? Paça Islanmadan Balık Tutulmaz Hikayesi | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Atasözleri / Paça Islanmadan Balık Tutulmaz Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa
Atasözü ve Deyimler

Paça Islanmadan Balık Tutulmaz Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Paça Islanmadan Balık Tutulmaz Açıklaması

Paça Islanmadan Balık Tutulmaz Anlamı

Paça Islanmadan Balık Tutulmaz Hikayesi Kısa

Paça Islanmadan Balık Tutulmaz Öyküsü

PAÇA ISLANMADAN BALIK TUTULMAZ ATASÖZÜNÜN ANLAMI

Her şeyin bir bedeli vardır. Çalışıp, emek vermeden hiçbir şey kazanılmaz… Her kazanan bir tarafında da, az çok zarar ve fire vardır. Tamircinin eli yüzü yağ ve pas içinde kalır. Güneş altındaki tarlada çalı­şanlar, haddehane işçileri terler ve her gün yıkanmak zorunda kalır. Kısaca, zahmet çekmeden hiçbir şey elde edilemez…

PAÇA ISLANMADAN BALIK TUTULMAZ ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ

Önce bir uğultu duydu Orhan. Fakat bu uğultu ne fırtına uğultusuna, ne de bir başka uğultuya benziyordu. Dalgalı bir denizin dibindeki sesleri andırıyordu. Ama çok sürmedi… Sesler kesildi. Sadi Dede’nin sesi duyuldu:

“Geldik işte… Açabilirsin gözlerini…

Orhan, bu defa gözlerini açtığında; kendini yeşil yeşil uğuldayan bir ormanın eteklerinde ve bir dere kenarında buldu. Doğa, akıl almaz güzellikteki bir tablo gibiydi… Sadi Dede ile el eleydiler. Hiçbir şey söylemeden, bir süre bu doyulmaz güzelliği seyrettiler…

Neden sonra görüntüler daha da berraklaştı, sesler rahatça duyulmaya başladı. Karşılarında bazı yerleri durgun, bazı yerleri çağıldayan bir dere vardı. Kenarları yaban naneleri ve çeşitli renk ve güzellikteki çiçeklerle bezeliydi. Ama onlar buraya tatile gelmemişlerdi…

Birden, o ana kadar göremedikleri birkaç çocuk,

Ormandan dereye doğru indiler. Orhan, dedesine baktı. Sadi Dede, “diye fısıldadı. Aslında bağırarak da söylese çocukların duyacakları yoktu. Çünkü onlar, bir an önce yapacakları işe hazırlanmaktaydılar…

Orhan, çocukların elindeki kalburları görünce;
“Ne yapacaklar o kalburları?” diye sordu.

“Besbelli balık tutmaya gelmişler.” Dedi Sadi Dede. “Baksana, soyunmak yerine sadece pantolon paçalarını kıvırıyorlar… Kalburları dibinde oturup olacakları kaçırmayalım…”

Oturdukları yer çok uygundu. Olacak her şeyi rahatça görebilir, her konuşmayı rahatça duyabilirlerdi… Çocukların nerdeyse hepsi Orhan ile yaşıt sayılırlardı. Bir yaş küçük, iki yaş büyük… Beş kişiydiler. Bunlardan dördü büyük bir neşe ve gayretle dereye daldılar. Çok geçmeden de, ilk avlarını yakalamayı başardılar.

Herkes, yakaladığım küçük bir bez torbaya koyup, ağzına gevşek bir düğüm atıyordu. Balıklar, bu torbaların içinde zıplayıp duruyorlardı. Ama kırmızı gömlekli olan çocuk, sadece derenin sığ yerlerinde, kenarlarda dolaşıp duruyordu. Tabi, balık da yakalayamıyordu…

Geçmiş zaman diliminde, ne kadar zaman geçtiği belli değildi. Ama bir süre sonra, kırmızı gömlekli olanın dışındaki çocukların torbalan dolmaya başladı. Çocuklardan biri, kırmızı gömlekli çocuğu fark etti.

“Gelsene bu yana!” diye seslendi. “Orada balık olur mu? Bir karış suda balık avlanır mı?”

“Oralar derin” dedi kırmızı gömlekli çocuk. “Paçam ıslanır”

Bu söze diğer çocuklar kahkahayla güldüler. Ama bir şey söylemelerine fırsat kalmadı. O ana kadar çocukların da, Orhan’ın da fark etmediği yaşlı bir adam belirdi. Abdest almak için gömleğinin kollarını kıvırırken, o çocukla birlikte Orhan’a da beklediği cümleyi gönderdi:

“Paça ıslanmadan balık tutulmaz…”

Orhan, buradan da alacağım almıştı. Sadi Dede’ye baktı. Gözleriyle anlaşıp gülümsediler. Başım dede­sinin göğsüne yaslayan Orhan, gözlerini yumdu… Yine o korkunç uğultu ve sarsıntıdan sonra, bitkin bir halde gözlerini açan Orhan, başını dedesinin göğsünde ve kendini evlerinde…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir