11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 203 Cevapları Gezegen Yayıncılık
11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Gezegen Yayıncılık Sayfa 203 ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 203 Cevapları Gezegen Yayıncılık
Ara sıra aralarında dikkate değer konuşmalar geçiyordu, “Evden dışarı fırlayıp burada tir tir titremekten başka işin yok mu senin?” diyordu Isak. Inger, “üşümüyorum.” cevabını veriyordu, “ama sen bu çalışma ile kendini hasta edeceksin!”
“Git, oradaki ceketimi al da giy!”
“Ne lüzumü var, zaten burada durmamalıyım, Altınboynuz neredeyse yavrulayacak.”
“Ya, demek Altınboynuz yavruluyor?”
“Bilmiyor musun? Ee, ne dersin, buzağıyı büyütecek miyiz?”
“Sen istediğini yap, ben bilmem.”
“Ama buzağıyı kesip de yememiz doğru değil, bu belli bir şey. Çünkü o zaman elimizde yine bir tek inek kalır.”
“Hem ben de çok iyi biliyorum ki, sen buzağıyı kesmemizi hiç istemezsin.”
Bu münzevi insanlar; kaba saba, içgüdülerine pek bağlı olmakla beraber birbirlerine, hayvanlara, toprağa karşı ne iyiydiler!
Derken Altınboynuz buzağıladı. Tanrı’nın dağında önemli bir gün oldu bu; sonsuz bir sevinç, büyük bir bahtiyarlık oldu. Altınboynuz, bol bol bulamaç içti. Isak, unu sırtına vurup getirmişti; Fakat “Unu esirgeme!” diyordu. İşte sevimli bir buzağı; başından geçen mucizenin şaşkınlığı içinde gülpembe bir buzağı güzeli, oracıkta yatıyordu. Birkaç sene sonra o da ana olacaktı. “Buzağı yaman bir inek olacak!” dedi Inger, “Acaba ne isim koyalım?” (…)
“Ne isim mi koyalım?” dedi Isak, “Gümüşboynuz’dan daha uygun isim bulamazsın sen.”
Derken ilk kar düştü ve kar katılaşıp da üzerinde yürünebilir hale gelince Isak, aşağıya, köye indi. Her zamanki gibi esrarlı tavırlar takınmıştı, ne yapmak istediğini Inger’e söylememişti. Büyük bir sürprizle döndü geldi: Bir beygir, bir de kızak getirdi. “Galiba şaka ediyorsun,” dedi Inger, “bu beygiri bir yerden çalmadın ya!”
“Ben mi beygir çalacağım?”
“Yani bir yerde mi buldun demek istiyorum.”
Ah, Isak o anda, “Bu benim beygirim, bizim beygirimiz!” diyebilseydi! Ne çare, bir süre için ödünç almıştı, çeki odunlarını köye bu beygirle indirecekti.
Isak odunları köye götürdü, yerlerine çeşit çeşit yiyecek, un, ringa balığı alıp geldi. Günün birinde kızağa bir boğa yüklemiş olarak döndü, o sıra köyde yem darlığı olduğu için boğayı âdeta sudan ucuza almıştı. Cılız ve tüylüydü hayvan, doğru dürüst böğüremiyordu bile, ama sakat falan değildi; iyi bakılırsa çabuk serpilebilirdi, iki yaşını sürüyordu. Inger, “Senin getirmediğin şey yok!” dedi.
Öyle, Isak her şeyi alıp getiriyordu: Çeki odunu verip aldığı lata ve tahtalar getirdi; bir bileği taşı, bir gözleme sacı, alet edavat getirdi; hepsini de odunla değişmişti. Inger zenginlikten kabarıyor, her seferinde, “ Daha mı getiriyorsun?” diyordu, “Şimdi bir danamız ve aklımıza gelebilecek her şeyimiz var!” Ve Isak günün birinde cevap verdi, “Yok, artık hiçbir şey getirmeyeceğim.”
Artık uzun zaman için her şeyleri tamam olmuştu, emniyetteydiler. Acaba Isak baharda neler yapmayı düşünüyordu? Odun kızağının arkasında yürürken belki yüz defa düşünüp taşınmıştı: Yamaçta yeni yeni topraklar açmak istiyordu; araziyi tarla haline koymak, çeki odununu hazırlayıp
- Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.
11. Sınıf Gezegen Yayıncılık Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 203 Cevabı ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.























