23 Ocak Pazartesi 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Yapısöküm Kuramı Hakkında Bilgi

Yapısöküm Kuramı Hakkında Bilgi

Yapısöküm Kuramı Hakkında Bilgi 

Yapısöküm Kuramı Nedir

Yapısöküm Kuramı Genel Özellikleri

Yapısöküm Kuramı Temsilcileri

Yapısöküm ya da yapıbozum tekniği olarak bilinen bu yöntem, Derrida’nm edebiyat dünyasına getirmiş olduğu bir metin okuma tekniğidir. Bu yöntemin temelleri yapısalcılığa, yapısalcılığın temelleri de yapısal dilbilime dayanmak­tadır. Yapısal dilbilimin kurucusu Ferdinand de Saussure, dilin göstergelerden oluştuğunu, her göstergenin bir gösteren ve bir gösterilenden oluştuğunu ve bun­ların arasındaki bağıntının nedensiz olduğunu ifade etmiştir. Dile bir tür dizge olarak bakan Saussure, bu dizgeyi belirleyenin de parçalar ve bütün arasındaki bağıntılar olduğunu ve dilin dizgeselliğinin ancak ikili karşıtlıklar yoluyla ortaya çıkacağını belirtmiştir. (Saussure, 1998: 56)

Saussure, dili, dil ve söz olarak iki parçalı değerlendirir. Dil, ancak toplumun tamamı tarafından bilinebilen satranç oyunundaki kurallar gibi soyut bir dizge­dir. Söz ise dil dizgesine bağlı olarak söyleme ve yazma biçiminde ortaya çıkan somut bireysel çeşitlemelerdir. Yapısalcı çözümlemecisöz’den yola çıkarak temel dizgeye yani dil’e ulaşmaya çalışır.

Yapısal dilbilimin edebiyat incelemelerinde kullanımında Rus Biçimcileri ve Prag Okulu’nun çalışmaları etkili olmuştur. Edebiyatta yapısalcılığı 1960’larda Fransa’da RolandBarthes, Bremond, Genette, Greimas ve Todorov gibi eleştir­menler başlatmıştır. Bu yaklaşıma göre nesnel ilkelere dayanan bir eleştiri yön­temi geliştirilmeli, eserler eşzamanlı bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Edebi eserin tarihsel, kültürel veya siyasal bağıntıları dışarıda tutularak eserin yazınsallığı ve iç tutarlılığı esas alınacaktır. Berna Moran, yapısalcılığın ilkelerini dört madde altında toplamıştır:

  1.  Edebiyat incelemesi tek tek yapıtların yorumlanması ya da değerlendiril­mesi değil, edebiyat yapıtlarının tümünün uyduğu sistemin araştırılması demek­tir.
  2. Bundan ötürü, edebiyatm tarih içindeki gelişimi bir yana bırakılarak, her şeyden önce eşzamanlılık içinde incelenmesi gerekir.
  3. Edebiyatm eşzamanlılık içinde, kendi başına, bağımsız bir yapı olarak in­celenmesi ise, bu yapıyı oluşturan öğelerin birbiriyle olan bağıntılarının, yani işlevlerinin saptanması demektir.
  4. Bunu yapmak için de dilbilimdeki söz’e tekabül eden somut edebiyat ya­pıtlarından yola çıkarak bunların uyduğu sisteme (dil’e) ulaşmak şarttır; çünkü sistem ile tek tek yapıtlar arasındaki bağıntı, dilbilimde dil ile söz arasındaki ba­ğıntının benzeridir.” (Moran, 2007: 198)

Yapısalcılık, dilbilimdeki sözün bireysel kullanımlarından yola çıkarak dil­deki temel dizgeyi araştıran yapısal dilbilimciler gibi edebiyat eserlerinin de te­mel bir yapısmm olduğunu ve bu temel yapıyı ortaya çıkarmak için edebiyat eserlerini eşzamanlı olarak yani tarihle, siyasetle veya benzeri başka bir alanla ilişkilendirmeden eserin kendisinden yola çıkarak eseri incelemeyi ve edebiyatm temel yasalarını ortaya çıkarmayı arzulamıştır.

Yapısökümün temel terimleri sözmerkezcilik ve anlamın ertelenmesidir. Derrida, Batı felsefe geleneğini sözmerkezci (logocentric) olmakla suçlar. Söz­merkezcilik, kendilerini dışsal bir referansa dayandıran bütün söylemlerin temel özelliğidir. Derrida, dilin varlığının dışsal bir nesneye, varlığa dayandırılması düşüncesi olan sözmerkezciliğin söylemsel yapısındaki ikili karşıtlıklarda terim­lerden birinin ötekine baskın olduğu hatta zorba bir hiyerarşi ürettiği düşüncesin­dedir. Söz gelimi doğa/dil ikili karşıtlığında doğanın dil üzerinde hiyerarşik bir zorbalığı söz konusudur. (Yavuz, 2010: 61-66) Dil, doğaya bağımlı olarak varlık kazanmaktadır. Aynı şekilde toplum/birey, iç/dış gibi her karşıtlıkta ikinci terimin birinciye bağımlı olması sözmerkezci söylemin özelliğidir. Aslmda bu biraz da hakikat kavramı ile ilişkilidir. Dışsal bir hakikatin olması veya olmaması dilin varlığıyla ilgili önemli bir sorundur. Saussure ve Derrida anlamın dilin kullanı­mı esnasındaki bağıntılarla üretildiğini savunurken sözmerkezci söylemler, dilin dışında bağımsız bir anlamın olduğunu kabul etmişlerdir. Kısaca sözmerkezcilik bir sözcüğün tam anlamının o sözcük daha dile getirilmeden verili, aklımızda mevcut olduğu varsaymama dayanır. (Sim, 2000: 77)

Yapısökümün temel terimlerinden birisi de differance’tır. Fransızca differ fiilinin Derrida tarafından değiştirilmiş şeklidir. Differ hem ertelemek, geciktir­mek hem de ayrı olmak anlammda kullanılan bir fiildir. Derrida, her iki anlamı bir arada kullanır. Derrida’ya göre “bir öğenin anlamı, hem öteki öğelerden ayrı oluşuna, hem de bazen ileriye, bazen de geriye göndermeler yaptığı öteki öğe­lerle birlikteliğine bağlıdır.” (Yavuz, 2010: 63) Anlam, sürekli ertelenir fakat bu ertelenme bir türlü sonuçlanmaz. Bir gösterge diğerine gönderme yapar böylece anlam sürekli askıda kalır. (Sarup, 2004: 53) Derrida, metinlerdeki kaim çizgi­ler veya yapılar üzerinde çalışmaz; metinlerdeki ince, geride kalmış veya üstü örtülmüş parçalardan yola çıkarak metne yeni bir yaklaşım getirir. Bunun için de özellikle anlamın ertelenmesi veya anlamın oynaklığı bağlamında kullandığı differance teriminden yararlanır. Buna bir de ek terimini ekleyip metindeki ikili karşıtlıkları kullanarak metni kimi zaman yeniden yorumlarken kimi zaman da çökertir.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir