Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Sait Faik Sarnıç Hikaye Kitabı Özeti, Kahramanları, İncelemesi

Sait Faik Sarnıç Hikaye Kitabı Özeti, Kahramanları, İncelemesi


Sait Faik Sarnıç Hikaye Kitabı Özeti, Kahramanları, İncelemesi

On altı hikâye. Kitaba adını veren ilk hikâyede “dağın eteğine beyaz minareleriyle sarılmış bir şehrin” lisesini bitirmiş bir adam, çocukluğunu, ilk gençliğini anlatır. Bir İstanbul kızıyla evlenmiş, karısını mesut edememiştir. Mahrumiyetlere katlanamayan Fitnat, bir gün, özlediğini söyleyerek
, baba ocağına döner; bir yıldır gelmemiştir hâlâ. Hikâye kahramanı, uzun boylu, ipince bu İstanbul kızını hatırlar; kurumuş hâtıralar sarnıcına gizli, bilinmez bir menbadan akan şarıl şarıl su seslerini dinleyerek, bu son hâtıralarla avunmaya çalışır. İkinci hikâye Kalorifer ve Bahar’da İstanbul’un bir kenar mahallesi anlatılır: Mahalleden yeniyetme bir çocuk, adı Capon, gizli uzak bir dünya gibi İstanbul’u keşfeder; sinemayı, kaloriferi öğrenir; baharda gezisini tazeler; şehri tamamen tanımıştır artık, bir daha da dönmez mahalleye. Beyaz Altın’da olay Birinci Dünya Savaşı yıllarında Adapazarı’nda geçer: Zahire ticareti yapan, savaş vurguncusu Eskicizade Nedim, önce Haleplizadeler’i, sonra Rahmi Bey’i iflâs ettirir, İstanbul’a gelir, dişlerine platin kaplattırır. Mütareke’den sonra ölür, ardiyelerinin karşısındaki Kanlı Mezarlık’a gömülür. Sonradan Belediye Meclisi, şehrin göbeğindeki bu mezarlığı kaldırmaya karar verir. Eskicizade’nin kabrinden kemikleri bile çıkmamıştır. Vurguncunun “beyaz altın” dişlerinin, gömülmesinden hemen sonra birkaç kişi tarafından sökülmüş, cesedinin dereye atılmış, paraların da İstanbul’da meyhanecilere ve kart fahişelere çarçur edilmiş olduğu anlaşılır. Dördüncü hikâyede olay, İstanbul camilerinden birinin avlusunda geçer: Bir Karpuz Sergisi açmak isteyen, para da bulmuş, fakat asla açamayacak, avare ruhlu bir adamın boş hayalleri yansıtılır. Geceleri Galata Köprüsü’nün üstünde Mavnalar’ı seyredenler, biri amele, öteki gemici kılıklı canciğer iki taşralıdır. Biri bir değirmende çalışır, öteki çımacıdır. Bir gün işinden çıkarılan çımacı, Paşabahçe cam fabrikasına girer, artık orada yatıp kalkacaktır. Birlikte son akşamlarını gene köprü üstünde geçirirler. Her seferinde köprü altından geçen, tepeleme tahıl yüklü mavnalara atlamayı düşünen amele, ilk defa o gece böyle bir istek duymaz içinde. Gece İşi, bir meyhanede kırkbeşlik bir adamla içki içen genç Ömer’e, kadınlardan birinin “Ömer, tabiatını değiştirdi galiba!” diye laf atması üzerine çıkan tatsızlık ve kavgayı ele alıyor; olay bir sabahçı kahvesinde gelişir.

Hancının Karısı’nı hikâyeci, yanında bir köpek, birkaç ay kalmak, dinlenmek için, Karakurt gölünün yanındaki bir Çerkes köyüne giderken, bir dağbaşında bir handa görür. Karısı olgun, dolgun, kırmızı, geniş ve gözleri geceleyin dağda kurt gözleri gibi ışıltılı, cılız hancı da o köydendir. Hikâyeciye orada bir yer bulmaya söz verir. Hikâyeci dört yataklı boş bir odada bir şey bekleyerek sabaha karşı uyur. Bu beklediği şeyin, hancının doyuramadığı genç karısı olduğunu uzun seneler anlayamamıştır. Lohusa, Sakarya kenarında kırkbeş hanelik bir köy olan Kumköy’deki bir facianın öyküsüdür: Yetmiş yaşında üçüncü karısından bekâr kalan Hasan Ağa, yirmibeşinde Boşnak güzeli Zehra’yı getirmiştir eve. Yetmiş dokuzuna basan Ağa’nın, bu dördüncü karısından çocuğu olacaktır, Zehra’nın sancısı tutmuştur. Durum evdeki oğul, gelin, görümce ve damatlar arasında kin ve nefretlerin patlak vermesine yol açar; aile birbirine girer; sopalardan biri de yatakta kıvranmakta olan Zehra’nın karnına doğru kalkmıştır. Ormanda Uyku, düzyazı şiir niteliğinde bir parça. Kim Kime hikâyesinde Ada’nın yukarlarında yoksul bir evin erkeği ölmüş, bir çocuğuyla aç kalan kadın, cenazeyi kaldırmak için birkaç kişiye ve Belediye doktoruna başvurmuş, hepsinin de paradan demvurduğunu görünce, ölüyü bir çarşafa sararak, tepeden uçuruma bırakıvermiştir. Üç gün kar yağar. Ölen adam ve kadın, hatırlanmaz bile. Yaz gelir, bir gün yüzü sapsarı kadın gözükür, gelen vapura biner ve hikâye şu cümlelerle sona erer: “Vapurun içinde tek kadındı. Tek biletsizdi. Fakat Kadıköy iskelesine vapurdan ne kadar bilet varsa o kadar adam çıktı. Ne fazla, ne eksik.” Park, Gülhane Parkı’dır; tasvirinin içine bir de olay girer: Parkın gediklilerinden onyedisinde yosma Dilber ile Mızıka-i hümâyun çavuşlarından, cinsî sapık Ali Efendi, aslında ikisi de iyi birer insan, sonunda evlenir, bir aile mutluluğuna kavuşurlar. Gaz Sobası mavi, kırmızı, yeşil mikalarından tatlı ışıklar serpen, acayip ve güzel bir sobadır. Ara sıra şehre inerek, herkesleri şaşırtan şeyler alıp gelen, hayal düşkünü ve Bursa köylerinden birinde kahveci Recep’in sobasıdır; Recep, yaşamanın şiirini böyle eşyalarla duyar. Plaj İnsanları hikâyesinde Avrupa hayranı, türedi züppelerle, yoksul fakat onurlu balıkçılar arasındaki hayat, ahlâk, karakter farkları gösterilir. Davudun Anası’nda Ali, doğduğu kasabaya otuz yaşında döner, şimdi öğretmendir. Şehir dışında, çocukken sevdiği Saime’lerin yıkılmış evlerinin hemen yanı başında, kimsesiz bir kadının bir odasında oturmaktadır; kadının küçük oğludur Davut. Ali, ders de çalıştırdığı bu Davut’un ve annesinin kişiliklerinde eski hayalî bir aile mutluluğunu yaşar. Kitabın son iki parçası Grenoble’de İtalyan Mahallesi ile Marsilya Limanı; adı geçen yerlerin tasviri ve oralara ait anıların toparlanışıdır. • İlk kitabı Semaver’de ustalığını hemen kabul ettirmiş olan hikâyeci, gene kendi yaşantı ve anılarından derlediği hikâye tekniğindeki yetkinlik ve şiire büyük yatkınlığını sürdürür.




Tek Yorum

  1. çoookkkkk saolunnn

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir