Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Mehmet Emin Yurdakulun Şiirlerinin Özellikleri

Mehmet Emin Yurdakulun Şiirlerinin Özellikleri


Mehmet Emin Yurdakulun Şiirlerinin Özellikleri

Mehmet Emin Yurdakulun Şiir Anlayışı

Mehmet Emin Yurdakulun Şiirlerinin İncelenmesi

Mehmet Emin Yurdakulun Şiirlerinde İşlediği Konular

Mehmet Emin’in 1897 Yunan Savaşı sırasında Asır’da neşrettiği “Ben bir Türk’üm dinim cinsim uludur.” mısraı ile başlayan “Anadolu’dan Bir Ses yahut Cenge Giderken”, ardından 1899’da şiirlerini topladığı ve adım bilinçli olarak Türkçe Şiirler verdiği eseri fikir, dil, üslup ve muhteva bakımından büyük ilgi görmüştür. Servet-i Fünûn sanat anlayışının hâkim olduğu bir dönemde önemli bir çıkış olan Türkçe Şiirler, kitabın başında yer alan Recaizade Mahmut Ek­rem, Abdülhak Hamit Tarhan, Şemsettin Sami, Rıza Tevfik ve Fazlı Necip’e ait olan takrizlerin yanında Gibb, Vambery gibi Türkologların Yurdakul’a yazdıkları mektuplardaki övgüleri, askerlerin şiirleri ezberden okumaları eserin döneminde ne kadar beğenildiğini ve benimsendiğini göstermektedir. Ömer Naci’nin Ser­vet-i Fünûn’u, Rıza Tevfik’in Mehmet Emin’i dil ve üslup açısından savunması

çerçevesinde vuku bulan tartışma ise Türkçe Şiirlerim, daha çok tanınmasını sağ­lamıştır.

Zonaro’nun resimleriyle neşredilen Türkçe Şiirler’yer alan ilk eser “Biz Nasıl Şiir İsteriz”de Yurdakul hem sorusunun cevabını vermiş hem de daha sonra vücuda gelecek olan Millî Edebiyat Akımı’nın poetikasını belirlemiştir:

Biz Nasıl Şiir îsteriz

“Köroğlu” ne? Anadolu dağlarında görünen,

Hep evleri, yapılan çamurlara bürünen,

Köycüklerde, rençperlerin yurtlarında okunur:

Bir kitap ki ya bir yetim keçisini çaldırtır;

Ya bir çiftçi çocuğunu ıssız dağa kaldırtır;

Öyle şeyler belletir ki akıllara dokunur.

“Fâtih” nedir? İstanbul’un surlarının altında,

Karadeniz Boğazı’nda, Hisarların sırtında,

Gayet güzel düşünülmüş, gayet iyi duyulmuş.

Bir şiir ki şehitlerin al kanıyla yazılmış;

Bir kılıç ki kitabının alt yanma asılmış;

Bir altından heykeldir ki bir odaya konulmuş.

Biz o şiiri isteriz ki çifte giden babalar,

Ekin biçen genç kızlarla odun kesen analar,

Yanık sesin dinlerlerken gözyaşlarını silsinler.

Başlarını açık, beyaz sinesine koysunlar;

Yüreğinin, özleriçün çarpmadığın duysunlar;

Bu çarpıntı, bu ses nedir? Neler diyor? Bilsinler.

Mehmet Emin Yurdakul’un halkçı ve milliyetçi duygularının gelişmesinde yetişme tarzı, Şeyh Cemalettin Efgani ile tanışması ve sohbetlerine katılması önemli rol oynamıştır.

Türkçe Şiirlerden başka Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Ordunun Destanı gibi sanat anlayışını eserlerinin başlıklarına/isimlerine de yansıtan, kah­ramanlık dışında halkın dertlerini de ele alan ve her zaman ümitvar olan şairin amacı güzele değil, faydalı olana ulaşmaktır. “Halkın hayatından ilham alarak onu mevzu ittihaz etmek ve bunları halkın diliyle terennüm etmek” ilkesinden hareket eden, Luther’in İnciV i Almancaya çevirerek Avrupa’yı uyandırmasını ve medeniyetin ilerlemesini sağlamasından etkilenerek “Luther Hristiyanlıkta ne yaptıysa, işte ben de memleketimin edebiyatında onu yapmak istiyorum.” (Engi­nim, 2007: 580) diyen Yurdakul, fikrî anlamda ve halka kendi diliyle hitap etmede öncü telakki edilmiş; hece veznini uygulama, halk edebiyatı şekillerini kullanma­da, duyuşunu aktarmada çok başarılı olmasa da kendisinden sonra gelen nesilleri etkilemiş, Millî Şair unvanını almış ve Millî Edebiyat Akımı’nın ilk adımlarım atmıştır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir