Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Toplumcu Gerçekçilik Hakkında Bilgi

Toplumcu Gerçekçilik Hakkında Bilgi


Toplumcu Gerçekçilik Hakkında Bilgi 

Toplumcu Gerçekçilik Genel Özellikleri

Toplumcu Gerçekçilik Temsilcileri

Toplumcu Gerçekçilik Nedir

Toplumcu Gerçekçiler Kimlerdir

Toplumcu gerçekçilik adı verilen sanat ve estetik anlayışını, kendisine özel­likle 20. yüzyılda faaliyet alanı bulan Marksist kuram biçimlendirmiştir. Mark­sist kuramın edebiyat ve sanat alanlarındaki izdüşümlerini yansıtan toplumcu gerçekçilik, benimsediği politik tavırla bir eylem ve düşünce alanı oluşturmayı başarmıştır. Pek çok Marksist teorisyenin temellendirmeye ve sistemleştirmeye çalıştığı bu anlayış, bütün dünya edebiyatını etkilemiş ve iz bırakan sanatçılar yetiştirmiştir. Toplumcu gerçekçilik, İsmail Tunalı’nm ifadesiyle: “son 50 yıldır ilkin Sovyet Rusya’da, sonra öbür sosyalist ülkelerde bir sanat yöntemi olarak giderek de bir dünya görüşü olarak kabul edilmiş, 20. yüzyılın en temel estetik görüşlerinden biridir.” 19. yüzyıl siyasî ve felsefî faaliyetlerinin bir ürünü olarak materyalist bir teori geliştirmeye çalışan Marks ve Engels, Marksizmi kuramlaş­tırırken sanat ve estetik konulan üzerine toplu ve sistemli bir eser yayınlamamış­lardır. Onların bazı eserlerindeki bahislerden ve mektuplaşmalanndan sanat ve estetik ile ilgili çıkarımlar yapılmış, bu doğrultuda Marksist kuramcılar yeni teo­riler geliştirmişlerdir. 1900Tere doğru hız kazanan ve Rus Bolşevik Devrimi’yle beraber çeşitlenen Marksist sanat kuramlannm çeşitliliği, dikkate alınması ge­reken bir noktadır. İlk elden sayabileceğimiz Marks, Engels, Lukacs, Plehanov, Lenin, Troçki, Brecht, Gorki, Lunaçarski ve Jdanov gibi Marksist sanat kuram­cılarının, birbirleriyle detaylarda, kimi zaman genel konularda bile ciddi görüş farklılıkları taşıdıklan görülür. Hepsinin üzerinde birleştiği nokta, sanatın ve şi­irin toplumsal bir duyarlığa yaslanması ve onun sözcülüğünü yapması gerektiği fikridir. Emekçi işçi sınıfının ellerinde yükselecek olan ütopik yeni dünya düzeni, kendi sanat ve estetik felsefesini de kurmak zorundadır. Sovyet Rusya ile birlikte ortaya çıkan toplumcu gerçekçi sanat anlayışı da, kuramdan eyleme uzanacak olan Marksist oluşum sürecinin temel ayaklarından birini oluşturur.

Marksizm’in Rusya’da yaşama alanı bulması ile birlikte, kuramın problemle­ri üzerine çözümler geliştirilmeye başlanır. 1934’te, Moskova’da toplanan Yazar­lar Birliği Kongresi’nde bir eserin toplumcu olup olmadığı konusunda saptanan ölçütler ve ilkeler, ilk olarak ortaya konur. “Kongrede Maksim Gorki tarafından özetlenen bu dört ilkeye göre:

  1. Toplumcu gerçekçilik daha önceki eleştirel gerçeklikten farklı olarak prag- matik bir edebiyattır ve bir tezi vardır.
  2. Bu edebiyatta insanı belirleyen en temel öğe kolektivizmdir. ‘ Sosyalist birey­sellik ancak kolektif emek içinde gelişebilir.’
  3. Toplumcu gerçekçi edebiyatta iyimser bir bakış açısı egemendir. ‘Yaşam ey­lemdir ve yaratmaktır. Yeryüzünde yaşayan insanın ulaşmak isteyeceği en son erek yeryüzünde yaşamak mutluluğudur.’
  4. Bu edebiyat eğitsel bir işlevle yüklüdür: ‘ Sosyalist bireyselliğin geliştirilmesi bu edebiyatın ana amacıdır.”

Toplumcu gerçekçi bir eseri değerlendirirken bu maddeler temel almabilecek ölçütler olarak karşımıza çıkar. Toplumcu şiiri, bu dört tespit etrafında değerlen­dirmeye çalıştığımızda; şiirin ideolojiyi yayma, toplumsal bir payda yaratma ve insanları eğitme ile yükümlü bir sanat dalı olarak algılandığım görürüz. Bu kong­rede Jdanov’un, Marksist sanatı ve sanatçıyı bütünüyle Marksizmin hizmetinde görmek istemesi, sınıf düşüncesinden hareket etmesi gerekliliğini savunması, toplumcu sanata yüklenen ideolojik ağırlığı gözler önüne serer. Ciddi mânâda Marks’m, Engels’in, Brecht’in ve Troçki’nin şiir hakkmdaki görüşleri sanat en­dişesini yansıtan görüşler olmasına rağmen, Stalin merkezli, başım Jdanov’un çektiği isimler, politik endişeleriyle Marksist sanatı sadece partinin hizmetine çekmeye çalışmışlardır.

Toplumun ruh mühendisi olarak görülen sanatçımn bütün ürünlerinin hedefi, toplumsala ulaşmayı amaçlamalıdır. Lenin’in “Yazın, işçi sınıfının genel dava­sından bağımsız, bireysel girişim olamaz kesinlikle. Yazın, işçi sınıfının bilinçli öncülerince devindirilen o tek, büyük Sosyal Demokrat düzeneğin küçük çarkı, vidası olmalıdır. Ve bu yazm üst katmana değil, ülkenin gözbebeği, gücü geleceği olan milyonlarca emekçiye hizmet edecektir.” düşüncesi, edebiyat sanatını, bir estetik haz duygusundan uzaklaştırmıştır. Her şey sosyalist düzeni desteklemek ve korumak zorundadır.

Engels, kaleme aldığı mektuplarından birinde savlı şiire karşı olmadığını ama bunun bir üslup meselesi olarak ele alınması gerektiğini işaret eder. “Ben savlı denen şiire hiç de karşı değilim… Bence, saV, özellikle belirtilmeksizin, durum ile eylemin kendisinden ortaya çıkmalıdır.” Yine başka bir mektubunda “yazarın görüşleri ne denli gizli kalırsa sanat yapıtı için o denli iyi olur.” görüşü, savm açık bir şekilde değil, eserin kendi tabiiliği içerisinde yansıtılması gerekti­ğini inancını yansıtır. Ona göre sav olmalıdır, ama açıkça ortaya konulmamalıdır. Toplumcu gerçekçi şiir, dünya çapında; Neruda, Eluard, Prevert, Yevtuçenko, Lorca, Alberti, Mayakovski, Yesenin ve Brecht gibi pek çok güçlü şairi kendi dairesi içinde yetiştirmiştir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir