermeden, yanına gereçler ve biraz yiyecek alarak, iki gün önce Bizans’tan kaçmış, bir kayıkla Halkedon (Kadıköy)’a geçmiş, bir köylüden edindiği atla Pendik’e gelmiş, orada bu köylünün bir akrabasının verdiği bir sandalla, tek başına bu ıssız adaya gelmiştir.
Sabaha karşı ayak bastığı adada, uzun bir günü, bir yandan çevreyi keşfetmekle, bir ara leyleklerin göçünü seyretmekle, bir yandan da buraya gelişinin nedenlerini düşünmekle geçirir: Bizans imparatoru, kutsal resimler (ikonalar) karşısında tapınmanın puta tapıcılık olduğu konusunda bir yarlığ çıkarıp, kiliselerde bu resimleri yok etmek, yakmak üzereydi. Kaçtığı ada, Andronikos’dan yalnız inancını değiştirmesi değil, eski inancına göre hareket etmesi de istenmeyecek bir yerdir. Gün sona ererken Andronikos, bir kısmını dolaştığı adada, içecek su ve barınağını yapmaya elverişli bir yer bulmuştur; yarın yeni hayatını kurmaya başlayacaktır, şimdi rahatça uyuyabilir. Tepe hikâyesinde, Andronikos’un manastır arkadaşı İoakim’dir hikâye kahramanı; ama onun hatırlayışlarıyla, Andronikos’un son günleri de bu hikâyede anlatılır: Andronikos, kaçtığı adada tek başına duvarlar örmüş, barınak kurmuş, ama üç ay sonra bir sabah, bütün yaptıklarının boşluğunu kavrayıvermiş, Bizans’a, manastırına dönmüştür. Cezasını çekerken, başında durması görevi, manastırda hâlâ en genç keşiş olan, arkadaşı İoakim’e verilir. Gönderildikleri büyük manastırda Andronikos, uyuklamasına bile izin verilmeden, boyuna konuşacaktır. Cezanın öbür yüzü, hücre arkadaşı İokaim’e düşmüştür: Uyutulmayan Andronikos karşısında uyuyabilecek, konuşturulan cezalının karşısında susacaktır İoakim Andronikos, bu cezaya dokuz gün dayanır, ölür; İoakim eski manastırına döner. Resimsiz geçen on üç, on dört yıldan sonra, tekrar resim izni çıkmıştır. İoakim, manastırda onbeş yıl daha kalır, sonra Roma’ya kaçar. Roma’ya geleli de onbeş yıl olmuştur ve şimdi yetmiş yaşlarındadır. Her akşam değneğine dayanarak, Aventinus tepesinin eteğine tırmanırken, Andronikos’un ve kendisinin hayatını düşünür hep. Aralık ayıdır, çok bitkindir; artık manastırda bir hücreye kapanmalı, keşiş olduğu onsekiz yaşından bu yana, elli yıldır getirdiği gevişi sona erdirmek için, ölümünü beklemelidir. Dutlar hikâyesinin temelinde, İtalya’nın faşist diktatörü Mussolini çetelerinin dayak ve saldırılarından, kadını Türkiye’ye sığınmış, erkeği Arjantin’e kaçmış bir ailenin başından geçen olaylar sıralınır. Hikâyenin çatısını da, sona doğru, Türkiye’de 27 Mayıs 1960 devrimini hazırlayan günlerde artmış baskı, İstanbul ve Ankara’da öğrenci hareketleri oluşturur. Bir sembol gibi kullanılmış olan dut ağaçları, tırtılların ölümüyle 1960 Haziranı’nda yeniden yaprak açıp yeşermişlerdir. Birkaç iletkenli bir kablo gibi, olguyu, düşünceyi, çağrışımı paralel götürme tekniğiyle yazılmış, şimdiki zaman’dan geçmiş zaman’a geçişlerde birden kesilmiş, yarım bırakılmış cümleleri bir anlatım özelliği olarak benimsemiş kitapta, ilk iki hikâyede halka halka, dini inancın geçirdiği sarsıntılar genişletiliyor; üçüncü hikâyede ise demokratik ve siyasal bir ümit ve inancın zaferi vurgulanıyor.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir