10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 9
“10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 9” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 9
Aşağıda verilen metni okuyunuz. Soruları metni göz önünde bulundurarak cevaplayınız. (Metnin aslına sadık kalınmıştır.)
SERGÜZEŞT
(…)
Bu eve gelişlerinden birkaç hafta sonraydı ki, bir sabah Hacı Ömer o küçük esire Çerkezce, “Haydi, kalk gideceğiz!” dedi.
Çocuk kendi yaşındakilere mahsus bir tavırla hemen yerinden kalktı. Koşarak, beraber geldiği kızlardan birinin boynuna sarıldı. Birbirleriyle öpüşüp ayrıldıkları zaman çocuğun gözünde küçücük ruhunun ıstırabını ifade eden bir damla yaş göründü. Sonra birdenbire hayatın ıstırap yükünü hissetmeye başlayan adamlar gibi mini mini kaşlarını çattı. Ciddi, üzüntülü, düşünceli bir yüzle esircinin devasa ellerinden tutarak evden çıktılar.
(…)
Yürüyorlardı. İkisi de hiçbir söz söylemiyordu. Köprünün üzerinden geçerken iki tarafa yanaşıp kalkan vapurlardan gözünü ayıramıyordu. Birkaç adım daha ileri gidip de vapur düdüğünün sesini işitir işitmez bulunduğu yerde vücuduna bir titreme geldi. Zira memleketinden ayrılıp gelirken Batumda duran vapurun düdüğünün yankısı hâlâ kulağında çınlıyordu. Karşı tarafta gökyüzünün mavi gölgesi altında omuz omuza yükselmiş dağların üzerinden dökülüp gelen bir rüzgâr saçlarını dağıtarak görmüş olduğu bir rüyayı yani memleketini hatırlatarak ıstıraplı kalbine anlaşılmaz bir biçimde teselli veriyordu.
Yürüyorlardı. Köprüyü geçip de Yeni Caminin önüne geldikleri zaman çocuk, rengi büsbütün uçmuş yüzünü korku ve tereddüde delalet eder bir hal ile kaldırarak Çerkezce, “Karnım aç” dedi.
Esirci, kızı, düşürecek gibi kolundan çekti ve yine itip doğrulttuktan sonra, “Yürü!” diye bağırdı.
Yürüyorlardı. Biçare çocuğun o güzel fakat renksiz dudakları titriyordu. Çakmakçılar Yokuşunu çıkarken ayaklarının sızladığını hissediyor; fakat korkusundan söylemiyordu. Gözüne, karşısındaki on adımlık yer yürümekle bitmez tükenmez, sonsuz bir mesafe gibi görünmeye başladı. Ayakları dolaşıp düşecek gibi oldu. Sonra yine doğruldu.
Yürüyorlardı. Beyazıt Meydanına geldikleri zaman gözlerini çevirip de bir tarafa bakmaya mecali kalmamıştı. Bacakları sanki vücuduna bağlanmış birer kurşunmuş gibi ağır gelmeye başladığından vücudundaki bütün kuvveti bacaklarını sürüklemeye ancak yetişiyordu.
Hele şükürler olsun, Beyazıt’ta, tramvay durağının yanındaki bir kahvehanede oturdular. Yorgunluktan sıhhatı bozulan, takati kalmayan çocuğa o hasır iskemle, bir kraliçenin saltanat tahtına çıkması kadar huzur ve safa verdi. Esirci, bir simit, biraz da peynir aldı. Çocuk bunları yedikten ve bir bardak da su içtikten sonra, tramvaya binerek Aksaray’a, oradan diğer hattın tramvayıyla Yüksek Kaldırıma indiler.
Esirci, küçük bir sokakta, tenha bir mahallenin içinde bir evin kapısını çaldı.
Öğleye rastlayan bu esnada, doğunun parlak güneşi bu küçük, bu tenha sokağı güçlükle aydınlatıyordu. Kapısını çaldıkları evin üst kat pencereleri saçağın gölgesi altında kalıyor ve alt kat pencerele…
- Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.
10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Meb Yayınları Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 9 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.























