Yükleniyor...
Evvel Cevap
11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 201
11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Meb Yayınları
11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 201

“11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 201 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 201

Samanpazarı’nın dar sokaklarından birinde büyümüştü. Babasının ufak, sinekli, içinde yapışkan kaysı pestilinden bakkal defterine kadar bir yığın ıvır zıvır satılan bir dükkânı vardı. Sokağın köşesinde, ufak bir bakkal dükkanı. Yine de, mahallenin tek dükkanı olduğu için idare ediyordu. Dükkana en çok girip çıkanlar, kendilerine sakız, renkli leblebi alan mahalle çocuklarıydı. Mahalleli erzağını bakkaldan almayı affedilmez bir müsriflik, akılsızlık sayardı. Onlar mevsimlik erzağını toptan, halden alırlardı. Birçoğunun da akraba köylerden gelirdi erzağı. Samanpazarı’nın bu dar sokağının halkı, her şeyin en ucuza nasıl sağlanacağının bilimini yapmıştı. Ev kadınları bu alanda yarışırlardı birbirleriyle. Yaz günleri, sırayla birinin evinde toplanıp erişte keserler, tarhana yaparlar, pestil kuruturlardı. Patlıcanları, biberleri, bamyaları ipe dizip ev duvarlarına asarlar, domatesi en ucuz zamanında okkayla alıp güneşte salça yaparlardı. Bağı bahçesi olan köylü akrabalardan gelen erik, vişne sepetlerinden reçel kaynatılırdı. Bakkaldan alacak şeyleri az olurdu. Pirinç, un, sabun çuvalla girerdi evlerine, bakkaldan alınma kesekağıdıyla değil. (…) Böylesine tedbirli, tedbirli olmak zorunda olan bir mahallelinin bakkalı, kazancını, mahallelinin pek seyrek tutan tedbirsizliğine dayandırırsa, kazancı da ona göre olur tabii. Salih Bey’in babasının dükkanı da aileyi ancak geçindiriyordu. Salih Bey, en büyük oğluydu. Onun için okumasını istiyordu babası. Bu sinekli, yapışık dükkanın ilerde hem Salih’in kuracağı ailenin, hem de büyük ağabey olarak sırtına yüklenebilecek olan kardeşlerinin karnını doyuramayacağını biliyordu. Salih ilkokulu Ulus semtinde, ufak bir okulda okudu. Okul çocuklarının hepsi de Salih’in durumunda, oldukça yoksul çocuklardı. Ama Salih, daha o zamanlar, kendisini onlardan ayrı tutar, ayrı olmak isterdi. Ayrı olmayı koymuştu kafasına.

(…)
Çok iyi ezberlerdi derslerini. Sonunda yeterince ezberleyip ezberlemediğini anlamak için kitabı kardeşinin eline verir, sayfanın ortasından rastgele bir kelime okumasını isterdi. O sözcüğün arkasını kitaptaki gibi getiremezse, yeniden beş kez okur anlatırdı dersi. Yüzde yüz ezberlediğine güven duymadan kendisini o derse hazırlıklı saymazdı. Böyle bir durumda derse kaldırılacak ya da sınava girecek olsa, arkadaşlarına bilmediğini söyleyerek telaşlı bir yüz takınırdı. Sonra aldığı iyi notu gören arkadaşları bu samimiyetsizliğine çok kızarlardı.

(…)
O zamandan bu zamana neler olmuştu? Salih hep iftihara geçerek, leyli meccani sınavlarını kazanarak liseyi, sonra bursla hukuk fakültesini bitirmiş; hocasının bütün yazılı işlerini, araştırmalarını öğrenciliğinde yüklenerek gözüne girmiş, asistan olmuş; çalışkanlık ve saygılılık sonucunda bütün aşamaları çarçabuk aşarak çok genç yaşta profesörlüğe yükselmişti. Dünya onun için tek boyutlu bir hedef olduğundan hiçbir zaman geniş boyutlu, bağlantılı ve çelişkileri kavrayıcı, toparlayıcı düşünmeyi öğre- nemediği gibi, kitap okumak, tiyatroya gitmek gibi alışkanlıkları da yoktu. Şimdi, o hep beklemiş olduğu değişiklik gerçekleşmiş, çalışkanlık semeresini vermişti. Bir apartmanı, arabası vardı. İyi kazanıyordu. Yazlık ev için kooperatife girmişti. Yine de durmadan çalışıyor, daha iyi kazanıyordu durmadan. Hiçbir zaman iyi para getirecek bir işi geri çevirmezdi.

(…)
Çocukken kara çoraplı çocuklar kendisine engel olmasınlar diye sevmemişti onları. Şimdi sık sık, insanlık, hümanizm gibi sözcükler kullanıyordu. Kullanması gereken sözcüklerdi bunlar. Bu sözcüklerle ilgili, gerekli bilgileri de öğrenmişti. Ama sevmeyi daha küçük yaşlarda unutmuştu. Bu konuda hiçbir çalışkanlık göstermemişti. Hiçbir deneyi yoktu. Öyle güdük kalmış, öylesine kireçlenmişti ki sevme yönü, şimdi sevmeye başlaması demek, hayat boyu hiç jimnastik yapmamış bir insanın takla atmaya kalkışması gibi bir şey olurdu. Belkemiği kırılabilirdi insanın. İnsanlarla, çalışmasına engel

  • CevapBu sayfada soru bulunmamaktadır. 

11. Sınıf Meb Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 201 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

Ders ve Çalışma Kitabı Cevapları
Benzer İçerikler

Yeni Yorum