28 Mart Salı 2017
Ana Sayfa / Sorularınız / Urartu Taşlarındaki Gizli Mesaj Nedir
Ödev Soruları

Urartu Taşlarındaki Gizli Mesaj Nedir


Urartu Taşlarındaki Gizli Mesaj Nedir

Büyük uygarlıkların, küçük toplulukların, kabilelerin en gizemli ritüelleri dikilitaşlara yüklenmiştir. Neden? Acaba günümüzde bile en yüksek kule, en büyük gökdelen yapma derdinin altında bu eski kaygı mı yatmaktadır? Bu taşlara eril, yerkürenin toprağına da dişil anlamları yüklemenin dışında dikilitaşlar neyin göstergesidirler?

Bazen gelişigüzel duygusu vererek, çoğunlukla da üstün bir geometri bilgisi kullanılarak dikilen bu taşların hâlâ fark edemediğimiz bir özelliği ve bir mesajı mı var? Belki de soruyu “Taş nedir?” diye sormak gerekir, taşın önemini kavramak ve ne olduğunu bir kez daha kendimize anımsatmak için.

Taş aslında dünyanın kendisidir. Ve pek çok ailesi vardır, yenisi, eskisi ve en eskisi… Oluşurken dünyanın bilgisini kaülaşürarak bünyesinde depolar. Bu anlamda taş aynı zamanda dünyanın hafıza bankasıdır. Kıdemlileri graniüeşir, daha kıdemlileri ise mücevherleşir. Kristallere, elmaslara dönüşür yeryüzü belleği… Van’ın Kalecik köyündeki sır dolu taşlarda yamüanmamış arkeolojik soruların başında geliyor. İngiltere’deki Stonehenge, Peru’daki Ica taşları ve Nasca çizgileri, Kaliforniya’daki sırrı hâlâ çözülemeyen hareket hâlindeki taşlar gibi, Urartu taşları da dünya gezegeninin tarihî sırlarmdandır.

Büyük bir özenle 3000 yıl önce yapıldığı tahmin edilen 2475 tane dikilitaşın inançlarla ilgisi olduğu bellidir. Dünyanın diğer kültürlerinde var olan astronomi merakının buradaki taşların yapılmasında da etken olduğu anlaşılıyor. Urartu insanının mistik yanı, sadece mezar kuyuları dromoslar ya da kaya mezarları ile sınırlı değil. Onlar bilimsel ve dinsel yanlarını geçmişin tüm büyük uygarlıkları gibi harmanlamayı becerebilmiş bir medeniyet. Ama uygarlıklarının bir parçası olan bu taşların hâlâ ne işe yaradığı ve hangi amaçla yapıldığı anlaşılamamıştır.

Arkeologlar Kalecik’teki gizemli alanın gözlem için de kullanılmış olabileceği ileri sürülüyorlar. Böyle bakınca, denizden 1800 metre yüksek olan bu mevkiin rasathane için oldukça uygun olduğu görülüyor. Bu geniş arazi şimdiye kadar definecilerin dışında kimsenin ilgilenmediği taşlardan oluşturulmuş büyük bir gizemi barındırmaktadır. Van’ın yüksekçe yerinde bir kartal yuvasını andıran ve herkesin yakinen bildiği Urartu kalesine karşın, hiç kimsenin hakkında bir şeyler bilmediği bu gizemli taşlar arkeoloji dünyasının yeni heyecanını oluşturmaktadır. Sanki Kalecik köyü de dünyanın diğer tarihî mekânlarındaki gizemli dikilitaşların konulduğu yerler benzeri işareüenmiş gibidir. Bölgede bulunan dikilitaşların hemen baüsmda çapları 13 ile 30 metre arasında değişen iki düzgün halka, tüm ihtişamı ve bilgilendirmeye hazır hâlleri ile bizleri beklerler…

Bu halkaların etkileyici düzgünlükte çizilmiş olması, insanın akima tıpkı dünyanın diğer yerlerindeki üstün geometri anlayışı ile oluşturulmuş gizemli benzerlerini getirir. Bu tür işaretlerin, yapılaşmaların, dikilitaşların ortak bir amaçtan yola çıkılarak yapıldığı açıktır. Ve yapılış şekilleri farklılık gösterse bile, dünyanın hangi uygarlığı, hangi yöresindeki hangi küçük kabilesi olursa olsun, onları yapanların aynı ortak lisana sadık kaldıkları bellidir.

Bu lisan, eski zaman insanlarının doğasını, kozmosla olan ilişkisini ve Yaraücıları ile yapükları diyalogları günümüze aktaran kadim bir lisandır. Malzemesi çoğunlukla taş, pişmiş toprak, dikilitaş vs… Yazısı ise resim, çivi, doğadan esinlenmeler ve derdini aktarabileceğine inandığı her türlü çizgi ve şekildir. Bu bir nevi mim koymaktır… Eski insanların kendince bulunduğu yeri ve önemsediği şeyleri işaretlemesidir.

Üstelik günümüz insanının yapüğmdan çok da farklı bir şey değildir.Ne olduğu üzerine kafa yorduğumuz, gizemli bulduğumuz çoğu şey, aslında geçmiş zamanlarla kopmuş olan bağımızdan kaynaklanmaktadır. Biz şimdiki hâlimizle, geçmişimizdeki atalarımız arasında sadece tahminler yürüterek ve arkeolojik buluntuları değerlendirerek ve o ortak kaygılarla yazılmış lisanı çözmeye gayret ederek köprüler kurmaya çalışırız. Bu eski insanların     kurduğu uygarlıkları, gökyüzüne olan düşkünlüklerini ve mitolojilerinin kaynağını anlamak, keşfetmek istiyorsak, bilimsel çabaların yanı sıra yapmamız gereken en önemli şey onların yerine kendimizi koymaktır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir