26 Mart Pazar 2017
Ana Sayfa / Masal / Yaşlı Nine ve Yırtıcı Hayvanlar Masalı
masal

Yaşlı Nine ve Yırtıcı Hayvanlar Masalı


Yaşlı Nine ve Yırtıcı Hayvanlar Masalı

Biri vardı, biri yoktu, bir nine ile kızı vardı. Ninenin kızı başka bir şe­hirde evli idi. Bir gün bu ninenin kızma gitmek için bir ormandan geçme­si gerekti. Ormanda ise, kurt, kaplan, panter ve arslan yaşıyorlardı. Bir gün nine, sabah erkenden kalktı, dedi:

“Ey Allahım, sana sığındım, ben gidiyorum.” Nine ormanın içine gir­di. Önce kurda rastladı. Kurt dedi:

“Haa, nine, böyle nereye gidiyorsun? Ben açım, gel seni yiyeyim.” Ni­ne dedi:

“Yoo, ben kelim, yaşlıyım, bırak kızımın evine gideyim, yağ, tereyağ, pide yiyip şişmanlayayım, o zaman gelince, beni ye.” Kurt dedi:

“Pekâla, git!” Nine, az gitti, çok gitti, bir kaplana rastladı. Kaplan de­di ki:

“Nine, nereye gidiyorsun?” Nine dedi:

“Kızımın evine gidiyorum.” Kaplan dedi:

“Olmaz, gel, ben seni yiyeyim.” Nine dedi:

“Ben kelim, zayıfım, bir deri bir kemiğim. Sabret, kızımın evine gide­yim; ekmek, yağ, tereyağ, yiyeyim, şişmanlayıp geleyim; o zaman gelin­ce, beni ye.” Kaplan da diyor:

“Pekiyi, git!” Nine gidiyor, gidiyor, sonunda bir pantere rastlıyor. Pan­ter diyor:

“Ey nine, buraya gel, seni yemek istiyorum.” Nine dedi:

”Yoo, yavrucuğum, ben yaşlıyım, hiç birşeyim yok. Tamamen kemik­ten ibaretim. Sabret, kızımın evine gideyim, orada peynir, yağ, tereyağ, pi­de yiyeyim, şişmanlayayım; o zaman gelince, beni ye.” Panter dedi: “Pekâla, git!” Nine gitti, sonunda arslana ulaştı. Arslan ormandaki yır­tıcı hayvanların sultanı idi. Sonra, arslan onu çağırdı, dedi:

“Buraya gel bakayım, nereye gidiyorsun?” Nine dedi:

“Kıble-yi âlem, ben kızımın evine gitmek istiyorum.” Arslan dedi: “Ben açım, seni yemek istiyorum.” Nine dedi:

“Pekiyi, yiyeceksen ye, ancak ben bir deri bir kemiğim, zayıfım, yene­cek bir tarafım yok. Sabret, gideyim, ekmek, yağ, tereyağ, ekmek yiye­yim, şişmanlayayıp geleyim; o zaman beni ye.” Arslan dedi:

“Pekâla!” Nine gitti, kızının evinde yirmi gün kaldı; birçok şey yedi, şişmanladı. Kızı onu şehre götürmek istedi. Kızma dedi:

“Sevgili kızım, eğer gidersem, önce arslan beni parçalar.” Kızı dedi: “Pekiyi, ne yapayım?” Nine dedi:

“Hiç birşey, sen gel, bana bir kabak getir, bu kabağın içini boşalt, son­ra ben içine gireyim; yalnız onun ağzını iyice kapat, çık tepenin üstüne, buradan yuvarla, insin aşşağa.” Kızı bir kabak buldu getirdi, içini boşalttı ve annesini içine soktu. Sonra, kabağın ağzmı kapattı ve tepenin üstüne çıktı. Kabağı aldı, tepenin üstünden yuvarlayı verdi. Kabak yuvarlanarak ormana gitti. Gitti, gitti, öyle ki, ta arslanın pençesine ulaştı. Sonra, arslan kabağa dedi:

”Hiç yolda bir nine gördün mü?” Kabak dedi:

”Yoo, görmedim yavrucuğum, beni yuvarla da, ona gideyim.” Arslan pençesiyle bu kabağı iter. Kabak gider, pantere ulaşır. Panter dedi:

“Ey kabak, yolda bir nine gördün mü?” Kabak dedi:

”Yoo, görmedim, fakat sen berini yuvarlarsan, ben o kadına yetişirim.” Panter de pençesiyle onu iter; kabak yuvarlanıp gider, ta kaplanın pençe­sine ulaşır. Kaplan ona dedi:

“Yolda bir nine gördün mü?” Kabak dedi:

“Yok, sen beni yuvarlayı ver, ben ona gidip ulaşayım.” Kaplan da onu yuvarlar ve kabak öyle yuvarlanıp gider, kurdun pençesine varır. Kurt der ki: “Ey kabak, yolda bir nine gördün mü?” Kabak:

“Yoo, yavrucuğum, görmedim. Sen beni yuvarla, gideyim ona ulaşa­yım.” Kurt da kabağı yuvarlar. Yuvarlatması ile sapasağlam gelir evinin kapısına çarpar. Kabak kapıya çarpınca, kabak ortadan ikiye çatlar, nine kabağın içinden dışarı çıkar.

İşte bu da ninenin yolculuğu.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir