? Vermeyince Mabud Neylesin Sultan Mahmut | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Atasözleri / Vermeyince Mabud Neylesin Sultan Mahmut Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa
Atasözü ve Deyimler

Vermeyince Mabud Neylesin Sultan Mahmut Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Vermeyince Mabud Neylesin Sultan Mahmut Atasözünün Açıklaması

Vermeyince Mabud Neylesin Sultan Mahmut Atasözünün Anlamı

Vermeyince Mabud Neylesin Sultan Mahmut Atasözünün Hikayesi Kısa

Vermeyince Mabud Neylesin Sultan Mahmut Atasözünün Öyküsü

VERMEYİNCE MABUD NEYLESİN SULTAN MAHMUT ATASÖZÜNÜN ANLAMI

  • Bazı insanların her işi ters gider; şans bir türlü gülmez onlara. Böyle insanlara yardım etmeye padişahın bile gücü yetmez. 

VERMEYİNCE MABUD NEYLESİN SULTAN MAHMUT ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ

Sultan Mahmut, halktan biri kılığına girip padişahın bile gücü çıktığı gezilerin birinde, Üsküdar’da dolaşırken bir kunduracının önünde durur.

Kunduracı, örse boş çekiç vurmakta ve her vuruşta:

“Tıkandı baba tıkandı! Tıkandı baba tıkan­dı!” diye kendi kendine söylenmektedir.

Merakla içeri giren Sultan Mahmut:

“Hayırdır baba, tıkanan nedir?” diye sorar.

Vurmasına ara veren kunduracı, yer gös­terir Sultan’a:

“Anlatayım,” der. “Bir gece rüyamda gör­düm… Çeşmeler vardı. Bazılarından gürül gürül sular akıyor, bazılarından normal akıyor, bir çeşmede de şıp şıp damlıyordu. O sırada aksakallı, nur yüzlü bir ihtiyar belirdi karşım­da. Bana çeşmeleri göstererek, ‘Şu gürül gü­rül akanlar padişahımızın talihidir. Şu normal akanlar devlet yöneticilerimizin, zenginlerimi­zin talihidir. Damlayan çeşmeye gelince o da senin talihindir,’ deyip kayboldu.

Benim talihim olan çeşmeye yaklaştım. Yerden bir kuru dal parçası aldım, hiç değilse daha sık damlamasını sağlayabilir miyim diye çeşmenin ağzını kurcalayıp genişletmeye çalıştım. Ah, ellerim kı­rılsaydı! Kuru dal kırıldı; kırılan kısım kurnanın içinde kaldı. Benim çeşme damlamaz oldu. O günden sonra müşterim kesildi, kazan­cım bitti. Ben de, işte böyle örse boş çekiç sallayıp, ‘Tıkandı baba, tıkandı,’ diye talihime yanıyorum.”

Tıkandı Baba’yı dikkatle dinleyen Sultan Mahmut:

“Üzülme baba, gün gelir senin şansın da döner,” der, kendini tanıtıp ayrılır oradan. Saraya döner dönmez adamlarına:

“Bu akşam Tıkandı Baba’ya bir tepsi baklava gönderin. Her baklava diliminin altına da bir altın koymayı unutmayın,” der.

Sultan Mahmut’un adamları, hemen bir tepsi baklava yaptırır. Her dilimin altına da bir altın koyup Tıkandı Baba’ya gönderirler.

Altın renginde baklava tepsisini gören Tıkandı Baba, “Uzun za­mandır yememiştim, şöyle ağız tadıyla bir baklava yiyeyim,” diye düşünür. Dükkânı kapatıp evin yolunu tutar.

Çarşıdan geçerken, aklına evin, dükkânın ihtiyaçları gelince, fikrini değiştirerek, “Ben en iyisi, bu baklavayı satıp ihtiyaçları kar­şılayayım,” der.

İşlek bir yol kenarına durup:

“Taze baklava, güzel baklava!” diye bağırmaya başlar. Baklava o kadar iştah açıcı görünüyordur ki hemen alıcı bulur.

Sultan Mahmut, ertesi gün, “Bakalım bizim baklavalar işe yara­mış mı? Gidip Tıkandı Baba’yı bir görelim,” der.

Onu karşısında görünce, Tıkandı Baba hemen ayağa kalkıp saygıyla el bağlar. Sultan, bakar ki dükkânda hiçbir değişiklik yok: “Tıkandı Baba, sana baklavalar geldi mi?” diye sorar.

“Geldi Sultanım. Sağ olasınız, duacınızım.”

“Nasıl, güzel miydi?”

Tıkandı Baba boynunu büker:

“Mutlaka güzeldir efendim ama ben tadına bakamadım. Evin çok acil ihtiyaçları vardı, satıp onları karşıladım, sayenizde.” Sultan’ın kaşları çatılır:

“Anlaşıldı Tıkandı Baba, anlaşıldı,” der ve kalkar.

Saraya döner dönmez Tıkandı Baba’ya, bir hindi dolması gön­derilmesini ister.

“Hindiyi altınla doldurun,” der.

Tıkandı Baba, nar gibi kızarmış hindi dolmasını almış evine gi­derken önceki gün baklavayı alan adam çıkar karşısına:

“Hayrola Tıkandı Baba, yine ne götürüyorsun?”

“Hindi dolması!”

Adam, hemen elini cebine atar:

“Kaç para istersen vereyim, gel bu hindi dolmasını bana sat!” Borçlarını, ihtiyaçlarını düşünen Tıkandı Baba, peşin parayı gö­rünce dayanamaz, verir hindi dolmasını.

Ertesi gün yine ziyarete gelir Sultan Mahmut:

“Baba, nasıldı hindi dolması?” diye sorar.

Tıkandı Baba, el pençe:

“Doğrusunu söylemem gerekirse Sultanım… Tadına bakama­dım,” der. “Sattım, epeydir bekleyen borçlarım vardı, onları öde­dim.”

“Olur şey değil!” diye bağırır Sultan Mahmut, öfkeyle ayağa fır­lar. Sonra da Tıkandı Baba’ya dönüp:

“Sen benle gel baba!” diye emreder.

Saraya varınca birlikte, doğruca hazine dairesine giderler. Tı­kandı Baha’nın eline bir kürek verilmesini ister Sultan Mahmut: “Baba, küreği daldır hâzineye; kürektekiler senin,” der. Duyduklarına inanamaz Tıkandı Baba. Sultan’ın şaka yapmadı­ğını görünce hemen küreğe yapışır. Küreği daldırır hâzineye…

Tam çıkarırken heyecandan eli titreyince, kürek ters dönmesin mi? Küreğin üstünde kala kala bir tanecik altın kalmıştır.

Sultan Mahmut, hayretler içindedir… Ellerini havaya kaldırarak: “Vermeyince mabud, ne yapsın Mahmut?” der.

*Mabud: Tanrı



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir