“11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 58” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 58

12. Türk edebiyatında Turan Oflazoğlu, Nurullah Ataç, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ziya Gökalp, Ahmet Haşim, Necip Fazıl Kısakürek gibi isimlerle yapılan görüşmeler, mülakat türünün gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Aşağıda Mustafa Baydar’ın, Nurullah Ataç ile yaptığı mülakattan bir bölüm verilmiştir. Bu bölümü, okuduğunuz metnin (Turan Oflazoğlu ile Sohbet) dil ve anlatım özellikleri ile karşılaştırınız. NURULLAH ATAÇ NE DİYOR? — Sizde Türkçe kelimelere merak ne zaman ve nasıl başladı? — Benim ekinim (kültürüm) Fransızca üzerine kurulmuştur. Fransızca kitaplar okuyarak düşünmeğe alıştım. Bilirsiniz, Fransızlar bir kelimenin anlamı iyice bilinerek öğrenilmesine çok önem verirler. Bir kelimenin anlamının iyice anlaşılması için de kökünün, nasıl kurulduğunun bilinmesi gerektir. Bizim okullarımızda artık Arapça öğretilmiyor. Bunun için de Arapça kelimelerin anlamlarını iyice bilemiyoruz. Bu yüzden Arapça kelimeleri kullanmaktan çekinmeye başladım. Öz Türkçe yazmak özeni işte bende böyle doğdu. Yılını hatırlamıyorum. Ancak 1940’tan sonra başladığımı söyliyebilirim. — Meselâ “mücadele”, “muharebe” ve “harp” kelimelerini sadece “savaş” ile karşılamaya çalışıyoruz. Bu şekilde, kelimeler arasındaki anlam ayrımlarından yoksun kalınmıyor mu? — Bunların arasında bir ayrım gözetmek gereksenmesi kendini gösterdikçe hepsine ayrı ayrı karşılıklar aranacaktır. Ancak mücadele ile harp arasında bir ayrım vardır, diye yine mücadeleyi, harbi saklıyamayız. Örneğin benim bugün kullandığım dil eski dilimden yoksuldur. Ama ama bu, Öz Türkçe böyle kalacak demek değildir. Bize “Siz mücadeleyi, muharebeyi ayırmıyorsunuz” diyenler ikisine ayrı ayrı karşılıklar aramamızı öğütledikçe biz onların dediklerini doğru buluyoruz. “Ayrı karşılık bulamazsınız, bunun için mücadeleyi de, muharebeyi de atmayın” derlerse o zaman doğru bulmuyoruz. — Peki tam Türkçe kelimeler bulunduktan sonra bu kelimeler atılsa... — Olmaz öyle şey beyim. Bir insan elindeki eksiği, kötüyü büsbütün atmadıkça tamama, iyiye gidemez. Sizin söylediğiniz, insanları miskinliğe götürür. Ben mücadele tilciğini kullanmayı kendime yasak edeceğim ki karşılığını arıyayım. Karşılığını bulduktan sonra atayım dersem ölür gider yine bulamam. Sonra ben size bir şey söyliyeyim: Mücadeleye de muharebeye de savaş dersek ne olur? Söylediğim anlaşılmaz mı sanki? “İnsan ekmek savaşındadır. Şu ulusla bu ulus arasında savaş vardır.” gibi iki sözde savaşın birbirinden ayrı olduğu anlaşılmıyor mu? “Dün akşam saat 11de bizim kapı çalındı.” dersem, bizim evin kapısının sırtlanıp götürüldüğü kimin aklına gelir? (...) (Seyyit Kemal Karaalioğlu, Sözlü-Yazılı Kompozisyon Sanatı, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1992.)
  • Cevap: Turan Oflazoğlu ile yapılan mülakatta daha akıcı, açık, anlaşılır bir dil kullanılmış. Diğer metinde ise dil açısından bazı farklılıklar görülmektedir: Düşünmeğe, söyliyebilirim, saklıyamayız gibi kelimeler bunlara örnektir. Ayrıca öz Türkçe âşığı biri olan Nurullah Ataç’ta “ekin, tilcik” kelimelerinin kullanımı da dikkat çekicidir. Turan Oflazoğlu ile yapılan mülakatta ise daha bilindik kelimeler kullanılmıştır. Ayrıca her iki metinde de açıklayıcı ve karşılıklı soru-cevap yöntemine dayalı bir anlatım söz konusudur.

11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Meb Yayınları Kazanım Kavrama Etkinlikleri Cevapları Sayfa 58 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.