Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Ders ve Çalışma Kitabı Cevapları TIKLAYINIZ
Şiir

Sere Serpe Şiirinin Hikayesi

Şimdiki yazımızda “Sere Serpe Şiirinin Hikayesi” incelemeye çalışacağız.

Sere Serpe Şiirinin Hikayesi

Muvaffak Sami Onat’ın Gel gör ki adlı şiir kitabını aldım bir sahaftan. Kitabın imzalı olmaktan öte bir özelliği daha vardı; her şiirin bulunduğu sayfaya aynı şiirin daktiloda yazılmış ve düzeltilmiş hali toplu iğneyle iliştirilmişti ve paslanmış iğneler bu işin yıllarca önce yapıldığının kanıtıydı. Daktiloyla yazılmış sayfaların arkası boştu, biri hariç; arkasında Orhan Veli’nin Sere Serpe şiiri vardı, hem de kendi elyazısıyla…

Muvaffak Sami Onat, Orhan Veli’nin arkadaşıdır. Ölümünden sonra Varlık’ta şairin biyografisini yazan da ondan başkası değildir. Söz konusu yazıda, Orhan Veli’nin askerlik yaparken kendisine gönderdiği bir mektuptan alıntılar da yapar Muvaffak Sami. Bunların en ünlüsü, hemen hemen bütün Orhan Veli biyografilerinde yer alan şu paragraftır:

“1914’te doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak saldım. 13’te Oktay Rifat’ı, 16’da Melih Cevdet’i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18’de rakıya başladım. 19’dan sonra âvarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25’te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok âşık oldum. Hiç evlenmedim, şimdi askerim.”1

Sere Serpe’nin yazılış öyküsü

Yer: Ankara’da Sabahattin Eyuboğlu’nun evi. Yıl 1946. Ev halkı ve misafirler salonda otururken küçük odada genç bir kız sedire uzanmış isteksizce ders çalışıyor. Odanın öbür köşesinde, şair kâğıda bir şeyler yazıyor. Sonra genç kıza uzatıyor kâğıdı:
“Bak, senin için bir şiir yazdım.”
Okuyor genç kız:

SERE SERPE

Uzanıp yatıvermiş sere serpe;
Entarisi sıyrılmış hafiften;
Kolunu kaldırmış koltuğu görünüyor; Bir eliyle de göğsünü tutmuş;
İçinde kötülüğü yok biliyorum;
Yok, benim de yok ama,
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!

Evet, şairimiz Orhan Veli, genç kız da Bella. Gerçi iki üç yıl önce tanışmışlardır ama samimiyetleri o kadar eski değildir. Bella, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde İngilizce dersi vermektedir, bir yandan da liseyi bitirmek için gayret göstermekte, bıınun için de kalan birkaç derse çalışmaktadır.

Sevgili dostum Şeref Özsoy’la Erol Güney’in Ke(n)disi yazarken tanıştık Bella’yla ve bu öyküyü onun ağzından dinledik. Bella (kızlık adı Kent), 1923’de İstanbul’da doğar, ilk ve orta öğrenimini değişik okullarda sürdürür. 40’lı yıllarda Ankara’da yaşayan ablası Dora’yı sık sık ziyaret etmektedir. Dora, Güzel Sanatlar Müdürliiğü’nde görevlidir. Eniştesi ise 1946’ya kadar Tercüme Bürosıı’nda çalıştıktan sonra istifa ederek Fransız Haber Ajansı’na geçecektir. Erol Güney’in üniversite yıllarından beri tanıdığı ve Tercüme Bürosu’nda da dostluğunu sürdürdüğü Orhan Veli, Güney çiftinin evlerine konuk olmaktadır sık sık. Yine 1946’da, İsmail Hakkı Tonguç ve Sabahattin Eyuboğlu, bir vesile ile Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüşürler. Cumlıurbaşkanı’na, “Hasanoğlan’da İngilizce dersi verebilecek bir kız bulduk ama adı Bella” dediklerinde aldıkları yanıt, İsmet Paşa’nın tipik sakinliğinin ürünüdür sanki: “Ee? Ne bekliyorsunuz hemen işe alın!”

Bella liseyi bitirmediği için öğretmen değil de kütüphaneci olarak işe alınır. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nde İngilizce, Fransızca ve Almanca’nm yanı sıra jimnastik dersleri de verecektir. Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası adlı eserini sahneye koyanların arasında o da vardır. Sahne düzenlemesine yardımcı olmakla kalmayacak, oyunculara oyundaki dansları da o öğretecektir.
1946 seçimlerinden sonra değişen politikadan Tercüme Bürosu, Milli Eğitim Bakanlığı ve Köy Enstitüleriyle birlikte Bella da payına düşeni alacaktır. 1948’de Meclis’te verilen soru önergelerinden birisi doğrudan kendisiyle ilgilidir çünkü. Hükümetten, liseyi bitirmemiş bir Yahudi kızının para mukabilinde Hasanoğlan’da ders verip vermediği sorusunun cevabı istenmektedir. Doğal olarak, Bella’nın Hasanoğlan’daki öğretmenliği nihayete erecektir.

Şiirden sonra

Orhan Veli uzun yıllar boyunca Bella’ya kur yapacaktır. Bir de isim bulmuştur ona: Düşes. Karşı adlı kitabını 1949’da Bella’ya verirken ilk sayfasına, “Bu iş böyle yürümez, duehesse!” diye yazacaktır. Ancak neyin yürümediği tam olarak belli değildir. Kuvvetle muhtemeldir ki, Bella’nın, Orhan Veli’yi hep arkadaş olarak görmesi, platonik ilgisini dostluğa yorumlaması artık şairin canını sıkmıştır. O yıllarda Orhan Veli’nin birkaç kadına daha kur yaptığını bildiğimiz için, Bella’nın pek de haksız olduğunu söyleyemeyiz.

Bella, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde işine son verilince İstanbul’a dönecek, annesiyle birlikte İstiklal Caddesi’ndeki Hacopulo Hanı’nm çekme katında bütün Boğaz’ı ve Haliç’i gören bir daireye yerleşecektir. Bir buçuk yıl oturdukları bu evin konukları arasında Orhan Veli de vardır. Gelip bir köşede oturmakta, konuşulanları sessizce dinlemektedir. Evde içki bulunmaması pek de sorun değildir Orhan Veli için, yarım saatliğine Lambo’ya gidip iki tek atmakta ve sonra yeniden köşesine dönmektedir.

Orhan Veli öldüğü güne kadar sürdürecektir Bella’ya ziyaretlerini. Cenazesi kaldırılırken bir köşede ağlayan kadınların arasında Bella’nın da bulunması hiç de şaşırtıcı değildir…

Sizler için “Sere Serpe Şiirinin Hikayesi” konusunu inceledik. Yayınımızı beğendiyseniz sosyal medyada paylaşarak bize destek verebilirsiniz.

Bu içeriğe emoji ile tepki ver

İlgili Yazılar

YORUM YAPMAK İSTER MİSİN?
**Yorumun incelendikten sonra yayımlanacak!

Close