29 Mart Çarşamba 2017
Ana Sayfa / Masal / Zümrüt Halka Kuşu Masalı
masal

Zümrüt Halka Kuşu Masalı


Zümrüt Halka Kuşu Masalı

Bir padişahın üç oğlu varmış. Bu padişahın oğul­larının da bir bahçesi varmış. Bu bahçedeki bir ağaçta senede üç tane elma yetişirmiş. Bir dev gider, her sene o elmaları alırmış.

Büyük kardeş der ki: «Ben gidip oraya oturayım, bekleyeyim. Göreyim elmaları kim alıyor».

Gider, oturur. Dev gelip elmanın birini alıp gider, fakat bu göremez. Lambasını kim söndürdü, elmayı kim aldı, gelen kimdi, bir şey göremez.

Öbür gece ortanca kardeş gider. Onun başına da aynı şeyler gelir. O da hiçbir şey göremez.

Üçüncü gece de en küçükleri gider. Yanına ispirto alır, lamba alır. Lambayı yakıp Kuran okumaya baş­lar. O Kuran okurken dev gelip lambayı söndürür. Dev elmayı da alıp kaçar. Hemen lambayı yakar, kaçmakta olan devi görür. Arkasından koşup hançerler. Yarala­nan dev kanını akıtarak gider. Çocuk kardeşlerinin yanına gelir. Hep beraber devin kan izlerini takip et­meye başlarlar. Bir yerde, bir taşın altında devin izle­rini kaybederler. Taşı oradan kaldırmak isterler. Ev­vela büyük oğlan yüklenir, deviremez. Ortancası da başaramaz. Küçük kardeş der ki:

«Kaçın bakalım oradan; anamın, babamın hayır duaları benimleyse ben bu taşı devireceğim».

Bir devirme devirir ki… Bakarlar ki bir kuyu açılmış. O kuyunun içinden bir sıcaklık çıkar. Büyük kardeş der ki:

«Beni indirin bakalım, ne var içinde görelim. Devi bulalım».

Belinden bir iple bağlarlar, kuyunun yarısına ka­dar indirirler. Büyük kardeş devin «oh» undan «yan­dım; yandım» diye bağırır; yukarı çekerler. Ortanca kardeş de öyle, onu da yukarı çekerler.

Sıra gelir küçüklerine. Kardeşlerine der ki:

«Ben size ‘yandım’ dedikçe siz beni aşağıya indi­rin».

İndirirler, indirirler, nihayetini bulurlar. Orada bir kapı açılır. Bakar ki bir meydanlık, bakar ki üç tane kız geliyor. Derler ki:

«Aman, sen ne arıyorsun bunun içinde? Yılan bağ­rını sürmez, kuş geçmez. Sen ne arıyorsun bunun içinde?»

«İşte, bir dev vardır, onu ararım».

«0 dev şurada yatıyor. Bak, gözleri açıksa uyuyordur».

Oğlan bakar ki gözleri açık, parıl parıl yanar. Çe­ker hançerini. Devi vurur.

«Öf, der dev, yiğit isen bir daha vur».

«Beni anam bir kere doğurdu, bir daha vurmam».

Dev patlar, marazından ölür. O vakit oğlan kızları alır, kuyunun ağzına gider. Bu sırada kızlar derler ki:

«Al, şu gelinliklerimiz kalsın senin yanında. Sen gelmeyince biz evlenmeyiz. Kardeşlerin sana hile yapa­caklar. Senin ipini kesecekler. Sen aşağıya düşeceksin. Eğer böyle yaparlar da aşağıya düşersen oraya iki tane koç gelecek. Biri siyah, biri beyaz. Dikkat et, beyazına binesin. Beyaza binersen dünyaya çıkarsın. Karaya binersen yedi kat yer altına ineceksin».

Oğlan büyük kızın beline bir ip bağlar, büyük kar­deşine seslenir:

«Al be kardeş, bu senin». Ortanca kızı da ortanca kardeşine gönderir:

«Al be kardeş, bu da senin». Küçük kızı da kendisi için çıkarır:

«Alın be kardeşler, bu da benim».

Kardeşleri küçük kızı görünce bir kötülük yapıp kardeşinin ipini keserler. Aşağıya düşünce koçları gö­rür. Koçlar güreşmeye başlarlar. Bu beyaz koça bin­mek üzere uğraşırken siyah koça biniverir. Yedi kat yerin altına iner. İnince kendisini bir ovanın içinde bu­lur. Bir yol tutup gider. Bir su başına varır. Suyun ba­şında da büyük bir ağaç varmış. O ağacın üzerine de Zümrüt Halka kuşu yuvasını yapmış. Bir ejderha bu­nun yuvasına dadanmış, her sene çıkardığı yavrularını yermiş.

Oğlan ağacın altına yatıp dinlenir. Oğlan orada dinlenirken Zümrüt Halka kuşunun yavruları^ bağır­maya başlar. Bir de bakar ki yukarı ne görsün, koca­man bir ejderha ağaca sarılmış, çıkıyor; Yaya çıkıp yavruları yiyecek. Hançerini atmasıyla ejdeyı ağaca mıhlar. Ejderha orada kalakalır. Oğlan da orada uy­kuya dalar.

Biraz sonra kuşların anası gelir. Oğla 1 1.: gördüğü gibi üzerine hücum etmeye hazırlanır. Yavruları ana­larına lisan verirler:

«Anne anne, bizi o kurtardı. Ona bir kötülük yapma!»

Çocuklar böyle deyince anaları kanatlarını açar, oğlanın üzerine gölgelik yapar. Oğlan uyanınca bakar ki bir kuş yanına iniyor. Kuş der ki:

«Dile benden ne dilersen?»

«Senin gibi hayvandan ne dileyeceğim».

«Yok, sen benim evlatlarımı kurtardın, ben de sana bir iyilik yapacağım».

«Pekala. Ben biraz dolaşıp geleyim, burada bulu­şuruz».

Oğlan oradan kalkar, yola koyulur. Bir memlekete varır. Bir kocakarının yanına varır. Susamıştır:

«Bana biraz su ver de içeyim».

«Ah oğlum, su yoktur. Suyun ağzında bir dev var­dır, orayı tutar. Ne vakit ona bir tayın yollarlarsa o tayını yiyene kadar suyu bırakır. Kendisine bir kız veya bir erkek tayın yollarlar. Akan su da kapanın elinde kalır».

«Sonra?.

« Yarın'”da padişahın günüdür, kızını yollayacak».

«Peki, orasını bana gösterin».

«Yarıp sabah geçerken göstereyim».

Oğlan o gece orada kalır. Sabah olunca kalkarlar. Kocakarı:

«İşte, geçiyor» diye padişahın kızını gösterir.

Oğlan kızın arkasına takılır, kıza der ki: «Ben de seninle gideceğim».

«Aman, sen geriye dön, yoksa seni de yer. Beni yiyecek, sen bari kurtul».

Suyun başına varırlar. Daha devin gelme vakti de­ğilmiş. Oraya otururlar. Kızın getirdiği yemekleri yer­ler. Oğlan kıza der ki:

«Biraz dizine yatıp uyuyayım. Dev gelirken beni uyandırırsın».

Oğlan yatıp uyur. Biraz sonra dev uzaktan görü­nür. Kız başlar ağlamaya. Oğlan da dizinde uyuyor ya, kızın gözyaşları oğlanın yüzüne damlar. Oğlan uyanır, sorar:

«Ne var?»

«İşte geliyor».

«Tamam».

Dev gelir. Gelmesiyle bakar ki bugün iki tane:

«Öf, her gün tayın bir gelirdi, bugün iki tane geldi. Belki de çok susadılar».

Oğlan hazırlanır, hemen devin önüne çıkar: «Ya Allah sana, ya Allah bana» deyip hançerini sallar. Han­çer devin burnundan girip beyninden çıkar. Dev bağır­maya başlar:

«Yiğit isen bir daha vur».

«Beni anam bir kere doğurdu, bir daha vurmam».

Dev oraya düşüp kalır. Oğlan devi parçalamaya başlar. Kız koşup elini devin kanına batırır, oğlanın arkasına elinin beş parmağının nişanını koyar. Oradan ayrılıp köye dönerler.

Eee, sular akmaya başlar, ortalık suyla dolar. Şehirdekilerden biri kızı görür, hemen padişaha koşar ki müjde alsın:

«Kızınızı ben kurtardım».

Öbürü de koşar padişaha müjde almak için, bir baş­kası da. Şaşırırlar kızı hangisi kurtardı diye. Oğlan da kalabalığın arasından sıvışıp gider kocakarının evine.

Öte yandan kız kendisini kurtaranların pencere­nin altından geçmesini söyler: «Pencerenin altından geçecekler. Hangisine elmayı atarsam beni kurtaran odur».

Hepsi geçer, kız elmayı atmaz. Bir defa daha ge­çerler, kız yine atmaz. Bunu gören padişah der ki: «Bir başkası daha var herhalde dışarıda».

«Var bir tane daha, kocakarının evinde oturuyor».

«Hemen getirin».

Oğlanı da getirirler, o da aralarına girer. O geçer­ken kız elmayı «pat» diye atıverir oğlanın başına. Baş­kaları şikâyet ederler:

«Yanlışlık oldu, benim başıma atacaktı da ona geldi».

«Haydi baştan!»

Kız ikinci defa yine oğlanın başına atar, uçuncü defa da aynı şeyi yapar. Hemen oğlanı yukarıya alırlar. Kız der ki:

«Benim nişanım olacak üstünde. Hiç itiraz etme­yin, ben nişan yapmıştım?»

«Peki, nişanın nedir hanım?»

«Arkasında beş parmağımın kanlı izi vardır».

Hemen oğlanı soyarlar, arkasına bakarlar. «Ta­mamdır» derler. Alırlar oğlanı elden ayaktan kesip padişahın yanına götürürler. Padişah der ki:

«Oğlum, sen benim kızımı kurtardın, ben sana kı­zımı vereceğim».

«Peki. Aldım, kabul ettim, yine sana dönüp hibe ettim. Ben hiçbir şeyinizi istemiyorum».

«Hayır, ne yardım, istersen ben sana yapacağım».

«Eh, lüzum ederse ararım».

Oğlan oradan ayrılıp kuşun olduğu yere gelir. Olanları anlatır kuşa. Kuş der ki: «Bana kırk tulum et, kırk tulum su getir; seni dünyaya çıkartayım».

«Tamam».

Oğlan oradan doğruca padişahın yanına gider. Pa­dişah hemen emreder. Kırk tulum et, kırk tulum su hazırlarlar. Oğlanla beraber götürüp ağacın altına ko­yarlar. Kuş gelir. Oğlana der ki:

«Etleri kanadımın bir tarafına koy, öbür kana­dıma da suları koy. Ben sana ‘Ak’ dedim mi et vere­ceksin, ‘Up’ dedim mi su vereceksin. Haydi, sen de ortaya bin, seni çıkarayım».

Kuş ile oğlan oradan salınırlar. Kuş «Ak» dedikçe et, « Up» dedikçe su verir. Epey yol alırlar. Tam deliğin ağzına yaklaştıkları sırada kuş «Ak» der. Et bittiği için oğlan budundan kesip verir. Kuş bu eti ağzına alınca tanır. Yemez, ağzının içinde saklar. Kuyunun ağzından çıkınca kuş der ki:

«Haydi, yürü bakalım».

«Sen yürü, ben giderim».

«Hayır, sen yürü».

O zaman kuş ağzındaki eti çıkarır, oğlana sorar: «Nerenden kestin bu eti?»

«İşte, şuramdan kestim».

Kuş eti oraya koyup yapıştırır, bir de yalar. Yine eskisi gibi olur:

«Haydi güle güle».

«Sana da uğurlar olsun, yavrularına git».

Oğlan yola koyulur. Karşısına bir çoban çıkar: «Ey çoban!»

«Nedir?»

«Bana bir oğlak satar mısın?»

«Satarım».

«Eti de senin olacak, her şeyi senin. Ben yalnız iş­kembesini isterim».

Çoban hemen bir oğlak boğazlar. İşkembesini çı­karır. Götürüp suda yıkar. Getirip oğlana verir. Oğlan bunu giyer, bir kel olur. Oradan yoluna devam eder. Gide gide memleketine varır. Bir terzi bulur, yanına varır. Der ki: «Beni yanına alır mısın?»

«Ne yapacağım seni be Kel?»

«Tavuklarını olsun beklerim, bahçeye girmezler». «Tamam be, gel buraya».

Kel orada çalışmaya başlar. Bu sırada da kızlar evlenmek isterler. Büyük kız der ki: «Ben gelinliğimi cevizin içinde isterim».

«Peki, derler, terziye söyleyelim».

Padişah terziye söyler. Terzi ceviz içindeki gelin­liği nasıl yapacağını düşünerek gelir. Kel sorar:

«Ne oldun, ne düşünüyorsun?»

«Sus be Kel, beni kendi halime bırak. Benimle uğraşma».

«Bana da söyle bakalım, ben de insanım. Belki yardımcı olurum sana».

«Padişahın gelini evlenecekmiş, gelinliğini cevizin içinde istermiş».

«Hah, ben de zannettim ki mühim bir şey. Bana bir çuval ceviz alıp getir. Ben yapayım».

«Hiç olurmu be Kel?»

«Getir bakalım».

Terzi bir kasa konyak ile bir çuval ceviz getirir.

«Beni bu evin içine koyacaksın, üç gün hiç gelme­yeceksin. Üç günden sonra gelinliği almaya gel».

Bu oğlanın bir adı da Kır-Koy. Neyse bu oğlan baş­lar cevizlerin içini yemeğe. Terzi arasıra kapıya gidip sorar.

«Ne yapıyorsun be Kır-Koy?»

«Usta, kırarım da, koyarım da».

Nihayet üçüncü günün akşamı terzi kapıya bir daha gider:

«Ne yapıyorsun be Kır da Koy?»

«Kapıyı aç da gel içeri».

Açar kapıyı, girer içeriye. Bakar ki bir gelinlik asılı, göz ile görülmez. Terziye der ki: «Gelinlik orada asılı, al da götür. Dür de koy cevizin içine»

Terzi eline alır. Bir ordan büker, bir hurdan bü­ker, beceremez:

«Bu cevizin içine sığar mı be?»

Oğlan gelinliği eline alır, oradan katlar, buradan büker. Nihayet gelinliği cevizin içine yerleştirir, cevizi kapatır.

«Ama bunu açmayacaksın, götür padişaha ver».

Terzi gelinliği götürür, padişaha verir. Padişah da ona bir kalbur altın verir. Büyük oğlanın düğünü ku­rulur.

Bu oğlanın da bir atı vardı. Yanındaki at kıllarını yaktı mı at çıkar gelirdi. Atın üzerinde altın eğer olurdu. Oğlan da altın elbiseler giyerdi.

Herkes düğün alayına gitmeye başlar. Terzi oğlana der ki:

«Hadi be Kel, gel de alaya gidelim».

«Yok, ben gitmem. Orada hayvanlar beni basar, ezerler. Ben burada kalacağım. Tavukları beklerim».

«Peki».

Terzi gidince oğlan atın kıllarını yakar, at gelir. Biner üzerine, alayın içine gider. Elbiselerini giydiği için bunu tanıyamazlar. Bir oraya gider, bir buraya gi­der. Düğünü olan kardeşine bir pençe vurur, düşüp ayağı kırılır. «Tutun» derlerse de bu kaçıp gider. Atını koyuverince o kaybolup gider. Oğlan da dönüp gelir. Tavukların yanına varır. O burada iken ustası gelir, buna der ki:

«Niye gelmedin? Görseydin, dünyanın şeyini yap­tılar. Atı ile biri geldi, bir vurdu padişahın oğluna, oğ­lanın ayağı kırıldı».

«Ya usta, bak o atlı bahçemizi de viran etti. Bah­çede bir dolandı, her tarafı viran etti. Korktum; beni de ezecekti, tavukluğa saklandım».

Bir müddet sonra ortanca kızın düğün hazırlığı başlar. Onun gelinliğini de bu terziye verirler. Bu baş­lar düşünmeye. Oğlan sorar:

«Usta, ne düşünüyorsun?»

«Padişah ortanca oğlunu evlendirecek. Gelinliği fındığın içinde ister. Öbürü cevizdi de sığardı, bu fın­dık, hiç sığar mı?»

«Sığar be usta, sen bana bir çuval fındık getir, bir kasa da konyak al».

Terzi oğlanın istediklerini alır. Oğlan da gelinliği yapıp teslim eder. Terzi düğün alayına gidince oğlan da atını çağırır; bu sefer de ortanca kardeşinin ayağını kırar.

Sıra gelir küçük kıza. Padişah onu da kendisine alacak. Küçük kız da gelinliğini bademin içinde ister. Terziye gelirler. Ne yapsın, oğlanın istediği bir çuval bademi alır. Bir kasa da konyak getirir. Oğlan bunu da yapıp teslim eder. Atın kıllarını tütletir, at gelir. Binip meydana çıkar. Bunu görünce yakalamak isterler:

«Tutun tutun, yine o geldi».

Oğlan hemen atıyla gidip padişahın önünde durur. Ona bütün meseleyi bir bir anlatır. O vakit padişah buna kırk gün kırk gece baştan düğün eder. Bu oğlunu da evlendirir, kendisi de tahta oturur.

Ben de bıraktım geldim.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir