23 Ocak Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Yahya Kemal’in Şairliği Sanat Şiir Anlayışı

Yahya Kemal’in Şairliği Sanat Şiir Anlayışı

Yahya Kemal’in Şairliği 

Yahya Kemal’in Sanat Anlayışı

Yahya Kemal’in Şiir Anlayışı

Yahya Kemal Beyatlı, şiir ile ilgili görüşlerini derli toplu bir metin etrafında toplamamıştır. Şair, muhtelif yazılarında şiir anlayışını izah eder. Yahya Kemal’in şiir anlayışını saf şiir teorisi çerçevesinde düşünmek gerekir. Türk edebiyatında saf şiir ile ilgili görüşler bildiren, saf şiiri “bir iddia olarak ilk defa ortaya atan ve teorisini kuran Yahya Kemal ’dir.” (Okay, 2007: 337) Ona göre, saf şiirde aran­ması gereken en önemli özellik her şeyden önce derunî ahenk ve ritimdir. “Mısra mısra bir beste olan manzume asıl şiirdir.” (Beyatlı, 1971: 7) Şiiri nesirden ayı­ran esas unsur da budur. Şair, şiir ile ilgili görüşlerini açıklarken özellikle Paul Valery ve Mallarme’ye atıflarda bulunur. Şiir “müstakil bir sanattır(Beyatlı, 1971: 25) Nesirden başkadır. Bununla birlikte şiir bir iddiaya alet edilemez. Şi­irin düşünceye alet edilmesi şiire zarar verir. “Şiir ve Müddea” başlıklı yazısın­da şiir-düşünce ilişkisi ile ilgili önemli bilgiler veren Yahya Kemal, halis şiirin beşeriyet hayatında olmamasını zararlı görür. (Beyatlı, 1971: 26-27) İdeolojiyi yaymak için kullanılan şiir en fazla bir silahtır. Bu durum şiir için bir eksikliktir: “Bin türlü silahla boğuşan bu müddeacıların elinde şiir de fazla bir silah olur, işte o kadar. ” (Beyatlı, 1971: 27)

İdeolojinin propagandasını yapan şiir ona göre ölüdür. Düşüncenin, ahengi sağlayan ses düzeni yerine kuru söyleyişi ön plana çıkardığını belirtir. Eğer şi­ire düşünce hâkimse, “Şiirde devir devir görülen tazelik, yenilik, şahsiyet hâsılı şiir denilen unsurun ‘hayatiyeti ’bitmiş demektir.” (Beyatlı, 1971: 28) Bu nedenle toplumların hayatında yaşanan kırılma noktalarında şiir zayıflamakta, hatta yok olmaktadır: “İhtilal devrelerinde müddea her şey gibi şiiri de münhasıran bir si­lah addettiği için ve kendi mahiyetinden çıkardığı için şiir kayboluyor. ” (Beyatlı, 1971: 28-29) der. Yahya Kemal, ideolojinin, şiiri kendi tabiatı içinde rahat bırak­ması gerektiğini söyler. Şiir, düşünceyi temel alarak gelişemez. Bu, şiirin tabiatı­na aykırı bir durumdur. Şiiri tanımlarken kullandığı ifadeler saf şiiri izah nokta­sında önemlidir: “Şiir kalbden geçen bir hadisenin lisan hâlinde tecelli edişidir; hissin birdenbire lisan oluşu ve lisan hâlinde kalışıdır. Düşündüklerimizi vezinle ve lisanla ifade edişimiz şiir değildir. Bir mısraın şiir olup olmadığı gayet aşikâr­dır. Derunî ahenk ile ifade edilmişse şiirdir. ” (Beyatlı, 1971: 48) Şiirde, hissin ifade edilişi esastır. Hissi ortaya koyarken mutlaka derunî ahenk yakalanacaktır. Lisan bir nağmeye dönmediği müddetçe saf şiirin oluşturulması mümkün değil­dir. Şiirde “mısraın ayakları yerden kopmazsa” (Beyatlı, 1971: 48) vezin lisanı şiire dönüştürmek için yeterli olamamaktadır. Yahya Kemal’in saf şiir anlayışı Ahmet Hâşim’le büyük benzerlikler göstermektedir. Her iki şairin de, Fransız edebiyatında saf şiir anlayışını geliştiren Valery ve Mallarme gibi isimlerden et­kilenmesi bunun bir tesadüf olmadığını gösterir. Yahya Kemal’de derunî ahenk kelimeleriyle ifade edilen şiir lisanı, Ahmet Hâşim’de “musiki ile söz arasında sözden ziyade musikiye yakın” (Ahmet Hâşim, 2005: 16) tanımına dönüşmüştür.

Yahya Kemal’in eski şiirimize bakışı; sanat anlayışı doğrultusunda biri olumlu diğeri olumsuz olmak üzere iki yönlüdür. Divan şiirine yönelttiği olumsuz eleştiri İran şiirine körü körüne bağlılıktan dolayı bütünlüğün sağlanamamasıdır. Parça güzelliğine önem vermek divanların bir yığın “yapay sözle” dolmasma yol açmıştır. Büyük divan şairlerinin eserlerinde bile kafiye kaygısıyla oluşturulmuş, şişirme mısralarla karşılaşılır. Bu sebeple Yahya Kemal bir divan şiiri antoloji­sinin oluşturulmasının ve cevher niteliğindeki şiirlerin bir araya getirilmesinin gerekliliğini vurgular. (Ayvazoğlu, 2008: 128) Divan şiirine bu bakış açısında Yahya Kemal’in saf şiire bağlı olarak gelişen “mükemmellik anlayışı”nın da et­kisi vardır.

Divan şiirinin tamamen reddedildiği, yok edilmek istendiği bir edebi ortam­da Yahya Kemal’in şiirleriyle divan şiiri estetiğini bir nevi devam ettirmesi, di­van şiirini edebiyatımızın zengin bir dönemi olarak görmesi “imtidad” düşüncesi çerçevesinde izah edilebilir. Yahya Kemal Bergson’un zaman felsefesinde ku­ramlaştırdığı şekliyle geçmiş-şimdi-gelecek üçlüsünün sağlıklı bir zaman algısı oluşturmadığına inanır. Zamanı parçalara bölen ve böyle bir ayrıma giden insan zihnidir. Gerçekçe ise zaman sürekli bir akıştır. Bu akışta şimdinin içinde geçmiş de varlığını sürdürmekte, gelecekten de izler bulunmaktadır. Bu sebeple bir mil­letin edebiyatı onun ölmez kültürel değerlerinin taşıyıcısıdır ve korunması gere­kir. Divan şairlerini, verdiği röportajlarda büyük şairler olarak nitelendiren Yahya Kemal, sıkı sıkıya bağlı olduğu saf şiirin de aslında en iyi örneklerini divanlarda verdiklerinin farkındadır. Bu sebeple,

“Eslaf kapıldıkça güzelden güzele Fer vermiş o neşveyle gazelden gazele Sönmez seher-i haşre kadar şi’r-i kadim Bir meş’aledir devredilir elden ele” der.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir