Ana Sayfa / Güncel Konular / Fırsat Her Zaman Ele Geçmez Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa
Atasözü ve Deyimler

Fırsat Her Zaman Ele Geçmez Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa


Fırsat Her Zaman Ele Geçmez Atasözünün Açıklaması

Fırsat Her Zaman Ele Geçmez Atasözünün Anlamı

Fırsat Her Zaman Ele Geçmez Atasözünün Hikayesi Kısa

Fırsat Her Zaman Ele Geçmez Atasözünün Öyküsü

FIRSAT HER ZAMAN ELE GEÇMEZ ATASÖZÜNÜN ANLAMI

Bu atasözümüzle eş anlamlı bir atasözü daha var. Der ki, “Yiğit bin yaşar, fırsat bir düşer.” Her iki atasözümüzün de anlamı şudur: Fırsatlar çok seyrek çıkar karşımıza. Yıllarca uğraştığımız halde bir türlü başaramadığımız bir şey, çıkan bir fırsatla hemen sonuca ulaşır. Ulaşır da, her zaman denk gelmez. Onun için, bir ömür boyunca önümüze çok seyrek çıkacak olan fırsatları iyi değerlendirmeliyiz…

FIRSAT HER ZAMAN ELE GEÇMEZ ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ

Önce bir uğultu duydu Orhan. Fakat bu uğultu ne fırtına uğultusuna, ne de bir başka uğultuya benziyordu. Dalgalı bir denizin dibindeki sesleri andırıyordu. Ama çok sürmedi… Sesler kesildi. Sadi Dede’nin sesi duyuldu: “Geldik işte… Açabilirsin gözlerini…”

Sadi Dede, “gözlerini açabilirsin” dedi ama bir türlü açamıyordu Orhan. Sanki o uğultuda, bir çölün bütün kumları gözlerine dolmuştu…

Çöl mü? Gözlerini uzun ovuşturmadan sonra zorlukla açabilen Orhan, kendini sahiden bir çölün ortasında buldu. Sıcaktan yer ve gök titriyor; beliren her titrek şey, titrek bir anlam sergiliyordu… Güneş, olanca sıcaklığını bir lav gibi kumların üzerine yaymıştı…

Derken, gittikçe belirgin bir hal alan görüntülerle birlikte sesler de duyulmaya başladı. İşte, bir handaydılar… Orhan, dedesinin elini tuttu. Her şey bir garipti. Eşya, insanların kıyafeti, uçsuz bucaksız Bir kum denizi… Bunlar Orhan’ın ilk defa gördüğü şeylerdi.

Sadi Dede’nin uyarısıyla kendine gelen Orhan, dedesinin gösterdiği yere baktı. Kalın kerestelerden yapılmış bir masada oturan iki adamın konuşmasına kulak kabarttı… Yaşlı olan adam, genç olana;

“Bu hana uğrayan bütün kervanlar, buradan ayrılır ve ayrı ayrı üç şehre giderler” dedi. “Ama hiç birinin yolu senin gideceğin şehirden geçmez… Yedi yıldan beri bu handa çalışıyorsun. Hep aynı kervanlar gelip geçti. Senin gideceğin şehre çalışan kervanlar, buraya on gün uzaklıktaki Karahan’da konup göçerler. ./’ Yaşlı adam, önündeki tastan birkaç yudum şerbet içtikten sonra sözüne devam etti:

“Kimin aklına gelirdi ki; Karahan yolundaki kervanlardan biri, kum fırtınasında yolunu şaşırıp, ta buralara kadar gelecek? İşte bu kervan seni ailenin bulunduğu şehre götürecek kervandır…

Aklını başına topla.

Çok da düşünme. Kervancılar yola çıkmaya hazırlanıyorlar.”

Genç adam, başı önünde dinliyordu. Kararsız bir hali vardı. Burada önceleri epey sıkıntı çekmiş, ama alışmıştı artık. Durumu çok da kötü değildi. Kervana katılıp gitse, ailesini yerli yerinde ve sağ salim bula­bilir miydi acaba? Aradan yıllar geçmişti…

Onun bu düşüncesini sezen yaşlı adam, elini gencin omuzuna koydu:

“Bak evlat” dedi. “Yedi yıldır uğramayan kervan, bugün şaşırıp buraya gelmiş… İyi düşün.”

Ve derin bir soluk alan yaşlı adam, çok önemli bir atasözünü bir kelebek gibi Orhan’ın bellek kafesine doğru uçuruverdi:

“Fırsat her zaman ele geçmez…’

“Kelebeği yakaladıysan bekleme” dedi Sadi Dede. “Hazırsan dönüyoruz…”

Orhan, mutlu bir gülümsemeyle, kelebeği belle­ğine yerleştirdiğini ima etti. Derin bir nefes aldı. İlk defa gördüğü ve bir daha göremeyeceği geçmiş, zaman dilimindeki insanlara ve eşyaya baktı. Huzur içinde başım dedesinin göğsüne bastırıp, gözlerini yumdu…

Yine o korkunç uğultu ve sarsıntıdan sonra, bitkin bir halde gözlerini açan Orhan, başım dedesinin göğsünde ve kendini evlerinde buldu…




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir