Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / 1980 Sonrası Türk Şiirinin Genel Özellikleri

1980 Sonrası Türk Şiirinin Genel Özellikleri


1980 Sonrası Türk Şiirinin Genel Özellikleri

1980 Sonrası Türk Şiirinin Genel Özelliklerinin Temsilcileri

1980 Sonrası Türk Şiirinin Genel Özellikleri Proje Ödevi

1980’e kadar Türk edebiyatında şiiri ideolojik bağlamda algılayan ve şiirini politik fikirlerinin ifade vasıtası haline getiren şair, askerî darbe ile birlikte bir nevi iç hesaplaşma içine girer. Bu hesaplaşmanın sonunda ideolojik anlamdaki şiir anlayışında bir çözülme görülür. Şiirin olması gereken yere geldiği bir aşama olarak görülmesi gereken bir durumdur söz konusu olan. Zira 1950’li yıllardan beri Marksizm, kapitalizm karşısındaki üstünlüğünü ve söylem gücünü yitirdik­ten sonra sanatın ve estetiğin prensipleri, ideolojik bir doygunluğun da etkisiyle ön plana çıkar. Bundan sonra önemli olan, düşünsel ve duyumsal birikimlerin sa­natın üst diliyle anlatımıdır. İdeolojisine güvenerek şair olmaya çalışanlar, şiirle yüzleşmekten çekinikleri için 1980 sonrasında edebiyat dünyasından çekilirler. İnsani duyarlılık ve evrensel tecrübeler şiirin gözde değerleri olur. Haşan Bülent Kahraman’ın ifadesiyle, “daha içe dönük, daha durağan, daha dinlendirilmiş bir edebiyat anlayışı öne çıkar.” (Aktaran: Korkmaz-Özcan, 2006: 110)

1980 sonrası şiir, sözü edilen iç hesaplaşmadan bir reddiyeyle çıkmaz. Çün­kü bir önceki dönemin gözden uzak tutulmaması gereken kabulleri de vardır. Bu aşamada her şey şiirin lehine gelişir. Bir önceki dönemde dışlanan şiirsel for­mun yaralan sarılır ve kurusıkı doldurulan imgenin içeriği, daha saydam bir hale getirilir. Bunun için îkinci Yeni şiiri yeniden gündeme gelir. İmgenin impara­torluğu, bu dönem şiirlerinin en önemli özelliğidir. Witgenstein’la başlayan ve Foucault’yla devam eden dil haritacılarının yanma, Husserl ve Heidegger gibi bir dizi fenomenolog da oturtulur. Şair, şiiri adına arayışa çıkar. Arayış coğrafya­sının sınırlan şiirin olduğu her yerdir. Bunun için çeviri, bu dönem şiirinin ana kaynaklarından biridir. Şiirin ana ekseni dil üzerine kurulur ve şiirin şiir olması yolunda her türlü deneyimin yolu açılır. 2000’li yılların eşiği, Türk şiiri için dil deneyiminin getirdiği büyük bir zenginliği yaşar. Metin Cengiz, bu yönelimi şu şekilde açıklar:

Bu şiirin temelde üç farklı kanalda aktığını söylemek gerekecek. İlki gelenek olanı yeni bir şiir için temel alan, bireysel sorunlardan ya da toplumsaldan hareketle gerçekliği irdeleyen, imgeye, metafora dayalı, görünür gerçekliğin yanı sıra gizil olanı yakalamayı esas alan hem açık hem kapalı bir şiir… Bir yeryüzü mistisizmi, gerçekliğin ötesine geçmek isteyen bir gizemcilik, toplumsal sorunları bir de bu anlatım olanaklarıyla anlatmak isteyen daha geniş bir gerçekçilik anlayışı da bu soruna dâhildir… İkincisi, aynı anlayış ve söyleyiş biçiminden yola çıkarak, yer yer toplumsalı irdelese de daha çok bireyi, bireyin karmaşık sorunlarını yazan bir şiir… Üçüncüsü de geleneği yeni bir şiir için değil de yeni bir klasisizm için gerekli gören anlayıştır. (Aktaran: Korkmaz-Özcan, 2006.111)

1980 sonrası Türk şiirinde yukarıda belirtilen yönelimler doğrultusunda öne çıkan şairler ve şiir anlayıştan kısaca şöyledir:

Hilmi Yavuz (d. 1936). Türk ve Batı şiirini çok iyi bilen bir şairdir. Bu iki güçlü şiir dünyasının can alıcı özelliklerini birleştirerek kendi şiir coğrafyasını oluşturur. Divan edebiyatı şairlerinin yanı sıra, Türk şairlerinden Ahmet Haşim, Asaf Halet Çelebi, Ahmet Muhip Dıranas, Behçet Necatigil ve Yahya Kemal’den de etkilenmiştir. Yalnızlık, hüzün, kaçış ve ölüm tutkusu temlerini içsel beninin serüvenine dönüştürerek serbest tarzda yazdığı şiirleriyle dile getirir. Onun için; dünya, bırakıldığımız ve terk edildiğimiz sorunlu yerdir. Bu nedenle dil içindeki yolculuğunu daha çok hüznün ara duraklarında sürdürür.

Haşan Hüsrev Hatemi (d. 1939), Güney Azerbaycan kökenli olmasından do­layı hem saz şairleri geleneğine hem de divan edebiyatına kaynaklık eden klasik geleneğe aşinadır. Şiirlerinin en başat izleği yozlaşma ve yabancılaşmadır. Bir fikri telkin etmek yerine göstermekle yetinir. Onun şiiri, içerisinde eski günlerin anılarını saklayan bir tapu sicil defteridir. Etkilendiği şairler arasında Mehmet Âkif, Nâzım Hikmet ve Attila İlhan sayılabilir. Serbest tarzda yazan şairin kapalı bir anlatımı vardır.

Güven Turan (d. 1943). Bireysel duyumlara önem veren; doğa ve insan bir­likteliğini sınır ötesi bir duyuşla kavrayan bir şairdir ve şiiri bir dil utkusu olarak görür. Merkeze aldığı sanat faaliyetlerinin amacı, kendisini çağdaş şiirin dün­yasına sokabilmektir. Bunun için de geniş bir etkileşim alanına sahiptir. Ahmet Haşim, Ahmet Muhip, Behçet Necatigil, Edip Cansever, Turgut Uyar, Oktay Rifat, Cemal Süreya, Melih Cevdet, İlhan Berk ve Sezai Karakoç gibi isimlerden etkilenmiştir.

Enis Batur (d. 1952), şiir kültürü bakımından donanımlı bir şairdir. Sadece şiir yazmakla kalmayan aynı zamanda şiir üzerine yazılar da yayımlayan bir en­telektüeldir. Batur’un şiir metninin oturduğu platform yatay ve dikey eksenlidir. Bu şiirin dünyasında derinleştikçe genişleyen bir coğrafyayla karşılaşılır. Metinlerarası ilişki, evrensel bir düzeyde bütün zaman katmanlarını hesaba katarak oluşturulmuştur. Enis Batur şiiri, Doğu ve Batı kültürünün kesiştiği yerde bir büyük anakaradır. Şiir dilinde her türlü deneyime açıktır. Onun şiirlerinde, sözün geometrisinin kıldan ince kılıçtan keskin hesabı vardır.

Arif Ay (d. 1953), geleneksel şiir kültürüyle bağlantılı bir şairdir. O, gittik­çe ustalaşan sesi damıtılmış bir şiir anlayışını kucaklar. İslâmî öz, şiirlerinin an eksenini oluşturur. Şiirin bir dil işi olduğunu fark eden şair, gittikçe daha geniş çaplı bir şiir anlayışının kapışım zorlamaktadır. Tecride dayalı bir şiir anlayışı vardır. Görüntüyü mümkün olduğu kadar sıradanlaştırarak arkasındaki cenneti ve cehennemi duyumsatmaya çalışır. Haydar Ergülen (d. 1956). 1980 sonrası Türk şiirinin kendine özgü sese sahip şairlerindendir. Siyasi çalkantıların içinde yetişmesine rağmen, şiirlerinde popülist ve ideolojik angajmanlara girmez. Sade, ince ve lirik bir duyuşla insan-dünya ilişkisini ve insanın evrendeki temel varoluş problemi olan ölüm-dirim karmaşasını sorgular. Şiirlerinin ana izleğinin başta ölüm olmak üzere, yalnızlık, yabancılaşma ve yaşamın kutsal akışına hayranlık derecesinde duyulan saygı oluşturur. A. Vahap Akbaş (d. 1954). İslâmî bir muhte­vayı şiirin klasik kullanımım aşan bir rahatlıkla kullanır. Üslûbunda Necip Fazıl ve Asaf Hâlet’in belirgin bir etkisi görülür. Şiirinin naif bir söylemi ve zengin bir içeriği vardır. Şiirde disiplinin ve mısraın çok önemli bir unsur olduğunu, büyük şairlerin ancak güçlü mısralarla ayakta durduklarını söyleyen Akbaş, şiirlerinde sağlam yapılı mısra, kafiye ve nazım şekline dikkatle eğilmektedir. Sefa Kaplan (d. 1956). İlk şiirlerini 1978 yılında Türk Edebiyatı dergisinde yayımlar. Bu şiir­lerinde Yahya Kemal etkisi kendisini belirgin bir biçimde hissettirir. Başlangıçta ulusal söyleme yakın bir duruşu vardır. 1990’dan sonra girdiği iç hesaplaşmadan büyük bir kopuşla çıkar. Bu kopuş, şiirlerinin izleğinde de kendisini gösterir. İlk dönem şiirlerindeki dil ve tarih bilinci yerini yalnızlık, sorgulama, tedirginlik ve bunalıma bırakır. Kökensel varlığının problemleri onu daha çok ilgilendirmeye başlar. Şiir kültüründe dizenin masumiyeti ve saflığı ağır basar. Küçük İskender (d. 1964). Yeni şiirin çok yönlü deneyimi içerisinde görülen bir şairdir. Onun şiiri, her türlü kurulu düzene karşıdır. Söz dünyasının çok yönlü yapısı ise şöyle açık­lanır: “Girmedik çıkar veya çıkmaz yol, denemedik oyun, kullanmadık sözcük, alay, küfür, argo, ağız, terim, ön-ek, son-ek bırakmamış, her şeyi şiirin alanına sokmuştur. Umarsız bir şair yerine, umursamaz bir şair görüntüsü çizmektedir. Kurulu olan her türlü düzen anlayışına büyük bir öfke duyan Küçük İskender, başkaldırının şiirini yazar.

Bağımsız bireyci söylem, Türk şiirinin yüz yıllık serüvenin sonunda ulaştığı bir durulma hareketidir. Büyük bir tecrübeyi sırtında taşıyan bu şiir hareketi, ken­di iç sorgulamasını yaptıktan sonra yüzyılın sonunda şiirin yükü ne olursa olsun her şeyden önce şiir olması gerektiği hususunda bir uzlaşmaya varır. Bu hareketin temsilcileri arasında dünya görüşü bakımından büyük farklılıklar vardır. Ancak şiirsel söylemin naif, duru ve derin olması hususunda uzlaşma söz konusudur. Şiirde dilin kullanımının önem kazandığı bu şiir hareketinde, izleksel ve söylem bakımından belirgin bir tercih yoktur. Her şey şiirin güzelleşmesi içindir. Bu ne­denle kendi içerisinde büyük bir zenginliği taşır. Çoğullanan şiir ikliminde önem kazanan unsurlar: Arıtma, damıtma, işçilik, güzeli öne çıkarma vb.’dir. Sanat en­dişesinin ön plana alındığı bu şiir hareketi, Türk şiirinin yabancısı değildir. Yüz­yılın başında yaşayan Ahmet Haşim ve Yahya Kemal estetiğiyle benzeşen birçok ortak yanları vardır. 1950Terin ikinci yansından itibaren ortaya çıkan ikinci Yeni şiiriyle de uzlaşır. Bireysel, ulusal ve evrensel manadaki duyanmalara da açık olan bu hareket, yeni bir yüzyıla giren Türk şiirinin geleceği açısından büyük bir şans­tır. (Korkmaz-Özcan, 2006: 110-115)




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir