Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Yeni Lisan Makalesinin İçeriği ve Milli Edebiyat Üzerindeki Etkileri

Yeni Lisan Makalesinin İçeriği ve Milli Edebiyat Üzerindeki Etkileri


Yeni Lisan Makalesinin İçeriği ve Milli Edebiyat Üzerindeki Etkileri 

Yeni Lisan Makalesinin Önemi

Yeni Lisan Makalesinin Özellikleri

“Yeni Lisan” , Selanik’te çıkarları “Genç Kalemler” adlı dergide 1911 yı­lında, imzasız bir şekilde yayımlanan; ancak daha sonra Ali Canip Yöntem’in bildirdiği üzere Ömer Seyfettin’in kaleme aldığı bir makaledir.

Makalede Ömer Seyfettin temelde yeni bir dil anlayışı teklif etmekle birlik­te, aynı zamanda eski edebi anlayışları da eleştirir ve edebiyatımıza da milli bir bakış açısıyla yaklaşılması gerektiğini ifade eder.

Makalede “Eski Lisan”, “Edebiyatımız”, “Milli Edebiyatımız”, “Şarka Doğ­ru”, “Garba Doğru”, “Bugünküler”, “Hastalıklar”, “Tasfiye”, “Nasıl”, “Milliyete Doğru” “Tasfiye Sarfi”, “İsimler ve Sıfatlar”, “İmla”, “Gaye”, “Ey Gençler” ve “Netice” alt başlıklarından oluşur.

Ömer Seyfettin, makalede dilde sadeleşmenin sağlanması gerektiğini; ancak bu sadeleşmenin dildeki yabancı kökenli kelimelerin tamamen tasfiyesi şeklin­de olmaması gerektiğini ifade etmiştir. Çok katı olmayan bu sadeleşme anlayı­şına göre yabancı kökenli kelimeler, Türkçenin kurallarına uygun hale gelerek “Türkçeleşmiş”lerdir dolayısıyla artık Türkçedirler. Ömer Seyfettin’in makale­de üzerinde ısrarla durduğu konu, Türkçenin yabancı kökenli dillerden kelime almasından ziyade, bu dillerin dilbilgisi kurallarının alınmaması gerekliliğidir. Ömer Seyfettin, bu duruma örnek olarak Arapça-Farsça tamlamaların dilimizde fazlasıyla kullanmasından şikâyet etmiş, bunun yerine isim ve sıfat tamlamaları­nın kullanılmasını Önermiştir. Yine bu kapsamda, çoğullamalarının yabancı kökenli çeşitli ön ve son eklerle değil de “-1er” ekiyle yapılması gerektiğini ve yine Arap­ça-Farsça edatların kullanılmaması gerektiğini ifade etmiştir. Ancak bütün bu çö­züm önerilerinde, konuya yine “tasfiyeci” bir anlayışla yaklaşılmamış; dile iyice yerleşmiş “fevkalade, darb-ı mesel” gibi kalıplaşmış örneklerin dilde kalmasında bir mahzur görülmemiştir.

“Daha sade bir dil” önerilerinde bir diğer nokta, yazı dilinin konuşma diliyle uyumlu hale getirilmesi teklifidir. Bu sayede geniş halk kitlelerinin anlayacağı bir dilin gelişeceği bir yazı dilinin ortaya çıkacağı ifade edilmiştir. Ömer Seyfettin’in konuşma dili için önerdiği ağız ise “İstanbul Türkçesi”dir.

“Yeni Lisan”, sadece Türkçenin sorunları ve çözüm önerilerini konu edinen bir makale değildir. “Milli olmayı” da dert edinen Ömer Seyfettin, edebiyatımı­zın Doğu’da İran’dan, Batı’da Fransa’dan etkilenmesini doğru bulmaz; Tanzi­mat’la başlayan Servet-i Fünun’la devam eden yenileşme hareketini bir daireden bir başka daireye geçiş olarak görür, Servet-i Fünuncuları “intihal” gibi ağır bir ithamla suçlar.

Makalesinde bahsettiğin sorunların aşılmasında gençlere büyük görevler düştüğünü söyleyen Ömer Seyfettin “Türkler ancak kuvvetli ve ciddi bir terak­ki ile hâkimiyetlerinin mevcudiyetlerini muhafaza edebilirler. Terakki ise ilmin, fennin, edebiyatın hepimizin arasında intişarına vâbestedir. Ve bunları neşr için evvelâ lazım olan millî ve umumî bir lisandır. Millî ve tabi’î bir lisân olmazsa ilim, fenin, edebiyat yine bugünkü gibi bir mu’amma hâlinde kalacakdır. Asrı­mız terakki asrı, mücâdele ve rekabet asrıdır” (Akt. Parlatır, 2009: 27) sözleriyle, Türklerin Osmanlı memleketindeki varlığının son tahlilde “milli bir dil”le müm­kün olabileceğini ifade etmiştir.

“Yeni Lisan” makalesinin önemini Hülya Argunşah şu cümlelerle açıklar: “Yeni Lisan, sadece dil ve edebiyat hedefli bir hareketmiş gibi görünmesine rağ­men etki alanına, mensuplarının çalışmalarına ve Balkan Savaşları dolayısıyla, savaş katılmak gerekçesiyle faaliyetlerine ara verilmesine rağmen sonraki yıl­larda, başka zeminlerde, farklı yayın organlarındaki devamlılıklarına bakılırsa aslında çok yönlü, siyasi boyudan da olan bir harekettir. Yeni Lisan, ilmi planda başlayan ve fikri bir akım haline gelmiş olan Türk milliyetçiliğinin yayılarak be­nimsenmesine zemin hazırlamış, Türk milletinde topyekün bir uyanışı gerçek­leştirmiştir.” (Argunşah, 2009: 207) “Milli Edebiyat” da bu uyanışın ortak bir edebi anlayışla verilen eserlerinden oluşmaktadır. Bu edebiyatta eserler konuşma diliyle yazılmış, zengin zümrenin aşk ilişkileri değil Anadolu insanının var olma mücadelesi, gündelik hayatı, hayata bakış açısı eserlerde önemli yer bulmuştu. “Milli Edebiyat” edebiyatımızda az görülen bir hızla ve destekle kısa süre içinde sanatçıların teveccühünü kazanmıştır. Yeni Lisancılar “şiire çok fazla ağırlık ve­ren bir anlayışta değildir. Şiirin kişisel bir sanat dalı olduğu anlayışını, avangart yönelimlerinin dışında tutan hareket mensupları, bu noktada edebî geleneğin dışı­na da çıkmamış olurlar.” (Sazyek, 2012: 130) Hatta Ömer Seyfettin “Yeni Lisan” makalesinde “Hele aruzu atıp Mehmed Emin Bey’in hecâî vezinlerini hiçbir şair kabul etmez.” (Akt. Sazyek, 2012:130) diyerek aruz veznine doğrudan karşı çık­mamış, Ali Canip’le birlikte aruz veznini kullanmıştır. Sazyek bu durumu onları asıl yeniliği ve millîliği daha çok sözcük kullanımında ve içerikte kabul etmele­riyle (Sazyek, 2012: 131) açıklar. Ancak, “Yeni Lisan”ın doğurduğu Milli Edebiyat’ın halka ve Halk edebiyatına yönelişinin bir sonucu olarak, aruz zamanla terk edilecek; Beş Hececiler ismiyle bilinen grubun açtığı yolda saha sonra Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi şairler heceyi zirveye taşıyacaklardır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir