Ana Sayfa / Sorularınız / Sinemalarda Yaşamak Metninin Konusu Ana Fikri Yardımcı Fikri Özeti
Ödev Soruları

Sinemalarda Yaşamak Metninin Konusu Ana Fikri Yardımcı Fikri Özeti


Sinemalarda Yaşamak Metninin Konusu Ana Fikri Yardımcı Fikri Özeti

8. Sınıf Türkçe Evren Yayınları Çalışma Kitabı Sayfa 127 3. ve 4. Etkinlik Soruları ve Cevapları

Sinemalarda Yaşamak Metninin Konusu

  • Sinemalar

Sinemalarda Yaşamak Metninin Ana Fikri

  • Sinemalara Özlem

Sinemalarda Yaşamak Yardımcı Fikri

  • Sinemaların bugün eskisi kadar kıymetli olmadığı.

  • Her ne kadar yerini tutmasa da televizyonların sinemaya olan ilgiyi azalttığı.

Sinemalarda Yaşamak Metninin Özeti

SİNEMALARDA YAŞAMAK

Bizim sokak sinemalarla doludur. Bir değil, tam dört sinema. Hepsi de ikişer, üçer film oynatır. On kuruş verdin mi birinci mevkiye, on beş verdin mi koltuk bölümüne girersin. Bir de paradi var. Orası yedi buçuk kuruş!

Ne dediniz, kuruşun ne olduğunu mu sordunuz? Öyle ya yıl 1992. Bense 1930’ları, 40’ları anla­tıyorum size. O günlerdeymişim gibi hem de. Önce kuruşu anlatayım. Kuruş bir liranın yüzde biridir. Daha doğrusu yüzde biriydi… Lira! Lirayı bilirsiniz. Kuruş sözcüğü unutuldu, ama ‘lira’ sözcüğü hâlâ yaşamda.

Babanız anneniz size kaç lira gündelik veriyor? Kaç yüz lira? Ya da bin lira? Ben hesabı karıştırı­yorum artık! İlk çalışmaya başladığımda elli liraydı aylığım. Bu parayla neler neler yapmazdım, neler neler almazdım! Bir pasta yedi buçuk kuruş. Bir simit yüz para! Bir de para sözcüğü, daha doğrusu kavramı vardı. Yüz para, iki buçuk kuruştu. Yüz parayla bir simit, hele bazı fırınlardan bir kuruşa ala­bilirdik. İşte böyle!..

Şehzadebaşı’nı anlatıyorum. Bugün orada sinema var mı? Kaç yıldır geçtiğim yok o yoldan. Oysa doğduğum yerdir, Şehzadebaşı. Çocukluğumu geçirdiğim semt. Artık sinema salonları kalmadı. Evde oturup televizyon seyretmek varken kim kalkar da yağmurda, karda sinemaya gider? Ama biz sinema kuşağıyız. Hele benim gibi bol sinemalı bir yerde yaşamış olanlar. Bakın kaç sinema vardı: Millî, Hilal, Ferah, Turan… Millî Sinema “salon” filmleri gösterirdi. Hilal, serüven; Ferah’sa hem o hem bu! Ben en çok Millî’yi severdim. Küçük, dar, uzun bir salon. Balkonun orta yerine seyirci almazlardı. Nedeni de projeksiyonun oradan geçmesi. Kimi zaman, hele bayramlarda, çaresiz o boş yer de dolardı. Ama uya­rırlardı önceden. “Kafanızı fazla kaldırmayın”, diye. Yoksa kafanızın gölgesi beyaz perdeye vururdu. Yaramaz çocuklar ikide bir parmaklarını uzatırlardı geçen ışığa ya da kafalarını… Perde birden kararır­dı. Aşağıdan sesler, bağrışmalar “Kafanı çek!”, çekmezse yeniden başlardı bağrışmalar. (…) Bir eğlen­cedir giderdi.

Ferah Sineması ise alabildiğine büyük ve genişti. Orada gördüğüm birkaç film hep belleğimdedir. Şandu, Trader Hom (Tredır Hom), Frankenstein (Frankeştayn) vb. Annemle gitmiştik, balkon tenhaydı, perdede ilk Frankenstein filmi oynuyordu. Mezarlık sahnesinde gözlerimi yummuştum. Kemikler, kafa- tasları çıkarıyorlardı. Yeni ölmüş bir katilin cesedini. Dr. Franksenstein, bu cesetten çıkardığı beyin ve kalbi bir yapma yaratığa takacaktı. Bilmeden bir canavar yaratacaktı. Yer yer gözlerimi yummuştum. Ama yine de parmaklarımın arasından perdeye bakmadan edemiyordum.

Ya Hilal Sineması? Bir sıcak yaz günü babamla kendimizi bu sinemaya attık. Nedense hep serin olur, sinema salonları. Özellikle yazın çok çekicidir. Hem yarı yarıya boştur hem de insan, dışarının sıcağından bir süreliğine kurtarır kendini. Uzun mu uzun bir serüven filmi oynuyordu. Ara verilince ne görsek balkonda bizden başka kimse yok. Kalkıp aşağı salona baktım, orada da iki kişi var. Belki uyu­maya gelmişler! Babam dışarı çıktı. Bilet kesen adama “Boş yere film oynatmayın. Üç kişiyle ziyan etmeyin elektriği.” dedi. Ama sinemanın yöneticisi “Olmaz beyim, bizde öyle şey olmaz, bir tek kişi de kalsa film oynatılır.” dedi. Hiç unutmam, üç beş kişiyle seyrettiğimiz o filmi. Ken Maynard (Ken May- nırd)’ın mı, Buck Jones (Buk Cons)’un muydu ne ama hızlı bir kovboy serüveniydi…

Bir kez eski anıları canlandırmayın, nice nice yaşam parçacıkları ortaya dökülür. Hilal’de bir kez ilginç bir duruma tanık olmuştum. Cumartesi öğle matinesiydi. Enver’le yan yanaydık. Öbür yanımızda bir deniz eri vardı. Filmin en coşkulu sahnesinde bir gürültü koptu. Bir de baktık, deniz erinin kucağın­da bir yumurcak! Paradiden öylesine sarkmış ki kendini geri çekememiş, aşağıya düşmüş. Tam da deniz erinin kucağına!..

Orhan Veli “İstanbul’un orta yeri sinema” diyordu. Benim için Şehzadebaşı’ydı İstanbul’un orta yeri… Haftada üç film seyrederdik orada. İlkokul günlerinde düşlerimin başında bir sinema salonuna sahip olmak vardı. Bir sinemam olacaktı büyüdüğümde. Önce gişede oturup bilet kesecektim. Sonra da özel locama çıkıp haftanın filmini seyredecektim. Kapıya da Millî’deki gibi kapkara renkli bir bilet kesici koyacaktım. Tek başına film seyretmek nasıl olurdu? Belki kendim için işletirdim bir gün maki­neleri!

Şimdi, televizyon karşısında film seyrederken o çocukluk günlerini anımsıyorum. Yok, anımsamak değil, yaşıyorum. Koltuğa gömülüp elimde sıcak bir çay bardağı, ayaklarımı uzatıp izlemek. Hele 1930’ların filmlerini göstermiyorlar mı, dalıp gidiyorum. Clark Gable (Klark Gebıl)’ın, Fred Astaire (Fred Astar)’ın, Marrlene (Marlin)’in, Garbo’nun canlandırdıkları insanlar bir türlü yaşlanmıyor. Film insanlarının yaşı yoktur ki! Her zaman gençtirler, güzeldirler onlar. Geçende bir dergide 30’ların ünlü yıldızlarının bugünkü hâllerini gösteren bir fotoğraf gördüm. Hepsi yaşlanmış. Hemen kapattım o say­fayı, sonra da yırtıp attım.

Karlı bir gün. Her yer bembeyaz. Şöyle çıksam da bir sinemaya gitsem, diyorum. Ama nereye? Hangisine? Kaldı mı benim sinemalarımdan biri? O eski, güzel günlerden bir anı olarak!.. En iyisi düş kurmak… Cebimde yüz kuruş, Beyoğlu’na çıkmak, önce Gloria (Gılorya) Pastanesine uğramak, sonra Saray’a, Lale’ye ya da Alkazar’a gitmek. Bir yaz günüdür kimseler yoktur, perdede eski dostlarım. Lugosi (Lujosi)ler, Karloff (Karlof)lar, Muniler, Tim MacKoy (Tim Makkoy)lar… Hep genç kalan, yaş­lanmak nedir bilmeyen dostlar…

Oktay Akbal




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir