? Yanlış Hesap Bağdat'tan Döner Atasözü | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Atasözleri / Yanlış Hesap Bağdat’tan Döner Atasözünün Hikayesi ve Anlamı
Atasözü ve Deyimler

Yanlış Hesap Bağdat’tan Döner Atasözünün Hikayesi ve Anlamı

Yanlış Hesap Bağdat’tan Döner Atasözünün Hikayesi ve Anlamı Kısaca 

Anlamı:

Hata er geç ortaya çıkar.

Hikayesi:

Yüklerin kervanlarla taşındığı eski zaman­larda İstanbul’da bir tüccara mal taşıyan bir kervancı varmış. Kervancı getirdiği malların parasını alırken hep zorlanırmış. Tüccar allem eder kallem eder, üç kuruşun bile lafını eder, borcu olan parayı ödememek için kırk takla atarmış. Günlerden bir gün kervancı yine tüccara ipek kumaşlar, kadifeler, kürkler getirmiş. Tüccar ödeyeceği paranın hesabını yaparken kasten hile hurda çevirerek zavallı kervancının elli altınını dalavereye getirip iç etmiş.  Kervancı ilk anda anlayamamış hesapta­ki hatayı. Kervanla birlikte yola çıkmış. Şam, Halep, Bağdat, Beyrut, Mısır derken uzun bir yol varmış önünde.

Kervan yola çıkınca tüccar ellerini ovuştur­muş. “Kervancı hileyi yuttu. Bu develer Mısır’a gidip dönene kadar aylar geçer. Kervancı hile­yi anlasa bile o kadar zamanda zaten unutur, altınlar da arada kaynar gider” diye düşünmüş. Kervancı devenin tepesinde yol alırken bir yandan da kazancını hesaplıyormuş. Her seferinde para eksik veriyormuş. Kervancı boşa koymuş dolmamış, doluya koymuş almamış, paraların neden eksik çıktığını bir türlü anla­yamamış. Uzun uzun düşünüp taşınıp tarttıktan sonra İstanbul’daki tüccardan kallavi bir kazık yediği­nin farkına varmış. Çok fena kafası atmış. Kervanı oğluyla ortağına teslim edip, atlar­dan birini alıp üç beş gün içinde İstanbul’a geri dönmüş. Fakat doğrudan doğruya tüccara git­memiş. Şimdi gitse paramı aldın, hile yaptın dese tüccar yine kırk lafın belini kırar, parayı ver­memek için elinden geleni ardına koymazmış.

“Onunla uğraşmaya ne gerek var? Dinsizin hakkından imansız gelir” diyerek kendince bir plan yapmış. İstanbul’da tanıdığı birkaç eş dost­tan da yardım almış. Ertesi sabah tüccarın kapalı çarşıdaki dükkânına iki kadın gelmiş. İkisi de çok pahalı kumaşlardan elbiseler, kürkler giyiyorlarmış. Parmaklarındaki yüzükler pırıl pırıl parlıyor, kollarındaki bilezikler de şıngır şıngır şıngırdıyormuş. Yağlı müşterileri görünce tüccarın gözleri ışıldamış. Kadınlardan biri, “Tüccar efendi, biz nasip­se Hicaz yolcusuyuz. Buraları pek bilmeyiz. Etraftan sorduk soruşturduk, en güvenilir tüc­car olarak sizi tavsiye ettiler. Mümkünse size biraz emanet bırakacağız. Hepsi de değerli şey­ler. Nasip olur da Hicaz’dan sağ salim gelirsek alırız, yoksa da sana helali hoş olsun. Bir kısmıy­la arkamızdan hatim okutsan bize yeter’’ demiş.

Tüccar sevincinden ne yapacağını şaşırmış. Heyecanını kadınlara belli etmemeye çalı­şarak kendi ayağıyla tıpış tıpış gelen bu yüklü kısmeti elden kaçırmamak için neşeyle kadın­lara ikramlar yapmaya başlamış. İşte tam bu anda kervan sahibi de dükkâna damlamış. Tüccar kervancıyı görünce şaşırmış, ama hiç bozuntuya vermemiş. “Buyur ne istemiştin?” diye sormuş sesin­deki kaygıyı belli etmemeye çalışarak. Kervancı, “Tüccar Efendi, ben yolda hesap yaptım da, elli altını sana fazladan vermişim.

İkimiz de fark etmemişiz. Onu söylemeye gel­dim” demiş.Tüccar şaşkınlıkla bakan kadınlardan çeki­nerek, “Ha tabii ya, ben de sana ne diyecektim diyorum. Doğru diyorsun, ben de senden sonra hesapladım. Paranı da ayırdım. Çocuklarıma da haber vermiştim, olur ya sen dönene kadar emri hak vaki olursa, hakkın üzerimde kalmasın diye. Allah korusun, ben kul hakkından çok korkarım, dur hemen çıkarayım paranı” demiş. Çekmecesini açmış, çatır çatır elli altını ada­mın eline saymış. Tüccar teşekkür etmiş, altınları kuşağındaki kesesine yerleştirmiş. O sırada kadınlar da ayağa kalkmışlar.

“Durun hayırdır, nereye gidiyorsunuz, daha kahveniz bitmedi” demiş tüccar.Kadınlardan biri, “Düşündük de biz bu sene Hicaz’a  gitmekten vazgeçtik. Gidecek olursak yine uğrarız. İkramlar için teşekkür ederiz, haydi Allaha ısmarladık” demişler. Dükkân sahibi hepsinin kervancının oyunu olduğunu anlamış. “Böyle döne döne hesap mı olur? İlk yaptığı­mız hesap doğruydu. Bu münasebetsiz zaman­da, nereden çıktın geldin başıma? Kafamı karış­tırdın! Hani sen Mısır’a gidiyordun, ne çabuk döndün!” diye kervancıya fırça çekmeye kalk­mış. Kervancı gülmüş, “Yutturduğun yanlış hesap, Bağdat’tan geri döndü” diye cevap verip dükkândan çıkıp gitmiş.

İşte böyle, hesap hataya gelmez. Yapılan yanlış er geç fark edilir, düzeltilir. O yüzden yanlış üzerinde ısrar etmenin, işi inada bindir­menin, milletin başını etini yemenin anlamı yoktur.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir