21 Ocak Cumartesi 2017
Ana Sayfa / Dil ve Anlatım / Diksiyon ve Hitabet / Vurgu İle İlgili Egzersizler

Vurgu İle İlgili Egzersizler

Vurgu İle İlgili Egzersizler

1. Aşağıdaki cümlelerde koyu harflerle yazılı sözcükleri vurgulayarak okuyunuz.

  • Bundan zararlı çıkacak tek bir kişi varsa o da sensin!
  • Dünyaya alışan şiir yazamaz. (İsmet Özel)
  • Eleştiri ve deneme yazarlığının iticisidir, merak.
  • Ben sanatta sükûn değil, şahlanmış duygular arıyordum.
  • Yazar olmak, özsuyunu dallarına yollamakta acele etmeyen bir ağaç gibi olgunlaşmak­tır.
  • Bir ağaç kadar güzel bir şiir görmedim hayatımda.
  • Düşündünüz mü hiç; doğduğunuzda size verilmiş olan ismin değişmesi gerektiğini za­man zaman?
  • Kitap, ruhumuzun buz kesmiş sulannı kıracak bir balta olmalıdır. (Kafka)
  • Ne zaman gözlerini kapasa, en parlak renklerle boyanmış bir yağlıboya tablo gibi ha­tırlıyordu o anı.
  • Yazar, yaşadığımız coğrafyanın ruhsal, kültürel, duygusal, toplumsal zenginliklerini ve aynı zamanda altüst oluşlarını da harmanlayıp önümüze koyuyor.
  • Ah, hâlimi bir bilsen bana kızmazdın.

2. Aşağıdaki cümleyi sırasıyla altı çizili sözleri vurgulayarak okuyunuz.

  • Ya, öyle mi? Tamam, öyle olsun!
  • Ya, öyle mi? Tamam, öyle olsun!
  • Ya, öyle mi? Tamam, öyle olsun!
  • Ya, öyle mi? Tamam, övle olsun!

3. Shakespeare’in Hamlet’inden alınmış aşağıdaki parçayı parantez içerisindeki açık­lamaları göz önünde tutarak seslendiriniz.

“Kuzum, bu sözleri ben size nasıl öğrettimse öyle söyleyin, sözcükler su gibi aksın. (Bu sözlerde bir rica, bir dilek var. “Su gibi aksın” kelimelerini söylerken gerçekten suyun akışını hissedelim.) Çoğu oyuncunun yaptığı gibi var kuvvetinizle bağıracaksanız, (“bağıra­caksanız” sözcüğünü “Eğer, böyle yapacaksanız” anlamında tonlayın.) mısralanmı şehrin tellâlı okusun daha iyi. (Bu sözcükleri biraz alaylı söyleyin.) Bir de elinizi ikide bir böyle savurmayın: (Bu sözcükleri yeni bir şey hatırlamış gibi söyleyin.) Bütün hareketlerinizde bir sükûnet olsun. (Cümleyi söylerken de tonlamanızda bir dinginlik olsun.) Heyecanın seli, fırtınası, hatta, kasırgası içindeyken bile (Sel ve fırtına sizde nasıl bir söyleme duygusu ya­ratıyor? İşte öyle söyleyin. Daha sonra ise biraz önce söylediğimiz doğa hareketlerinden daha güçlü bir hareket geliyor: “kasırga”. Biraz önce söylediğimiz sözcüklerden biraz da­ha belirgin söylenmeli) bu duygunuzu düzgünlük verecek bir yumuşaklık kazanmaya gayret etmelisiniz. (Bu cümlede ise bir yumuşama gerekiyor.) Kafasına peruka takmış, ağzı kalaba­lık bir herifin, çoğu anlaşılmaz dilsiz oyunlarıyla, gürültüden başka bir şeyden zevk almayan ayak takımının kulak zarlannı patlatacağım diye nasıl heyecanlı bir sahneyi berbat ettiğini görmek (Bu cümle uzun bir cümle, uzun cümleleri söylemekteki en önemli sorun nefes sorunudur. Virgülün olduğu yerlerde duraklamalara dikkat ediniz. Bu cümlede vurgulama­ya önem vermek gerekir.) adeta içime dokunur. (Gerçekten içinize dokunsun, biraz hüzün­lenin bunu söylerken.) Şirretliği bile aşırıya götüren bu türlü herifleri kırbaçlamalı. (Bu bir cezalandırma cümlesi) Bunlar, eski oyunlann bağıran Herod’undan da bağırgan. (Bu sözlerde ise bir bilgiçlik var) Kuzum siz böyle şeylerden sakının. (Burada ise içten bir dilek var.) Ama, büsbütün de durgun olmayın, basiretiniz size rehber olsun. Hareketlerinize, sözlerinizi hareketlerinize uydurun. (Burada da Hamlet bütün söylediklerinin özetini yaparak son nok­tayı koyuyor. Bu sözlerde nasihat, yol gösterme uyarı gibi özellikler var. Bilge bir öğret­men gibi söylenmeli.)” *

*Can Cürzap, Söz Söyleme ve Diksiyon, Remzi Kitabeyi 92

4. Aşağıdaki monolog, Turgut özakman’m tek kişilik bir oyunu olan Mimar Sinan’dan alınmıştır. Bu metinde Mimar Sinan’ın ağzından yaşamı, eserleri, o günlerin tarihsel olay­ları anlatılır. Bu metni sesleri doğru boğumlamaya, heceleri yutmamaya, vurguyu tam yapmaya, tonlamaya, ulamalara, hız ve duraklamaya dikkat ederek seslendiriniz.

29 Mayıs 1490 yılında, Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğ­dum. O gün, İstanbul’un fethinin 37. yıl dönümü günüydü. 98 yıl yaşadım. Devlete, tam 70 yıl hizmet ettim. Benim için, küçük Ağırnas köyünden sonra, İstanbul’da her şey ilginçti. Bir impara­torluğun yüreğinde dolaşıyordum. Ama bu koca kentte bir yapı, beni özellikle kendine çekmeye başladı… Bu Ayasofya’ydı. Aya- sofya, İstanbul’un fethinden sonra camiye dönüştürülmüş eski bir Bizans kilisesiydi.

Tarih diyor ki: Doğu Roma İmparatoru Justinyanos, Aya- sofya kilisesinin, eski İsrail Kralı Süleyman’ın Kudüs’te yaptırdığı ünlü tapınaktan daha büyük olmasını istemiş. Rivayet edilir ki, bina bitince, imparator Justinyanos, kubbenin altında dur­muş ve şöyle bağırmış: “Ey Süleyman! Seni yendim!…”

Yeniçeri Ordusuyla birlikte çeşitli savaşlara katıldım. Birçok Doğu ve Batı ülkesine git­tim. 1538’de ordumuz, bu kez Batı’ya sefere çıkmıştı. Ordunun başında da, Kanunî Sultan Sü­leyman bulunuyordu. Ordu, Tuna nehrinin kollarından biri olan Prut Nehri’nin kıyısına gelince durdu. Nehir genişti. İki yakası da bataklıktı. Kuzeye geçmek için kurulan köprü, yazık ki çök­tü. Ordu, kuzeye geçemedi. Bu olayın üzerine Lütfü Paşa, Kanunî’nin huzuruna çıkar ve der ki: “Saadetlu Padişahım! Prut nehrini aşacak bir köprünün yapımını, ancak Sinan başarabilir.” Bu köprüyü on üç gün içinde tamamladım. Yayalar, atlılar, arabalar, develer, toplar, hatta filler, köprüyü kolayca geçtiler. Mehter takımının büyük davullarını filler taşıyordu.

iki yıl sonra, 1540’ta, bir Azeri Türk’ü olan Mimarbaşı Acem Ali Ağa öldü. Onun yerine, elli yaşındayken en görkemli dönemini yaşayan OsmanlI İmparatorluğu’na mimarbaşı oldum.

1542 yılıydı. Kanunî Sultan Süleyman, ünlü Estergon Kalesi’nin de alındığı seferden dö­nüyordu. Padişah neşeliydi. Kendisini, Edirne’de çok acı bir haberin beklediğini henüz bilmi­yordu. Oysa en sevdiği oğlu Şehzade Mehmet ölmüştü! İstanbul’a gelince, bana, oğlunun anısı­na bir cami yapmamı emretti. İlk büyük eserim, işte bu Şehzade Camii’dir. Bir sabah, yine tezgâhımın başında çalışıyorum. Bir saray görevlisi çıkageldi: “Saadetlu Padişah seni bekler.” Kanunî şöyle dedi: “Bak a mimarbaşı! Zaman rüzgâr gibi. Dünya ölümlü. Hayat bir rüya. Salta­nat bir cihan kavgası. Bir gün o da bitecek. Benim adıma da bir cami yapmanı isterim. Güzel bir cami.”

“Başüstüne Hünkârım”, Kanunî Sultan Süleyman’ın adını taşıyacak bir cami, elbette Ayasofya’yı aşmalıydı. Ama nasıl?


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir