Yükleniyor...
Evvel Cevap
9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 130 Cevapları Öğün Yayınları
9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Öğün Yayınları
9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 130 Cevapları Öğün Yayınları

9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Öğün Yayınları Sayfa 130 ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 130 Cevapları Öğün Yayınları

— Ya bunu yap, ya da beni vur.
Yeni yeni kendini toparlamaya başlayan Küçük Ağa bir defa daha şaşaladı:
— Seni mi vurayım?
— Vur ya… Sen istemesen bile dediğimi yapmazsan ben seni zorlarım beni vurmaya. İşte sana bi de yemin edeyim. Yalnız beni vurmakla da kurtulamayacan, benim ardımdan haftada bi, on günde bi, bi başka arkadaş gelip seni bulacak, onlar da aynı şeyi deyecek sana. Gerisini var sen düşün gari, Hoca Efendi. Ya elini masumların kanıyla kirletip duracan, ya da dediğimi yapacan.
Salih’in yanlamasına tuttuğu parabellum ocağın alevleri ile menevişleniyor, Küçük Ağa da gözlerini bu kendisine uzanmış, titremeden duran gergin elden ayıramıyordu:
— Koy cebine onu, dedi.
Dalgındı, kendi kendine söylenir gibiydi ve sanki Salih orada yoktu veya onu unutmak, yoka saymak istiyordu.
Çolağın bu jesti “Kırkıncı Oda”nın kapısına indirilen bir tekme, yaraya vurulan bir neşter olmuştu. Şimdi yasak odanın kapısı ardına kadar açık, yara meydanda idi ve Küçük Ağa aylardır küllemeye çalıştığı, üstünden atlayıp geçtiği buhranın tam ortasına düşmüştü.
Öyle işte: Ya onu, ya ötekini seçmeliydi. Sırf canını korumak için yaşayacak, dünyayı bu vahşi endişeden ibaret sayacak adam mıydı İstanbul’lu Hoca?
— Haydi sen git, diye yarı rica, yarı öfke dolu bir sesle mırıldandı.
Salih’in eli hep öyle gergin ve titremeden uzanmış duruyor, bu nasırlı, bu kırış kırış eldeki parabellumda alevler boyuna yankılanıyordu.
— Bağışla amma, karar hincik verilsin derim Hoca Efendi!
— Bana “Hoca Efendi” deme. Benim adım Küçük Ağa’dır.
Küçük Ağa artık yalnız kaçamak arıyordu. Salih’in gönlünü kararıyla ilgisiz bütün duygu ve düşüncelere kapadığını, pazarlığın hiçbir çeşidini umursamayacağını iyice anlamıştı. Fakat kendisinin de beş dakikacık olsun yalnız kalmaya ihtiyacı vardı. Hayır, düşünmek, karar vermek için değil. Küçük Ağa kaderinin ne olduğu daha Salih tabancasını çıkarıp teklifini yapınca anlamıştı. Bir şimşek sezişi idi bu. O kadar kesin, o kadar karşı durulmaz!.. Ama beş dakikacık, hiç değilse beş dakikacık!.. Bu lâzımdı işte. Hani insan darda kalır da bir baba, bir dost yadigârını satar ya. Hani insan o işte bile mahkûmiyetini bile bile oyalanır, pazarlık kesildiği halde şöyle bir yalnız kalmak ister ya, Küçük Ağa’nın duyduğu işte o isteğin devleşmiş, gönlü yamyassı ediverecekmiş gibi bastıran hali idi.
— Hele sen biraz git.
Artık sadece yalvarıyordu. Salih bunu anladı ve elinin titremesini önleyemedi. Küçük Ağa aynı fısıltılı sesle ilâve etti:
— Ne sen beni vurabilirsin, ne de ben seni. Allah korusun. Bir dolaş gel.
Yalvarmak sırası Salih’de idi.
— Yemin ettim amma Hocafen… şey… Ağa… Yemin ettim, olmadan bi adım atmayacam deye.
Küçük Ağa’nın içi heyecanla dalgalandı, gözleri sıcak sıcak oldu.
— Tamam, tamam. Kabul. Sonra konuşuruz. Yahut sen otur da ben biraz dolaşayım.
Ve kalktı, hemen dışarı çıktı. Ayaklarında dolakları bile yoktu ama, çamlığa kadar tırmandı, patika boyunca iki kilometre kadar yürüdü. Bu sırada gözleri yanan Küçük Ağa, şıpır şıpır ağlayan da ocağın başında Salih idi.
O gece baş başa verip ne yapacaklarını konuştular.
Çolak:
— Benim aklım incesine ermez, diye işin içinden sıyrılıvermişti.

  • Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.

9. Sınıf Öğün Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 130 Cevabı ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

Ders ve Çalışma Kitabı Cevapları
Benzer İçerikler

Yeni Yorum