Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Sait Faik Son Kuşlar Hikaye Kitap Özeti, İncelemesi, Kahramanları

Sait Faik Son Kuşlar Hikaye Kitap Özeti, İncelemesi, Kahramanları


Sait Faik Son Kuşlar Hikaye Kitap Özeti, İncelemesi, Kahramanları

Yazarın ondokuz hikâyesini derleyen ve en sevilen kitaplarından biri olan eserde ilk hikâye Son Kuşlar; horlanan, yağma edilen, kökleri kurutulmak istenen tabiat güzelliklerine, kuşlara, çimlere yakılmış bir ağıttır. Kuşlar adaya iki senedir gelmez olmuşlardır; çünkü birer damları etleri için
, sonbahara doğru bu tabiat harikaları sakaları, iskete, flurya ve serçeleri ökselerle tutup dişleriyle hemen boğan, canlı canlı yolanlar, onları Konstantin Efendi gibilere satanlar vardır. Yol kenarlarında tabiat anamızın koyu yeşil saçları olan çimenleri söküp söküp özel bahçelerine götürenler vardır. Bulamayan hikâyesinde güzleri yanında bir paketle İstanbul’dan Burgaz Adası’na gelen güleç yüzlü, ellisinde bir adam anlatılır. Adam tekmil kamaraları su dışında, su ile hiç teması olmayan bir tekne icad etmek peşindedir; Burgaz’da etrafını saran çocuklara hep bu tasarısını açıklar; kendini tatlı bir rüyaya kaptırmıştır. Yaşayacak, balıkçılık üzerine ayrıntılarla örülü bir deniz hikayesi ve İmroz’lu bir Rum balıkçının portresidir; Kendi Kendime bir iç monolog. Radyoaktiviteli, Röportajlı Hikâye’de bir otomobil yolculuğu sonunda, maden suları ve banyolarıyla meşhur bir çerkes köyüne varılır: Tesisler moderndir, her şey zenginler için yapılmış, eskiden buradan yararlanan köylülere bütün kapılar kapanmıştır. Bir Kaya Parçası Gibi duran adam, balıkçı Barba Vasili’dir, sisli bir günde hikâyeci onunla balığa çıkar. Gün Ola Harman Ola, kemik kakmalı, “durmadan bir yeniden doğmanın mehtabı gibi” boyacı sandıkları yapan, Bakırköy’lü halk sanatkârı Mercan Usta’ya bir övgüdür. Bir gün Usta’ya böyle bir sandık sipariş eden, delikanlı bir boyacı, Usta’dan, sandığın üzerine “Gün ola, harman ola!” cümlesini de yazmasını ister. Ağıt istakoz avcısı Barba Apostol’un ölümüne yakılır. Hikâyecinin birçok defalar avlanmaya gittiği yaşlı yoksul balıkçı, bir gün Kumbaros kayası civarında sandalının içinde tek başına ölür. Yalnız ağıyla yaşamış, yetmiş beş yıl yalnız ağlarıyla aç açık kalmamış Apostol’un, ağlarıyla beraber gömülmemiş olması, hikayeciyi çok üzmüştür. Balıkçısını Bulan Olta’da hikâyeci, Galata köprüsü altına balık tutmaya inmiştir; yanına yaklaşan bir sokak çocuğunun gizli isteğini sezer, emanet veriyormuş gibi, onurunu kollayarak oltayı çocuğa devredip uzaklaşır. Barba Antimos, hikâyecinin gönlünü tatlı anılarla doldurmuş, ölümün eşiğinde, seksenlik bir duvarcı ustasıdır. Yurdundan çekip gitmiş, yad elde gönlünce yaşamış, sonra pişman, yenik baba ocağına dönmüş, Tevrat’taki haylaz oğul psikolojisini yansıtarak başlayan Haritada Bir Nokta hikâyesinde yazar, gene Burgaz’a gelmiştir. Kadrini bilmediği insanlara usul usul sokulmaya çalışır, yadırganır; kendini bağışlattıracak, sevdirecektir. Fakat bütün iyi niyetleri boşunadır: Bir dülgerbalığını hakedebilmek için canla başla çalışan, dışardan birisine ırıp reisi hiçbir pay vermeyince, yazarın insan sevgisine açık gönlü birden kararıverir. Yazı yazmak da bir hırstı; bütün hırslarından arınacak, burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecekti; yapamamıştır. Bir tütüncüye koşarak kâğıt, kalem alır, kalemini yontar, öper, yazmasa deli olacaktır. Sivriada Geceleri’nde hikâyeci Nisan ayında bir akşam, balıkçı Kalafat ve yardımcısı çocuk Sotiri ile karagöz balığı avına gider. Geceyi Sivriada’da geçireceklerdir; bir martının ölüşünü görmek hikâyeciyi, hayalinde bir martı mitosu yaratmaya götürür. Sivriada Sabahı, önceki hikâyenin devamıdır. Türk Ülkesi, bir yapı yerinden duyulan bağlama ve kaval seslerinin hikâyecide uyandırdığı yurt sevgisini; Yandan Çarklı Köprü’den Burgaz’a dönüşlerinden birinde içini dolduran insan sevgisini dile getirir. Pay, bir balık avından pay alma tartışması üzerine kurulmuştur. Korent’li Bir Hikâye, tema’sı bakımından Son Kuşlar hikâyesine çok benzer, onun devamı gibidir: Burgaz Adası’nın tabiat güzelliklerini imha edenlere karşı bir bucak müdürünün ilgisizliğine yakınılır. Kırlangıç Yuvasındaki Kadın, deniz kenarında bir hamal kahvesinin iç duvarına yapışık bir kırlangıç yuvasında hayal edilen bir kadındır. Son hikâyenin kahramanı Dondurmacının Çırağı, Burgaz’da çalışan, Todori adında, İmroz’lu bir çocuktur. Öbür insanlarla selâmı sabahı kesmiş hikâyecinin, ona yakınlık göstermesi, dükkândaki ikinci çırak tarafından kötüye yorumlanır. Onun uyarması üzerine Todori, bir süre, hikâyeciyle ahbaplığı keser. Hikâye, çocuğun, işini bırakıp İmroz’a dönmesiyle sona eriyor.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir