15 Ocak Pazar 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Servet-i Fünun Döneminde Hikayenin Özellikleri

Servet-i Fünun Döneminde Hikayenin Özellikleri

Servet-i Fünun Döneminde Hikayenin Özellikleri 

Servet-i Fünun Döneminde Hikayenin Özellikleri Maddeler Halinde

Servet-i Fünun Döneminde Hikaye Hakkında Bilgi

Servet-i Fünun Döneminde Hikayenin Özellikleri Proje Ödevi

Servet-i Fünun dönemi hikâyeciliği daha çok roman türüne kalem hazırlık­larının yer aldığı bir çalışma sahası olarak değerlendirmek mümkündür. Yazılan bu hikâyelerde aşk, kötümserlik, yalnızlık, ölüm gibi temalar ağırlıklı olarak iş­lenmektedir.

Roman türünde ortaya konan bir mesaj vermek anlayışından ziyade sezdir­meyi ön plana alan bir anlayış esastır. Dönemin sosyal ve siyasi hayatına bağlı olarak daha çok kapalı ve dar mekânların söz konusu olduğu hikâyelerde bireyin kendisi ve bireyin toplumla olan anlaşmazlığından doğan uyumsuzlukların, so­runların, iç çatışmaların anlatıldığını görürüz.

Halit Ziya, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit ve Ahmet Hikmet isimlerinin ön plana çıktığı Servet-i Fünun hikâyeciliği içerisinde asıl varlığın şiir ve roman eksenli olmasından ötürü hikâyeler romana hazırlık evresi olarak görülmüştür.

Halit Ziya, 152 kısa ve 4 uzun hikâyesi ile dönemin en önemli hikâye yazar­larından birisidir. Akabinde Mehmet Rauf’u görürüz ki o da 132 hikâyesi ile Halit Ziya’nın yanı sıra önemli bir kalem olarak öne çıkar. Ahmet Hikmet ise Halit Ziya ve Mehmet Rauf kadar olmasa da lirik bir anlayışla kaleme aldığı hikâye­lerini Haristan ve Gülistan adlı eserinde toplamıştır. Hüseyin Cahit, hikâyelerini üç kitapta toplamıştır: Hayat-ı Muhayyel, Hayat-ı Hakikiye Sahneleri, Niçin Al­datırlarmış. Ramazan Korkmaz, Servet-i Fünun dönemi hikâyeciliği için: “Genel olarak bakıldığında Servet-i Fünun kuşağına ait öykücülüğün; sonradan deği­şen dil ve yazı sorunları gibi nedenlerle aynı dönem romancılığının gölgesinde kaldığını söylemeliyiz. Ancak bu öykülerin, geçiş dönemi romanının kabataslak birer eskizi olduğunu da belirtmemiz gerekir.” ifadeleri oldukça önemlidir.

Halit Ziya, Mehmet Rauf ve Ahmet Hikmet’in hikâyelerinde iç dünyaları­na yönelmiş bireylerin ruhsal problemlerinin, toplumla kurmuş oldukları arızî ilişkilerin, içsel bunalımların işlendiğini genel olarak söylemek mümkündür. Bu noktada sanatçıların romancı kimliklerinin daha baskın olması hikâyeci yönleri­nin arka planda kalmasına sebep olmuştur. Hüseyin Cahit’in gözlem yeteneğinin çok iyi olması kaleme aldığı hikâyelerde de kendisini göstermiş ve çeşitli toplum kesimleri bu hikâyelerde oldukça gerçekçi bir yaklaşımla anlatılmıştır. Mehmet Törenek, Servet-i Fünun hikâyesi hakkında: “Romanda olduğu gibi, hikâyede de realist bir tavrı esas almış, yaşadıkları bir hayatı aksettirmeye gayret etmişlerdir. Romantik hisler, ilişkiler ve tabiata yaklaşım açısından romantizmin etkisi yer yer kendini göstermektedir. Ancak hikâye kişilerini genelde kendilerine benze­yen insanlardan ve yaşadıkları muhitlerden seçmekle gerçekçi bir yaklaşım için­de olmuşlardır. Hemen çoğunu İstanbul zevk ve eğlence âlemlerinin müdavimle­rini oluşturan hikâye kişileri yanında, mekânı da bu şehirle sınırlandırmışlardır. Onlar bir İstanbul hikâyecisidirler. Hayallerle dolu, zevk ve neşe içinde yaşamak isteyen kişileri anlatmak onların en büyük zaafıdır. Bu psikolojiyle dolu kişilerin ümitsizlikleri, hayal kırıklıkları, pişmanlıktan maceraların eksenini teşkil eder.”

Tanzimat döneminde Ahmet Mithat ile başlayan Türk hikâyeciliği, Servet-i Fünun döneminde Halit Ziya, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet gibi isimlerle gelişerek devam etmiş ve oldukça güçlü eserler verilmiştir. Dönemin sosyal ve siyasi hayatına uygun bir şekilde kaleme alman bu eserler hikâyeci­liğimizin gelişimi noktasında sonraki dönemlerde kaleme alman hikâyeler için dönüm noktası teşkil etmişlerdir.



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir