? Fatma Aliye Muhadarat Romanının İncelemesi | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Fatma Aliye Muhadarat Romanının İncelemesi Ana Fikri Konusu Özeti

Fatma Aliye Muhadarat Romanının İncelemesi Ana Fikri Konusu Özeti

Fatma Aliye Muhadarat Romanının İncelemesi

Fatma Aliye Muhadarat Romanının Ana Fikri

Fatma Aliye Muhadarat Romanının Konusu

Fatma Aliye Muhadarat Romanının Özeti

Fatma Aliye Hanım’ın, bizim incelediğimiz dönem içinde yer alan eseri, Muhâdarât’tır. Bu eserin ilk baskısı 1892 yılına ait olup, ikinci baskısı 1908 yılında yayımlanmıştır. Eser; Ahmed Midhat Efendi’nin Fatma Aliye’ye övgü dolu bir önsöz yazmış olması, o devirde bir kadın yazara nadiren rastlanması ve Fatma Aliye’nin kendi adıyla yayımladığı ilk romanı olması açısından önem arz etmektedir. Biz de bu eseri, ilgilendiğimiz dönem içinde ikinci baskısının yapmış olması münasebetiyle ele almak istiyoruz.

Muhâdarat, hatırda tutulan şeyler anlamına gelmektedir ve yayımlandığı zaman büyük ilgi uyandıran, duygusal bir tarzda kaleme alınmış, 19.yy sonu Osmanlı toplumundaki varlıklı bir aile hayatını derinlemesine yansıtan bir eserdir. Gönüllü olmadan ve başkalarının isteği ile yapılan bir evliliğin yol açtığı sıkıntılar, romanın temasını oluşturur.

Aliye Hanım, romanını dört ana bölüme ayırmış ve bu ana bölümler de kendi içinde yirmi ara bölüm ve bir hâtimeden oluşmaktadır.

Romanda anneleri vefat ettikten sonra öksüz kalan ve babaları Sâi Efendi’nin Câlibe adlı bir kızla ikinci evliliğini yapmasıyla hayat karşısındaki zor mücadeleleri başlayan Fazıla ve Şefik adlı iki kardeşten bahsedilir. Roman, Fâzıla’nın üzerine kurgulanmıştır; olaylar hep onun etrafında gelişir. Bununla birlikte Muhadarat’ın dört ailenin farklı noktalarda kesiştiği bir roman olarak zengin bir şahıs kadrosu içerdiğini söyleyebiliriz.

Romanda, söz konusu dört ailenin fertleri olarak, Câlibe, kardeşi Nâbi, anne ve babaları; Fâzıla kardeşi Şefik babaları Sâi Efendi; Mukaddem, annesi Münevver Hanım ve romanın sonunda ortaya çıkan Enîse ve kardeşi Şebib, anne ve babalarının yanı sıra bu ailelerle birlikte yaşayan câriyeler de önemli bir yere sahiptir: Sâi Efendi ve Câlibe’nin evinde; Reftâr, Mademoiselle, Josephine, Mehveş. Enîse ve Şebib’in Beyrut’taki evlerinde; Sevdâ, Muhabbet ve Peyman yani Fâzıla.

Muhadarat, üçüncü tekil şahsın anlatımıyla kaleme alınmıştır. Anlatıcı-yazar, olayları anlatmakla yorumları, düşünce ve tercihleriyle romanda yer alır. Bu özelliğini hocası Ahmet Mithad Efendi’den aldığı kesindir.

Romancı; başkahramanı Fazıla’yı beğenir, takdîr eder, onun her hareketini haklı görür, bunu da belli etmekten çekinmez.

Roman; bir düğün evinin ancak çok iyi bir gözlem sonucunda yazılabilecek tasviri ile başlar. Romancı, düğün evindeki insanların hallerini, tavır ve tutumlarını ayrıntılı bir şekilde gözler önüne serer. Bir kadın yazar olarak Fatma Aliye’nin, kadınlar için çok büyük bir önem arz eden düğün evini ayrıntılı bir şekilde anlatması ayrıca dikkate değerdir.

“Vâsi bir sofranın köşesinde paravana ile bölünmüş bir mahalde bir takım sâz terennüm eylemekteydi. Zavallı sâzende ve hânendelerin o günkü çalıp çağırdıkları ne kadar bihüdedir. Birçok dinleyenler bulunursa da bir şey anlayabileni var mıdır bilmem?”

Fatma Aliye, buradaki insanların düşündüklerini tahmin ettiği şeyleri okuyucuya kendi duyguları ile birlikte aktarır:

“Güzellik yalnız bir şeyde aranmak lazımdır ki o lüzûmunda derece-i te’sîri en ziyâde işte düğün evlerinde görülür. Eğer bu hususta yanılan güvey tarafı ise ‘vah yazık!’Anası olacak budalanın aklı neredeymiş.Zavallı çocuğu yaktılar.Gözleri kör müydü?…”

Yazar, bu şekilde, hem roman kahramanlarının iç konuşmalarını okuyucuya aktarmakta hem de kendi düşüncelerini okuyucusuyla paylaşmaktadır. Bu bölümde bir yandan düğünün nasıl olduğu hakkında zevkli mütaalalar sunarken; aynı zamanda düğünde bulunan iki önemli roman kahramanını, müsbet bir karaktere sahip olan Fazıla ile onun her bakımdan zıddı olan Câlibe’yi tanıtır.

Yazar, ikinci bölümde Fazıla’nın ve ailesinin geçmişi hakkında bilgi verir: Fazıla’nın annesi vefat edince, babası Calibe ile evlenmiştir. Calibe kendisini çok seven aşığı Süha’yı terk etmiş zengin olduğu için Sâi Efendi’yi tercih etmiştir. Yazar ayrıca, Fazılalar’a eskiden beri komşu olup annesinin samimi dostu olan her zaman Fazıla’ya destek olan, Münevver Hanım ile onun oğlu Mukaddem’den de bahseder. Çevrelerindeki insanlar Mukaddem ve Fazıla’nın ileride birbirlerine çok yakışacak bir genç çift olacaklarını düşünürler.

Zenginliği Süha’ya tercih eden Calibe, Sai Efendi ile evlendiken sonra Süha’yı köşke çağırtır ve orada kalması için izin ister, tek amacı iki erkeği birden idare etmektir. Süha, Calibe’nin kardeşi Nabi ile birlikte köşke gelir, onların yanına taşınır. Artık köşkte Calibe, Sai Efendi, Fazıla, Şefik, Süha, Nabi birlikte yaşamaktadır. Bütün bunlar olduktan sonra olayların Fazıla’nın aleyhine geliştiği bir dönüm noktası başlar. Calibe, kadınlığını kullanarak; bütün ahlak kurallarım, iffetini hiçe sayarak, Süha’yı elde etmek ister ve emeline ulaşır; fakat bütün bu yaptıklarından dolayı Süha Calibe ‘den nefret eder ve Calibe de bunun acısını zavallı Fazıla’dan çıkarmak ister. Bir süre sonra Süha, Calibe ile ortak olup daha doğrusu olmak zorunda kalıp, Fazıla ve Mukaddem’in arasını bozmak için hain planlar yapar ve bunda başarılı olur. Bu arada Calibe’nin erkek kardeşi Nabi, Fazıla’nın canciğer arkadaşı Fevziye’yi eline geçirir duygularına hükmeder. Süha da Fazıla’yı etkilemeye çalışır. Calibe ile evlenerek bütün bu olanlara sebebiyet veren Sai Efendi ise olup bitenlerden habersiz görünür.

Üç, dört ve beşinci bölümlerde bütün bu yapılan hain planlara, Calibe’nin fettanlıklarına ve ona arkadaşlık eden cariye Refter’in işgüzarlıklarına şaşırırız. Onlar Mukaddem’e iftiralar atıp Fazıla ile nişanlarını bozarlar. Buna en çok üzülenler çaresiz kalan Mukaddem ve oğlunun acı haline dayanamayan Münevver Hanım’dır. Bir süre sonra evde ipler kopar. Sai Efendi’yi de dolduruşa getiren