10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Sayfa 165
“10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 165 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 165
kalıntılarıdır. Her köşesi geçmişin anılarını canlandıran, havası sizi bir düş âlemine sokan bu etkili sokağın köşesini bucağını izlediğiniz zaman, yolun ortasında sıkıntılı bir kalıntı göreceksiniz ki, işte güçlükle ayırt edebildiğiniz bu kapı, Monsieur Grandet’nin evinin kapısıdır! Monsieur Grandet’nin yaşamının öyküsünü dinleyene kadar bu sözcüklerin bir taşralı zihin için ne demek olduğunu anlamanızın olanağı yoktur.
(…)
Monsieur Grandet hiçbir zaman et ve ekmek almazdı. Ortakçı çiftçileri kiralarının bir bölümünü de gıdayla ödeyerek her hafta ona gereksindiği tavuğu, yumurtayı, mısırı getirirlerdi. Bir de değirmeni vardı, değirmenci kirasını verdikten başka belli miktarda tahılı öğütüp ona kepek ve un olarak vermek zorundaydı. Anaç Nanon, evinin tek hizmetçisi, artık genç olmamasına karşın her cumartesi evin ekmeğini kendi kendine pişirirdi. Ortakçılarının bazıları pazar bahçıvanlarıydı ve Monsieur Grandet onları da sebze gereksinimini karşılamaları konusunda ayarlamıştı. Meyveye gelince, kendi toprağından öyle çok ürün alıyordu ki, zaten yediğinden çoğunu pazara gönderiyordu. Yakacak odunu çitlerden ya da tarlaların çevresindeki zaten kesilmesi gereken yaşlı, çürümüş ağaçlardan sağlanır, ortakçıları bunları keser, arabaya yükleyip kente getirir, güzelce odunluğuna yerleştirir ve karşılığında da Grandet’nin teşekkürlerini alırlardı. Para harcadığı bilinen şeyler yalnızca kutsanmış ekmek, karısının, kızının kilisedeki yerleri, mumlar, anaç Nanon’un aylıkları ve kapkacağının kalaylanması, vergi ödemeleri, yapılarının onarımı ve toprağının işlenmesiydi. Son zamanlarda bir koru satın almış, komşunun bekçisini de zahmetini karşılıksız bırakmayacağına söz vererek koruya bakmaya ikna etmişti. Bu mülk alındıktan sonradır ki, Grandet’nin sofrasında ilk kez av eti göründü.
Grandet’nin davranışları açık ve yalındı. Söyleyecek az şeyi vardı. Genellikle düşüncelerini kısa cümlelerle açıklar, alçak sesle söylerdi. Devrim zamanından yani bir yerde halkın adamı olarak görülmeye başlandıktan beri, hazret uzunca bir konuşma yapmak ya da bir tartışmaya katılmak zorunda kaldı mı yorgun bir havayla kekeliyordu. Bu kekeleme, ne dediğinin belirsizliği, düşüncesini boğduğu sözcüklerin akışı, mantıki bir kanıt üretmedeki çarpıcı beceriksizliği hep eğitimin yetersizliğine veriliyordu ama bu öykü ilerledikçe iyice anlaşılacak nedenlerden ötürü bu kusurların hepsi de çok etkiliydi. Monsieur Grandet’nin topu topu dört cümleciği vardı, üstelik bunlar cebir formülleri gibi her durumda kullanılır, günlük hayatta ve iş hayatında karşılaşılan her sorunu çözerlerdi. -“Bilmiyorum.” “Yapamam.” “Bununla ilgili bir şey yapmayı düşünmüyorum.” “Bakalım.” Hiçbir zaman açıkça “Evet,” “Hayıf’ sözcüklerini söylemez ve yazılı hiçbir şey vermezdi. Eli çenesinde sesini çıkarmadan dinler, kendisiyle konuşulduğu zaman öbür eli dirseğinin altında, tartışılan iş her ne ise bir kere bu konuda görüşü belirlendi mi asla onu açıklamazdı. Hasmı konuşmayı üst perdeden bir tavırla yürüttükten sonra artık onu avucuna aldığını düşünerek bu kez kendisi Grandet’ye kararının ne olduğunu sorunca beriki oldukça sakin “Karımla konuşmadan hiçbir şeye karar veremem,” derdi. Bütünüyle emir kulu durumuna indirgediği karısı işlerinde de en elverişli perdeydi.
Hiçbir ziyarette bulunmaz, evinden başka yerde yemek yemez, ne konuk ne de ev sahibi olmak isterdi. Ge – lişlerinde gidişlerinde öyle belli belirsiz ve sessizdi ki sanki kas enerjisini de tutumluca kullanmaya çalışıyordu. Sahipliğe olan saygısının derinliğinden ötürü başkasına ait bir şeye dokunmamaya, yerinden oynatmamaya özen gösterirdi. Yine de alçak sesine, dikkatli ve içinden pazarlıklı davranışlarına karşın, konuşması ve alışkanlıkları, özellikle evindeyken yani başka yerlerdekinden daha az denetim altındayken, tam bir fıçıcı gibiydi.
Fizik olarak, Grandet, kısaca boylu, tıknaz, dört köşe biriydi, bacakları kalın, dizleri ağaç gövdeleri gibi güçlü, omuzlarıysa genişti. Yuvarlak, güneş yanığı, çiçek bozuğu bir yüzü vardı. Çenesi düz, dudakları kıvrın- tısız, dişleri de beyazdı. Gözlerinin durgun, ölü gibi bakışı kabaca kertenkele bakışı denilen türdendi. Derin çizgili alnı, yüzden insan doğasını keşfeden bir uzman için hiç de anlamsız sayılmayacak biçimde çıkıntılıydı. Sarımsı saçları artık kırlaşmaktaydı. Monsieur Grandet hakkında şaka yapmanın ne ciddi bir sorun olduğunun farkına varmamış birtakım gençlere göre de bu saçlar altın ve gümüş gibiydi. Burnunun ucu kalındı ve üzerinde damarlı bir yumru vardı, her nedense halk arasında bu yumrunun kötülük dolu olduğu söylenirdi. Yüzünden, tehlikeli bir kurnazlık, hesaplı bir doğruluk, gün be gün, duygularını para biriktirmek ve dünyada kendisine bir şey ifade eden tek varlık olan kızı, tek varisi Eugenie üzerinde yoğunlaştıran bir adamın bencilliği okunuyordu. Hâlinde, davranışında, duruşunda, tavrında, kendisiyle ilgili her şeyde; giriştiği hiçbir işten başarısız çıkmayan birinin kendine güveni vardı. Görünürde uysal ve yumuşak konuşan biriydi ama Monsieur Grandet’nin demir gibi bir ruh yapısı vardı.
Her zaman aynı modaya göre giyinirdi: Onu bugün görmek 1791’de görmek gibiydi. Hantal pabuçlarının deri bağları vardı. Yaz kış kalın yün çoraplar, gümüş tokalı kaba, kestane rengi çuha pantolon, kadife çizgili ve boğazına kadar düğmeli, uzun, bol kestane rengi bir ceket, siyah bir boyunbağı ve bir Quaker şapkası giyerdi. Eldivenleri bir jandarmanın kullanacağı kadar sağlamdı, hemen hemen iki yıldır bunları giymekteydi ve temiz
- Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.
10. Sınıf Meb Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 165 Cevapları ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.























