Ders ve Çalışma Kitabı Cevapları TIKLAYINIZ

Sponsorlu Bağlantılar

Rüyaların Günümüzdeki Kullanımı

Spiritüelizm Nedir

Ana Sayfa / Rüya Yorumları / Uykuda ve Rüyada Eylemler
Rüya Tabirleri

Uykuda ve Rüyada Eylemler

Sponsorlu Bağlantılar


Uykuda ve Rüyada Eylemler

Uykunun kendisi -sıradan her günkü dünyada- pasiftir ama yine de bütün zaman boyunca kayda değer bir eylem vardır. Eğer eylemi hareket olarak tanımlarsak, aslında her an farklı türde hareketler oluyordur. Vücudun fiziksel olarak hareket etmesi gece boyunca defalarca (ortalama on beş dakikada bir) ve görünüşe göre rastgele olur. Bunlar huzursuzca bir o yana bir bu yana dönmek değil, fark edilebilir hatta neredeyse bilinçli dönmeler, bacakların kımıldatılması gibidir, ilk olarak, kişi rahat bir pozisyon bulduğu zaman fiziksel beden dinlenmeye başlar. Kasların daha derinden dinlenmeye başladığı aşamada “miyoklonik hareket” denen bir durum oluşur. Bu, kasların istemsizce hareket ettiğinde olan fiziksel kas tepkisidir. Uyurken, düşme hissi eşliğinde ve biraz korkutucu olabilir. Uyuyan kişiyi uyandırır ve bütün dinlenme sürecinin en baştan başlaması gerekir. Bu sürecin nispeten kısalması için, uyumadan önce fiziksel olarak rahatlamayı öğrenmek iyi olabilir.

Pek çok insan, rüyaların, uyudukları ortamdaki fiziksel uyaranlardan etkilendiğini iddia etmiştir. Örneğin birinin rüyasında elinin kesildiğini görmesi ve uyandığında da o elinin üstünde yattığını görmesi gibi. Böyle bir rahatsızlığın uyku düzeyimizde bir etkisi olduğu doğruysa da rüya düzeyimizde bir etkisi var gibi görünmemektedir. Sindirim sistemimiz de rol oynuyor görünse de bu daha çok fiziksel rahatlama ve sindirim sisteminin karın boşluğuna etkisiyle ilgilidir.

Anne karnındaki bebeğin beslenmesinin göbek bağıyla olduğunu hatırlarsak, o bölgeye yakın sinir merkezi üzerinde de bir etkisi olduğunu düşünmemek şaşırtıcı olur. “Solar plexus” aslına bakarsak “güneşin toplanması” demektir ve bundan dolayı fiziksel enerjinin merkezidir. Doğru olan ise, eğer uykumuz bölünürse, rüya kalıbı da bozulacağı için hem sağlığımızda hem de ruh halimizde şiddetli bir etkisi olacaktır. Şehir hayatındaki gürültü seviyesi giderek arttığından, gürültülü eylemlere olan tolerans da düşmüştür. Komşularımızın düzenli olarak geceler boyu süren gürültüleri yüzünden uyku düzenimiz bozulunca, bunun verimliliğimiz üzerindeki etkilerini düşünmek zorunda kalırız. Sorun yaşayan sadece biz değil, bizim uykusuzluğumuz ve dikkatsizliğimiz yüzünden arabamızla çarptığımız kişi de olabilir. Fiziksel rahatlama uykunun en iyi sonucunu almamıza olanak sağlar, bunun sonucunda da rüya görmeyi bütün sağlığımız için bir araç olarak kullanabiliriz.

Uyku ile rüya görme arasındaki bağa dair ciddi bilgilerin elde edildiği yerlerden biri, uyku laboratuvarlarında yapılan çalışmalardır. 1937’de elektro-ensefalografın icadıyla birlikte beyindeki çok küçük elektromanyetik dalgalar ölçülebilir olmuştur. Bu sayede de uyku sırasında beyin dalgalarının şeklinin değiştiği keşfedilmiştir. Ardından 1953’te Aserinsky ve Kleitman, hızlı göz hareketinin de (REM) bulunduğu uykunun evrelerini tanımlamışlardır. 1957’de Hızlı Göz Hareketi’nin rüya görmekle bağlantısı kurulmuştur. Görünen o ki REM bir çeşit görüntüleme eylemiydi. Uyku sırasında beyinde belli ortak kalıplar tanımlanmıştı. EEG kalıpları bir çeşit devamlılığı tanımlar. Uyanıkken dalga daha düşük ama sıklığı hızlıdır. Biz dinlendikçe uykunun birinci evresinde beyin Alfa dalgaları üretir, ardından Teta dalgalarına geçer.

Bu evrede uyku düzenine yaklaşıyor, rastgele görüntüler ve düşünceler deneyimliyoruzdur. Günlük olayların sınıflandırdığı evre burasıdır. Bu evre yaklaşık on dakika sürer ve ardından beyin dalgalarının yine değiştiği başka bir evreye geçilir. Uyuduğumuz zamanın yaklaşık yarısını bu durumda geçiririz. Derin uyku, dalga örüntüsü tekrar Delta dalgalarına döndüğü zaman gerçekleşir. Bir ila bir buçuk saat sonra başka bir değişiklik olur.

Burası ikinci evre dediğimiz yerdir. Bu aşamada, beyin aktif ve uyanık olduğu halde, uyuyan kişinin uyandırılması çok zordur. Bu adeta iki parçamızın “kilitlerini açması” gibidir. Bu evre bazen paradoksal uyku olarak adlandırılır, istemli kas sistemi durdurulduğu için vücut fiilen paralize olmuştur. Beyin hâlâ mesajları iletmektedir ama bastırıldıkları için önünde bir engel vardır. Bu süre boyunca, vücudumuzun çok sayıda sinir ucu olan çeşitli yerlerinde (kulak, göz yuvarlağı, penis gibi) kısa patlamalar olur. Bu biraz arabamızı kontrol etmeye benzer, arabanın kendisinden ayrı olarak motoru, frenleri vs. kontrol ederiz. Uyurken, nefes alma, kan basıncı, kalp atışı gibi işlevlerini gerçekleştiren otonom sinir sisteminde değişiklikler olur. Bütün rüya görmeler bu ikinci evrede gerçekleşir. Rüyanın kısa evreleriyle başlarız ama en uzun sürede -uyuduktan yaklaşık dört saat sonra- rüya görme süreleri uzar. Kortikal beyin rastgele uyarıldığında, yüksek kortikal beynin, girdileri anlamlı kılmak için girişimde bulunmasına yol açar. Araştırmalara göre rüyalar bu aşamada gerçekleşir.

Farkındalığın farklı seviyeleri vardır. Uyku durumunda ise bunlardan üç tanesini özellikle belirtmek gerekir, ilki, rüya gördüğümüz anlardır. Sembolizmin ve zengin görüntülerin farkındayızdır ve bunları gerçek olarak kabul ederiz. Bunun ardından lucid evre gelir; rüya gördüğümüzün ve sembollerin bizim hayal gücümüzün ürünü olduğunun farkındayızdır, kendimize ait bir dış gerçeklik yoktur. Ve üçüncüsü, duygu ve düşüncelerin ötesindeki rüya görmediğimiz uykudur. Her üç evrenin de kendine göre geçerliliği vardır ve herhangi bir aşamada duyulan rahatsızlık kişinin sağlığı üzerinde şiddetli etkiler yapabilir.

Herhangi bir uyku bozukluğu nasıl ve ne sıklıkta rüya gördüğümüzü de etkilediği için belli uyku bozukluklarını da belirtmekte yarar var. Bunlardan ilki insomniadır. insomnia pek çok insanın yakındığı, muhtemelen en çok bilinen uyku bozukluğudur. Depresyon, stres, fiziksel problemler gibi farklı sebepleri vardır. Kendi insomniamızı anlayabilmemiz için, altında yatan nedenleri fark etmemiz ve ne yapabileceğimize karar vermemiz gerekir. Fiziksel problemler söz konusu ise uykuya hazırlık aşamasında yapılabilecek şeyler işe yarayacaktır. Düzenli uyku saati gibi belli alışkanlıklar faydalı olabilir. Bunun yanı sıra sıcak duş, masaj ve belli özel yağların kullanması da problemi çözmeye yönelik bilinen yollardandır. Çin tıbbındaki bir teoriye göre, vücudumuzda günün ve gecenin belli saatlerinde ve belli koşullar altında yatışan ve uyarılan enerji hatları vardır. Bunların tanımlanıp tedavi edilmesi insomnianın kontrol altına alınmasına da yardımcı olur. Vücudumuzdaki organların her biri belli psikolojik ve fiziksel süreçleri yönetir. Örneğin, sabaha karşı üçte, endişeli ve sinirli bir halde uzanmışızdır çünkü uyuyamıyoruzdur. Olan biteni kafamızdan geçirerek günlük hayatımızda bizi üzen ya da sinirlendiren şeyin ne olduğunu ve bunun önüne geçmek için ne yapabileceğimizi anlamaya çalışmak faydalı olabilir. Bunu bir kere yapabildiğimizde endişelerimize başka bir ışık altında bakabiliriz ve hayatlarımızın kontrolünü elimize alabiliriz. Sadece kişinin kendi hayatını değil, birlikte yaşadığı insanları da etkilediği için insomniayla baş etmesi gerçekten zordur. Uykusuzluk pek çok probleme yol açabilir, dolayısıyla bu sorunu çözmek öncelikle önem taşır. Çözüm yollarından birisi yaratıcı hayaller kurmak veya meditasyondur. On dakikalık meditasyonun dört saatlik gece uykusuna eşdeğer olduğu söylenir. Bu yüzden hayat tarzımızda değişiklikler yapmak faydalı olabilir. Diğer bir uyku bozukluğu ise uyku apnesidir.

Uyku sırasında bazen bir dakikaya kadar uzayabilen solunum duraklamalarıdır. Bu da uykudan uyanmaya sebep olacağı için kişi sürekli yarı uyanık haldedir. Tıbbi desteğe ihtiyaç vardır. Kişinin devam eden herhangi bir eylemin ortasında uyuyakalması durumuna narkolepsi denir. Bu konuda yapılan çalışmalar uykudaki kas hareketleriyle ilgili bilgi kazandırmıştır. Normal şartlar altında beyinde, kas hareketlerini bastıran ve pons denilen bir bölge vardır. Eğer burası zarar görürse ya da baskı altında olursa rüyayla bağlantılı kas hareketleri gerçekleşir. Bu gibi hareketler hayatta kalma teknikleri ya da toplumsal güdümlü hareketler gibi görünmez, ancak rüya görenin duyguları ve travmalarıyla baş edebilmesini sağlayan bir çeşit rahatlama mekanizmalarıdır. Bu süreç dahilinde spontane hareketler ve konuşmalar meydana gelebilir.

Bu durum, dinî pratiklerle bağlantılı bilinç değişikliklerinde gerçekleşebilen otomatizme benzer. Kâbusların ve anksiyete rüyalarının başka herhangi bir zamanda nadiren hissettiğimiz bir yoğunlukları vardır. En sık rastlanan ortak özellik, bir durumdan kurtulmak için uçma isteğidir. Burada ürkme, kavga, kaçma (sonra uyanık halde, teslim olma) korkusuna verilen fizyolojik tepki söz konusuymuş gibi görünse de, rüya gören çoğunlukla teslim olmadan önce uyanır. Teslim olma durumu genelde sancılıdır. Kişi uyandığında kaçabildiğini gördüğü için büyük bir rahatlama yaşar. Bu durum neredeyse kaçınılmazdır.

KABUS GÖRMENİN SEBEBİ NEDİR

Kâbuslar altı temel sebepten kaynaklanır:

– Yoğun duygulara dair çocukluk hatıraları. Bunlar genellikle kayıp teması merkezlidir ve bu tarz rüyaların doğum süreci ve birlikte yaşanılan kişilere dair hatıralarla ilgili olduğu ileri sürülmüştür.
– Çocukluk korkuları, yine benzer bir durum etrafında gelişse de saldırıya uğrama korkusu ve içsel güdülere dair anksiyete de vardır. Belki bu, çocuğun hayatta kalmak ve yemek, sıcaklık, barınma gibi temel ihtiyaçlarına dair bir tatmin duygusuyla ilgili olabilir. (Eğer bu ihtiyaçları tatmin edilmezse çocuğun kendi dünyasına çekildiği görülmüştür. Yine eğer bu nedenle öfkesi bastırılırsa, daha sonra rüyalarda su yüzüne çıkar.) – Post-travmatik stres sendromu, yine temel yaşamsal ihtiyaçların tehdit edildiği durumdur. Yaşanan anksiyetenin, üzerinden çok zaman geçtikten sonra bile hâlâ su yüzüne çıkabildiği görülmüştür. Bazı insanlar benzer kâbusları, sendromu tetikleyen olaydan yıllar sonra bile görürler. Görünen o ki beyin, acı çeken kimsenin huzura kavuşmasını sağlayacak şekilde travmayı atamamaktadır.

– Hayatta kalmak için gerekli sıradan, günlük güdüler, yetişkinlerde gelecek korkusu olarak yüzeye çıkarlar ve saldırganlık, cinsellik, değişme ve büyüme korkusu gibi korkuların sonucu olarak doğarlar. Aslında temelde bilinmeyenin korkusudur.
– Bazı kâbuslar, olacakları önceden sezme hissi etrafında da gelişir. Bunların haberci rüyalar başlığı altında olup olmadığı ise tartışmalıdır. Doğrusu şu ki kişi, o an için ne olduğunu anlamasa bile bilgiyi bilinçaltı seviyesinde toplama yeteneğine sahiptir.
– Ölüm tehlikesi yaşayan ciddi hastalıklar da kâbuslara neden olabilir. Bu gibi durumlarda, terapi ve danışmanlık desteği almak ve belki de olumlu olumlamaları kullanmak, endişeleri giderip kendini güvende hissetmek için telkin edici hayaller kurmayı öğrenmek de işe yarayabilir.
Tekrarlayan rüyaların da anksiyeteyle ilgisi olabilir. Daha doğrusu bu gibi rüyalar anksiyete tarafından tetiklenir. Tekrarlamanın türü farklı şekillerde olabilir; örneğin, rüyanın gerçekleştiği ortamın hep aynı olması, rüyadaki karakterlerin hiç değişiklik göstermemesi ya da rüyanın konusunun hep aynı olması gibi. Kişi, rüyalarını keşfetmeye başladıktan sonra anksiyete durumunda ve tutumlarında değişiklik başlar ve sürekli aynı karşılığın alınması hali sona erer.
Uyurgezerlik ve uykuda konuşma, her ikisi de uyaranlara karşı bir tepki gibi gerçekleşiyor görünürler. Aslında bunda rüya görenin hayatı bağlamında o an için anlam taşıyan bir gerçeklik payı da vardır. Uykuda konuşmak zihni kaygı ve
endişelerden temizlemekte rol oynar. Kendisi sonradan farkında olmasa da rüyacıyla mantıklı konuşmaların yapıldığı vakalar bilinmektedir. Uyurgezerlik de bir amaca yönelik gibi görünür. Eğer uyurgezer tek başına bırakılırsa, başladığı eylemi bitirmeyi deneyecektir.

0
like
0
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry


Sponsorlu Bağlantılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir