Ders ve Çalışma Kitabı Cevapları TIKLAYINIZ

Sponsorlu Bağlantılar
Ana Sayfa / Rüya Yorumları / Rüyaların Tarihi ve İnanç
Rüya Tabirleri

Rüyaların Tarihi ve İnanç

Sponsorlu Bağlantılar


Rüyaların Tarihi ve İnanç

Rüya yorumlamanın uzun ve inişli çıkışlı bir tarihi vardır. Mesela, Yusuf Peygamber tarafından yorumlanan kıtlık ve bolluk rüyası gibi. Yusuf Peygamber, rüyalar aracılığıyla muazzam bir içgörü kazanmıştır.

Eski insanların gelecekten haber veren kehanet rüyalarına müthiş bir inancı vardı. Bunlara “vizyon” diyorlardı. Tanrılar tarafından gönderilmiş uyarılar ve nasihatler olduklarına inanıyorlardı. Modern dünyada ise rüyaların daha çok Yüksek Benliğimizden yani benliğimizin daha ruhani yanından geldiği inancı hâkimdir.

Dönüp dolaşıp geldiğimiz yer neredeyse aynıdır. MS IV. yüzyılda Artemidoros adlı bir rüyacı için rüyalar Rüya Yorumlamanın Beş Kitabı’nı yazacak kadar önemliydi. 19. yüzyılda Freud rüyaları değerlendirene kadar, Artemidoros’un yaptığı yorumların pek çoğu doğru kabul ediliyordu. Hâlâ da rüya yorumlama üzerine pek çok kitap onun yorumlarından izler taşır.

ilk psikanalistler, özellikle de Freud, çoğu rüyamızın cinsel kimliğimiz ve cinsellikle ilgili tutumlarımız üzerinden açıklanabileceğine inandı. Bu açıklama büyük ihtimalle henüz zihnin mekanizmalarına dair çok az şey bilindiği için kabul edildi. Dolayısıyla rüya rüyayı görenin kendisiyle ilgili temel bir bilgiye bağlanırdı. Araştırmalar sayesinde terapistler ve rüya analizcileri için daha çok bilgiye ulaşmak mümkün olunca, cinselliğin açıklama yapabilmek için tek dayanak noktası olmadığı açıklık kazandı.

Freud’un rüya üzerine görüşleri, psikanalist olarak yaptığı kendi çalışmalarından ortaya çıkmıştır ve rüyaların zihnin görünen yüzeyinin altında kılık değiştirmiş ifadeler olduğu inancına dayanır. Dolayısıyla rüyacının yorumlama için, farklı görüntülerin anlamını çözme yeteneğine sahip başka birine ihtiyacı vardır. Zihin bütün mekanizmalarını rüyacıdan bilgiyi saklamak için kullandığından, yorumlayacak kişinin zihnin nasıl çalıştığını da bilen birisi olması gerekir. Bunu da psikanalistten daha iyi kim yapabilir?

Bununla birlikte, rüyalarını kaydetmek konusunda kendini eğiten kişi kendi kendisinin terapisti de olabilir.
Freud analistin hastaya belli bir yöntemle yaklaşması gerektiğine inandı. Analist, hastanın zihninin nasıl çalıştığının farkında olmalı ve “üçüncü kulakla dinlemeye'” gayret etmelidir (bu, dinlemekten ziyade, hastanın ne söylemek zorunda olduğunu duymak olarak tanımlanabilir). Yine de kendisinin, bizzat analizcinin bilinçaltı ketlemelerinin ve farkındalığının, yaptığı yorumları nasıl etkileyeceğini hesaba katmadığı da not edilmelidir. Rüyadaki görüntülerle rüyacı arasındaki ortak noktaları bulmak ise bize ekstra bir bilgi verebilir. Bu hem kelimenin söylenişi hem de uyandırdığı düşüncelerle oluşan sözcük çağrışımlarıyla yapılabilir. Rüyadaki görüntüleri başlangıç noktalarına çekerek, hastaların bilinçaltı motivasyonlarına dair daha fazla bilgi edinmek mümkün olur. Benzer noktalar sayesinde hatırlanan geçmişin yükleri ve travmaları, rüyacının günlük hayatında nasıl davrandığını
Theodor Reik’in, hastayı gözleyen usta bir hekimde olması gerektiğine inandığı sezgisel, algısal yeti. 1948 yılında yayımlanan Üçüncü Kulakla Dinlemek adında bir kitabı da vardır, da açıklar. Hatırlanan algılar fazlasıyla özneldir ve -cinsel ya da başka bir şekilde olsun- suistimal olarak algılanan şey gerçekten de öyle olmak zorunda değildir.
Freud ayrıca rüyalarda iki düşüncenin tek bir görüntüde bütünleşebildiğine de inanırdı.

Bu hiç şüphesiz doğrudur ama o bu süreci bilinçaltı isteklerin kılık değiştirmesi olarak görmüştür. Dolayısıyla bilinçaltındaki bir isteğin yorumlanabilmesi için çözümlenmesi gerekir, isteğin kılık değiştirmesinden çok zihnin onu bilinir yapmaya çalıştığı da doğru olabilir. Bir şekilde rüyada o görüntüyü göstermek bizi onun hakkında düşünmeye zorlar. Böylece olumlu yönde, onu tam anlamıyla bilinç düzeyine getirebileceğimiz bir ortam oluşur. Ve yine unutmamalıyız ki, o dönemde Freud’un bir psikanalist olarak ilgilendiği insanlar, bazı şeyleri saklamaktan çıkarı olan kişilerdi. Yasaklama ve baskılamanın hâkim olduğu bir kültürel ortam vardı.
Freud’un o zamana kadarki teorilerinin çoğunun, özellikle de sembolizm söz konusu olduğunda, bu durumla ilgisi vardır. Zihin bazı objeleri başka şeylerin yerine geçirir ve bu bazen sembolik bazen de temsilî şekilde olur. Bütün insanlar tarafından paylaşılan temel kalıplara dair ortak yorumlar vardır. Kesin olmayan şey, bütün bu sembolizmin, örtülü ya da değil, çocukluk dönemine ait bir cinsellikten kaynaklanıp kaynaklanmadığıdır. Ancak Freud karşılaştığı cinsel sembolizmin görünüşte evrensel olduğunun farkındaydı. Hastanın kendi sembolizminin diğer yönleri konusunda ufkunu genişletmek de mümkün olabilirdi.

Freud’un öğrencileri, analiste her zaman haklı olma gücünün verilmesinin ve “Eğer bu anlama gelmiyorsa kesinlikle şu anlama geliyor…” tarzı talimatların son derece tehlikeli olduğunun farkına varınca, rüyaların yorumlanma alanını genişleten bir hareket doğdu. Freud’un öğrencisi olan Jung şöyle yazmıştı: “Bastırılmış arzuların ve korkuların somutlaştığı rüyalar elbette vardır. Ama herhangi bir somutlaşmaya vesile olmayan rüyalar da vardır. Rüyalar, kaçınılması mümkün olmayan gerçekler, felsefi çıkarımlar, yanılsamalar, vahşi fanteziler, beklentiler, doğaüstü deneyimler ve hatta Tanrı bilir arkasında neler olan telepatik görülere dair ifadeler içerir.” Jung, rüya yorumlama yöntemlerinden birisinin, rüyadaki unsurların ve karakterlerin rüyacının kişiliğinin parçaları olduğunun farkına varılması olduğunu ve yorumun da böyle olması gerektiğini ileri sürer. Bu tarz öznel bir yaklaşım, rüyacının kişiliğine, korkularına ve şüphelerine, tamamen özgürleştirici bir yönde içgörü sağlar. Yorum nesnel değil öznel olacağı için rüyacının bütünlüğüne bir zarar verme söz konusu olmaz. Analist orada sadece yorumlamaya yardım etmek için vardır.

Bu varsayımdan hareketle “arketipler” hakkında çalışmalar doğmuştur. Jung eril ve dişi ikiliğinden doğan cinsel dürtülerin geçerliliğinin farkına varır. Böylelikle kişiliğimizin sakladığımız parçaları olduğunu kabul etmiş ama asıl önemli olan şeyin rüyanın aleni içeriği olduğunu söylemiştir. Gizlenen değil açığa çıkan şey önemlidir. Rüyaların bazen, gizlenmiş bir çelişkinin ya da zorluğun etkisinde kaldığı olmuştur ama başka zamanlarda da -günlük hayatta ya da psikolojik bir düzeyde- farkına varılmamış bir potansiyeli, bir olasılığı ortaya çıkardığına da rastlanmıştır. Jung her rüyanın, rüyacının öncelikli olarak geçmişiyle değil, şu anki durumuyla ilgili olduğunda ısrarcıydı. Belli ortak sembollerin geçerliliğini kabul etmişti ve üstelik -hepimizin erişebildiği bir bilgi deposu olarak- kolektif bilinçaltını anlama noktasında “evrensel” tabirini kullanmıştı. Çünkü o, rüyanın, rüyacının işine en fazla yarayacak şekilde yorumlanabileceğine inanırdı. Ayrıca rüyanın birçok şekilde yorumlanabileceğini de fark etmişti.
Jung, insanı, “benliğin arketipi” adını verdiği, bütünleşmeye yönelik güçlü bir dürtü içinde görmüştür. Bütünlük dürtüsü bu muazzam bilinçaltı içindeki belli temalar tarafından etkilenir. Bu temalar daha çok karşıtlıklar ya da ikilik içinde ele alma eğilimindedir. Jung’a göre, varlığını sürdüren negatif bir ikiz/ötekİ; kişiliğimizin karanlık, baskılanmış yanlarından oluşan, orada bireye çelme takıp düşürmek, mümkünse zarar vermek için bekleyen kişisel bir ifrit vardır. Bu gölgeye karşı koyabiliriz ve bunu yapabilmenin en etkili yolu da mitlerin ve efsanelerin zengin katmanlarından geçer. Sadece pozitif/negatif yönlerin fark edilmesinden değil, Animus ve Anima denilen temel kadın/erkek ikiliğinden de. Kişiliğimizin gizli kalmış bu yanlarıyla iletişimimizi geliştirerek ve bir çeşit içsel diyalog kurarak yoğun bir rahatlama duygusuyla ilerleyebiliriz. Kişiliğimizin yabancı tarafına -genellikle seri halinde rüyalarla- ulaşıldığında bütüne yeniden dahil edilebilir.

Daha sonra Calvin Hali (çoğunlukla rüya içeriği üstüne) ve Fritz Perls tarafından yapılan bir çalışma, rüyanın son derece kişisel bir eylem olduğunu ileri sürmüştür. Hail, rüyaların, kişinin ruhundaki önemli durumlara dair ipuçları veren kişisel dokümanlar olduğunu söyler.

0
like
0
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry


Sponsorlu Bağlantılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir