Ana Sayfa / Atasözleri / Acıkan Ne Bulsa Yer Acıyan Ne Olsa Der Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa
Atasözü ve Deyimler

Acıkan Ne Bulsa Yer Acıyan Ne Olsa Der Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa


Acıkan Ne Bulsa Yer Acıyan Ne Olsa Der Atasözünün Açıklaması

Acıkan Ne Bulsa Yer Acıyan Ne Olsa Der Atasözünün Anlamı

Acıkan Ne Bulsa Yer Acıyan Ne Olsa Der Atasözünün Hikayesi Kısa

Acıkan Ne Bulsa Yer Acıyan Ne Olsa Der Atasözünün Öyküsü 

ACIKAN NE BULSA YER ACIYAN NE OLSA DER ATASÖZÜNÜN ANLAMI

Acıkan her canlı, yiyecek seçimi gibi bir lükse sahip değildir. Ne bulsa yer. İşsiz bir kimse de, geçi­nebilmek için ne iş bulsa, zorluğunu düşünmeden onu yapmaya gayret eder. Canı yanan, içi acıyan, zulme ve haksızlığa uğramış, aciz kalmış kimse de; diline ne gelirse söyler. Karşısındakine gücünü yetiremeyince söver, sayar, beddua eder…

ACIKAN NE BULSA YER ACIYAN NE OLSA DER ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ

Önce bir uğultu duydu Orhan. Fakat bu uğultu ne fırtına uğultusuna, ne de bir başka uğultuya benziyordu. h» Dalgalı bir denizin dibindeki sesleri andırıyordu. Ama çok sürmedi… Sesler kesildi. Sadi Dede’nin sesi duyuldu:

“Geldik işte… Açabilirsin gözlerini…”

* * *

Günümüz köylerine hiç de benzemeyen , bir yerdeydiler. Vakit sıcak bir yaz ikindisiydi. Salaş bir kulübenin önünde durdular. Zayıflıktan kaburgaları H sayılacak kadar bitkin bir ihtiyar, Orhan’m yaşındaki iki çocuğu sakinleştirmeye çalışıyordu. Çocuklar da ihtiyar adam gibi zayıf ve sıska idiler. Çocuklardan biri, toprak bir kâsedeki, ne olduğu pek belli olmayan yal gibi bir şeyi yiyordu. Diğeri ise, salya sümük ağlı­yor ve ağza alınmayacak kadar kötü laflar ediyordu.

Sadi Dede selam verdi. Ne olduğunu sordu. İhtiyar * adam, derin bir göğüs geçirdikten sonra konuştu. Sesi bir hasta inlemesi gibiydi:

“Bunlar benim torunlarım… Anneleri öldü. Baba- 1 Ü lan da köyü terk edip gitti. Halimi görüyorsunuz. Çalışacak durumum yok. Köy zaten fakir. Kimseden kimseye hayır yok. Bulduklarım da yetmiyor. Yemek için kavga ediyorlar…”

Yemek m?.. Orhan toprak kasedeki şeye bir daha baktı. Çocuğun, kirli ve derisi çatlak eliyle sıyırıp yaladığı çamur gibi şeye baktı.

“Yulaf lapası” dedi ihtiyar. “Biraz da arpa unu karıştırdım. Bari kardeşçe paylaşsalar… Ne gezer…

Büyük kardeş, gücüne güvenip küçük kardeşi hırpa­ladı ve kâseyi önüne çekti. Ne artarsa küçüğe…

Orhan, çocuğun o çamur gibi şeyi nasıl da büyük bir iştahla yaladığım hayretle seyrederken, diğer çocuk hem ağlıyor hem de kötü laflar etmeye devam ediyordu…

İhtiyar adam, Orhan’a hayranlıkla baktı:

“Torunumun yemeğini beğenmedin” dedi. “Öbür torunumunda kötü lafları  seni utandırdı. Haklısın yavrum. Ama bizi kınama ve şu sözümü unutma…”

Sözünün burasında durdu. Gözlerini Orhan’ın gözlerine dikerek ekledi:

“Acıkan ne bulsa yer, acıyan ne olsa der…”

İhtiyarın bu sözü, Orhan’ın belleğine silinmez bir mürekkeple yazıldı… Sadi Dede, Orhan’ın elinden tutarak kendine doğru çekti. İhtiyar adama “Sağlıcakla kal” diyerek yürüdüler. Qrhan;

“Bu aile çok fakir dede” dedi. “Biraz para veremez miydin?”

“Onlarla aym çağda yaşamıyoruz evlat” diye güldü Sadi Dede. “Onları düşte görmüş gibiyiz. Haydi, başım göğsüme daya ve gözlerini yum…”

Orhan, denileni yaparken, ihtiyarın sözünü mırıldanıyordu:

“Acıkan ne bulsa yer, acıyan ne olsa der…”

Yine o korkunç uğultu ve sarsıntıdan sonra, bitkin bir halde gözlerini açan Orhan, başım dedesinin göğsünde ve kendim evlerinde buldu…




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir