Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Tevfik Fikret’in Türk Şiirindeki Önemi

Tevfik Fikret’in Türk Şiirindeki Önemi


Tevfik Fikret’in Türk Şiirindeki Önemi

Tevfik Fikret’in Türk Şiirindeki Rolü

Türk Şiirinde Tevfik Fikret’in Rolü Nedir

Recaizâde ve Hâmid’in tesiriyle batılı şiire yönelmiştir. Servet-i Fünûn şiiri­nin önemli isimlerindendir. İlk şiirlerinde ferdî konuları (aşk, acıma, hayal kırık­lığı gibi) işler, topluluktan ayn yazdığı şiirlerde toplumsal konulara yönelir. Bu anlayışla yazdığı şiirlerinde temalar; hürriyet, medeniyet, insanlık, bilim, fen ve tekniktir. Sis, Halûk’un Vedaı, Tarih-i Kadim, Halûk’un Amentüsü adlı şiirlerinde bu konulan işler.

Fikret, aruzu Türkçeye başanyla uygulamıştır. Serbest müstezadı geliştirerek şiirlerinde kullanmıştır. îlk dönemde dili oldukça ağırdır. Şiiri düz yazıya yak­laştırmıştır. Ahenge büyük önem verir. Şiirlerinde şekil bakımından Pamasizmin etkisi görülür. Şermin, onun çocuklar için ve heceyle yazdığı şiirlerden oluşan bir eseridir.

Şairin, Batılı sanat anlayışım benimsemesindeki en önemli neden lisede ede­biyat öğretmeni olan Recaizâde Mahmut Ekrem’den etkilenmesidir. Sanat yaşa­mı iki ayn dönem içerisinde incelenebilir. Birinci dönem Servet-i Fünûn hareke­tinin içinde bulunduğu dönemdir. Bu dönemde ‘sanat, sanat içindir’ anlayışıyla ürünler vermesine karşın, yine de toplumsal konuların sınırım dönemin siyasal yapışma rağmen zorlamıştır.

İkinci dönemde ise (1901’den sonra) toplumsal konulara yönelmiş, ‘top­lum için sanat’ anlayışıyla ürünler vermiştir. Türk edebiyatının Batılılaşmasında

Tevfik Fikret’in çabası önemlidir. Şiirleri hem biçim hem de içerik olarak ye­nidir. Pamasizmden etkilendiği açıkça görülür. Müstezadı, serbest müstezat ya­pan, nazmı düzyazıya yaklaştıran, beyitin egemenliğine son veren Tevfik Fikret olmuştur. Fikret’in şiirde değiştirdikleri büyük ölçüde yapısal olmakla beraber, içerikle de ilgilidir. Özellikle Tevfik Fikret ve Mehmet Akif’in manzum hikâye tarzıyla yazdığı şiir ve manzumeler, söyleyişe yeni imkânlar kazandırmış ve sür­dürülen hayatm içindeki insanların şiirde yer bulmasını sağlamıştır. Ayrıca şair, aruz ölçüsünü Ttirkçeye başarıyla uygulayan Mehmet Akif, Yahya Kemal ile bir­likte Türk şiirindeki üç büyük sanatçıdan biridir.

En büyük özlemi, Osmanlı împaratorluğu’nun çağdaş medeniyet düzeyine yükselmesidir. Bunu da Batı’daki fen ve teknolojinin ülkeye kazandırılmasıyla gerçekleşeceğine inanır. Ona göre en önemli varlık insandır. Onların özgürlükle­rini ve haklarını savunur. Ülkenin geleceğini gençlikte görür, onlara ve çocuklara büyük bir sevgi ve içtenlikle yönelir. Çocuklar için ilk kez şiirler yazan sanatçıdır.

Servet-i Fünûn döneminin diğer şairlerinden farklı olarak Tevfik Fikret, bir­birine zıt iki safhadan oluşan bir sanat anlayışına sahiptir. Birinci safhada Servet-i Fünûn şiirinin sanat anlayışına ve ilkelerine sımsıkı bağlı bulunan şairin, ikinci safhada toplumcu bir çizgiye ulaştığı dikkatleri çeker.

Gerçekten de Tevfik Fikret, şiirimizin her bakımdan Avrupai bir hüviyet ka­zanmasında en çok emeği geçen edebî bir şahsiyettir. Kenan Akyüz’ün “Türk edebiyatını 1860’tan beri devam eden batılılaşmanın kesin safhasına hızla ulaş­tırmış olan Servet-i Fünûn hareketinde büyük yeri bulunan Tevfik Fikret’in XIX. asrın sonlarında Türk şiirinin tamamıyla Avrupai bir görünüş almasındaki payı büyüktür… Gerçekten de Fikret’in şiiri, şekil bakımından Avrupai olduğu gibi; bütün iç unsurları ile de tamamıyla batılıdır.” (Akyüz, 1995: 98) tespiti önemlidir.

Bu çizgi doğrultusunda önce II. Meşrutiyet’e, daha sonra da Cumhuriyet’e uzanan dönemeçte, Fikret’in 1899 yılından itibaren toplumsal temalara iyice yo­ğunlaştığım görürüz. Şairin toplumsal düşüncelerinin temel hedefi Batı medeni­yetidir. Bu devrede şair, Batı medeniyetinin şiddetli bir savunucusudur. Bilim, sanat ve tekniğiyle olduğu gibi kültürü ve tüm kurumlanyla Batı‘nın topyekûn benimsenip kabulünden yanadır. Öyle ki, bu yönelişte ona göre hiçbir eksik bı­rakmamalı, ne bulunursa alınıp getirilmelidir.

Tevfik Fikret’in idealizmini yansıtan birçok manzumesinin ortak paydası “medeniyet”tir. Batı medeniyetinin kastedildiği bu kavramla milletlerin yükselip gelişmişliği, ilerlemişliği anlatılmak istenmiştir. Çağın gelişme ve ilerlemesine ayak uyduramamak; bilime, sanata ve tekniğe yabancı kalmak düşüşe başka bir deyişle çöküşe uygun zemin hazırlamaktır. Oysa yükseliş ilimle, irfanla müm­kündür. Bu nedenle insanlık için “en yüce bir gaye” olan medeniyete koşmak zorunludur.

Sanatı, yaşamının odağma yerleştirmiş bir insandır Tevfik Fikret. Onun ya­şamında edebiyat, resim ve mimari ömrü boyunca hep iç içe olmuştur. Şiirleriyle resmi, resmiyle mimariyi ömrünün sonuna dek bir arada sürdürmüştür. Bu çalış­malarında hep kişisel çabasıyla yol almıştır.

Kendi dönemine kadar Türk şiirinde birtakım değişiklikler başlatılmış olsa bile, değişmeler şiirin anlamına yönelik olup Divan edebiyatı geleneği, şiirin bi­çiminde yaşamayı sürdürmekteydi. O, Türk şiirinin yalnızca anlam yönünden de­ğil, biçim yönünden de değişmesi gerektiğine inanmıştı. Yönü batıya dönük bir aydının batının rüzgârına kendini vermesi sonucuydu bu değişiklikler. Ondaki değişikliklerin kaynağı batı düşüncesiydi. O, belli kalıplar altında yaşayamayan “ Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bir şairim.” diyen karakterde bir aydındı. Bu nedenle kendisini sınırlayan biçim öğelerini de değiştirmesi gerekiyordu. O da değişimin öncülerinden oldu. Tanzimat’ın birinci dönem aydınlarının başlattığı hareketin bayraktarlığını alarak farklı mecralara götürmeyi başarabildi. Tevfik Fikret’in bu yeniliği kendisinden sonra gelişecek şiirdeki yeniliklerin de öncüsü oldu.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir