11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 188 Cevapları Gezegen Yayıncılık
11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Gezegen Yayıncılık Sayfa 188 ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 188 Cevapları Gezegen Yayıncılık
İclal’in arkadaşı kelimelerini, altları çizilmiş gibi söylemişti. Mümtaz tanındığına memnundu fakat İclal’in hüviyetine tuttuğu fenerden korkuyordu. Genç kız fena insan değildi, aralarındaki dostluk ömür boyunca sürecek cinstendi. Fakat geveze idi: “Kim bilir, edalı yârim, neler söylemiştir?” — O hâlde ben de söyleyeyim, dedi. Siz meşhur Nuran ablasınız. Çocuğu göstererek “Küçük hanım biraz da hiç uğramadığı görmediği bizim sınıfta büyüdü. Her sabah umumi vaziyet raporunu dinledik.” Çocuğa uzaktan gülümsedi fakat Fatma, Mümtaz’ın iltifatına kulak asmadı. Hiçbir yabancı erkeğe yüz vermek niyetinde değildi, her erkek onun saadeti için bir tehlike idi. Yalnız annesi gülüyordu. Mümtaz, Boğaz vapurunda ilk önce onun karşısında oturmak istediğini sonra nedense bunu yapmadığı için kendisini Muazzez’in dişleri arasına attığını düşünüyor, tereddüdünü, utangaçlığını farkettiyse diye üzülüyordu. Muazzez’le İclal’in ayrı ayrı yaratılışlarla birbirini tamamlayan çok lezzetli bir dostlukları vardı. Muazzez günün meçhul ülkeler ve lüzumsuz hadiseler gazetesiydi. İstanbul’un her semtinde gidip göreceği bir arkabası, hiç olmazsa kardeş gibi sevdiği bir ahbabı bulunan büyükannesine benzerdi. (...) ÜÇÜNCÜ BÖLÜM SUAT II Kapının önünde bir gürültü oldu. Selim, Orhan, Nuri, Fahri aralarındaki değişmez silsile ve merasimle girdiler. Yani kısa boylu Selim’i daima beraberinde gezdiği Orhan ileriye doğru fırlattı ve “Bensiz hâli nolur!” der gibi arkasından girdi. Nuri eşikte etrafı iyi görmek için gözlüklerini sildi. Fahri en arkadan kapıyı kapattı. İhsan onlara, hafif bir hoş geldiniz! dedi. Sonra sözüne devam etti: Beni iyi anla! Mistik olmuyorum belki bir aydınlığa, realitenin kendisi olan bir düşünceye bağlanıyorum. Kendimizi tanımamızı ve sevmemizi istiyorum... Ancak bu suretle insanı bulabiliriz. Kendimiz olabiliriz... Orhan sordu: — Benim şaşırdığım şey bir taraftan insanın ve manevi kıymetlerin etrafında ısrar ederken öbür taraftan cemiyet içinde bir kalkınma işi ile uğraşmanız, her şeyin başında iş hayatının tanzimini istemenizdir... Bu çok maddede kalmak olmuyor mu? — Hâlbuki gayet basit.. (...) — Evet, basit dediniz? (...) — Basit çünkü realitede mevcut... Bu ihtiyaç da öbürüyle beraber geliyor. Hatta ayrı değiller. Aynı vakıanın iki yüzü. Biz bir taraftan bir medeniyet ve kültür buhranı içindeyiz, diğer taraftan bir iktisadi reforma ihtiyacımız var. İş hayatına açılmamız lazım. Bunların birini öbürüne tercih edecek vaziyette değiliz. Buna hakkımız da yok. İnsan birdir. Çalıştıkça ve bir şey yarattıkça kendisini bulur, iş mesuliyeti, mesuliyet düşüncesi insanı doğrurur. Mümtaz düşündü: — O hâlde iş, kendi medeniyetini ve kültürünü de yapar; insanını yetiştirir demektir. Bize sadece maddi hayatımızı tanzim etmek kalıyor. (...) Orhan, Nuran’ı tetkikten vazgeçti: — O hâlde size göre bir kriz zaruri ve muhakkak...- Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.
11. Sınıf Gezegen Yayıncılık Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 188 Cevabı ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.
😃 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
Henüz yorum yok
Sorularını paylaş, diğer öğrencilerin yorumlarını oku. Tam liste ayrı pencerede açılır.
Henüz yorum yok