Ana Sayfa / Masal / Grimm Kardeşler Akıllı Alis Masalı
masal

Grimm Kardeşler Akıllı Alis Masalı


Grimm Kardeşler Akıllı Alis Masalı

Bir zamanlar bir adamın bir kızıvardı. Herkes bu kıza, “Akıllı Alis” derdi. Kız büyüdüğü zaman babası, “Onu evlendirmeyi düşünmeye başlamalıyız,” dedi. Karısı da, “Evet, ona layık birisi çıktığı zaman,” diye karşılık verdi. En sonunda uzak bir köyde oturan Hans adında bir genç gelerek kıza evlenme teklif etti. Ama bir koşul öne sürüyordu: Akıllı Alis aynı zamanda çok da ileri görüşlü olmalıydı.

Baba, “Aa, hiç korkma, kızımızın kafası salt beyin doludur,” dedi. Anne de, “O, rüzgârın geldiğini sokağın öbür ucundan görebilir, sineklerin öksürüğünü bile duyar,” diye ekledi. “Pek güzel,” dedi Hans. “Çünkü çok ileri görüşlü değilse onu istemem.” Biraz sonra yemeğe oturacakları sırada anne, “Alis, mahzene in de biraz bira getir,” dedi.

Bunun üzerine Akıllı Alis testiyi duvardan alıp mahzene indi. Aşağıya inince bir tabure çekip bira fıçısının önüne oturdu, çünkü eğilirken beline ve sırtına bir zarar gelmesini istemiyordu. Testiyi fıçı musluğunun altına koydu, musluğu açtı. Testi doladursun, Akıllı Alis gözlerinin boş durmasını istemediğinden çevresindeki duvarları tabandan tavana süzmeye başladı. Köşe bucak her yeri uzun uzun inceledikten sonra birden tam tepesinde, duvarcı ustasının unutup gitmiş olduğu bir balta gözüne ilişti. Bunu görür görmez Akıllı Alis ağlayarak, “Aah, ben Hans’la evlenirsem bir de çocuğumuz olursa, büyüdüğü zaman biz onu bira almak için mahzene gönderirsek şu balta başına düşüp onu öldürmez mi?” diye dövünmeye, bu olası felaket için acı gözyaşları dökmeye başladı.

Bu arada yukarıdaki insanlar bira bekliyorlardı. Akıllı Alis’in bir türlü gelmediğini gören annesi hizmetçi kıza, mahzene inerek Alis’in niçin geciktiğine bakmasını söyledi. Hizmetçi kız mahzene inince Alis’in fıçı başında, hüngür hüngür ağladığını gördü. “Alis, neden ağlıyorsun sen?” diye sordu. “Aah,” dedi Alis. “Ben ağlamayayım da kimler ağlasın? Hans’la evlenirsem ve bir çocuğumuz olursa, büyüdüğü zaman biz onu bira almak için mahzene gönderirsek şu balta, başına düşüp onu öldürmez mi?”

Hizmetçi kız, “Vay canına, ne akıllı Alis’imiz var bizim,” dedi. O da oturdu, olası felaket için ağlamaya başladı. Bir süre sonra hizmetçi kız da dönüp gelmeyince yukardakiler iyice susadılar. Bu kez baba, oğluna, mahzene inerek Alis’le hizmetçi kıza ne olduğuna bakmasını söyledi. Oğlan aşağı indi ki ne görsün! Akıllı Alis’le hizmetçi kız oturmuş ağlaşıyorlar. Oğlan neden ağladıklarını sorunca, Alis hizmetçi kıza söylediği gibi kardeşine de, doğacak çocuğunun başına gelebilecek olan felaketi anlattı. O, sözlerini bitirince kardeşi, “Vay canına, ne akıllı Alis’imiz var bizim!” diye bağırdı. O da onlarla birlikte ağlayıp dövünmeye başladı.

Yukarıdakiler hâlâ bekliyorlardı. Oğlan da dönüp gelmeyince baba karısına, “Hanım, sen de gidip bir bak bakalım, Alis neden gelmiyor?” dedi. Böylece anne de aşağı indi, üçünün birden orada oturmuş ağlaştıklarını görünce bunun nedenini sordu. Alis ona da diğerlerine anlattıklarını anlattı. Bunu duyan anne de, “Vay canına! Ne akıllı Alis’imiz var bizim!” diyerek oturdu, o da ağlayıp sızlananların arasına katıldı.

Bu arada baba, karısı dönüp gelsin diye bekleyip duruyordu. Ama sonunda susuzluğa dayanamadı. “Bari kendim gidip bakayım da neler olduğunu öğreneyim,” dedi. Mahzene inince oradaki dört kişinin oturmuş ağladıklarını gördü. Nedenini öğrenince o da, “Vay canına! Ne akıllı Alis’imiz var bizim!” diyerek ötekilerin yanına oturduğu gibi ağlamaya başladı.

Bütün bu süre boyunca genç damat yukarıda oturmuş, gidenlerin dönmesini bekliyordu. Hiçbiri geri dönmeyince, “Herhalde benim de oraya gitmemi bekliyorlar,” diye düşünerek durumun ne olduğunu anlamak üzere aşağı indi. Bir de ne görsün, beş kişi orada oturmuş, her birinin haykırışı öbürününkini bastırarak ağlaşıp duruyorlar. Damat, “Nedir başınıza gelen felaket?” diye sordu. “Aah, Hans,” diye konuştu Alis, “biz seninle evlenirsek, bir oğlumuz olursa, büyüdüğünde onu buraya, fıçıdan bira almaya yollarsak, şu yukarıda unutulmuş balta, başına düşüp onu öldürmez mi? Aah, biz ağlamayalım da kimler ağlasın?”

Hans, “Bak hele! Benim evimin hanımı olmak için bu kadar ileri görüşlülük yeter. Alis, böylesine akıllı olduğun için benim de eşim olacaksın,” diyerek Akıllı Alis’i elinden tutup götürdü, hemen o gün onunla evlendi. Evlendiklerinden kısa bir süre sonra bir sabah Hans, “Hanım, ben işe çıkıp biraz para kazanayım,” dedi. “Sen de tarlaya gidip biraz mısır topla da ekmek yapalım.” Akıllı Alis, “Olur,” dedi. Kocası evden gidince Akıllı Alis tarlaya götürmek üzere bir tencere güzel çorba pişirdi. Tarlaya vardığı zaman da kendi kendine, “Ne yapsam acaba? Önce mısır mı toplayayım, yoksa karnımı mı doyurayım?” diye düşündü. Sonunda, “Önce karnımı doyurayım,” diyerek tenceredeki çorbayı bitirdi. Çorba bittiği zaman Akıllı Alis kendi kendine, “Şimdi ne yapayım?” diye sordu. “Mısır mı toplayayım, yoksa uyuyayım mı?” Bu kez de uyumaya karar verip mısırların arasına uzanıp uykuya daldı.

Bu arada Hans eve dönmüştü ama Akıllı Alis görünürlerde yoktu. Bunu gören Hans içinden, “Vay canına, benim Alis nasıl da çalışkan bir insani” diye düşündü. “Öylesine çalışkan ki, karnını doyurmak için bile tarladan ayrılmıyor!” Ne var ki, akşam olmuştu ama Alis’in hâlâ eve döndüğü yoktu. Hans da onun ne kadar mısır topladığına bakmak için tarlaya gitti. Fakat, hiçbir iş yapılmamıştı ve Alis de mısırların arasına yatmış, horul horul uyuyordu! Hans bunu görünce hemen eve koştu, uçları çıngıraklı bir ağ aldı ve onu getirip uyuyan karısının üzerine örttü. Sonra eve döndü, kapıyı kapadı, taburesinin üzerine oturarak harıl harıl çalışmaya koyuldu.

En sonunda, iyice karanlık bastığı sırada bizim Akıllı Alis uyandı. Ayağa kalkınca ağ da başından aşağı geçti. Şimdi Alis’in attığı her adımda çıngıraklar şıngır şıngır ötüyordu. Bundan ödü kopan genç kadın kendisinin Akıllı Alis olduğundan şüpheye düştü. “Ben o muyum, değil miyim?” diye kendi kendine sormaya başladı. Bu soruyu bir türlü yanıtlayamıyordu. Uzun bir süre olduğu yerde durarak kafa yordu. Sonunda eve giderek kendisinin Alis olup olmadığını oradakilere sormaya karar verdi. Onlar da bilebilirse tabii!.. Eve vardığında sokak kapısı kapalıydı. O da pencereye vurarak, “Hans, Alis içerde mi?” diye sordu.

“Evet, içerde,” dedi Hans. Şimdi kadıncağız gerçekten dehşete düşmüştü. “Tamam, Alis değilim beni” diye haykırarak başka bir eve koştu. Ama çıngırakların şıngırtısını duyanlar kapıyı açmadıkları için Alis hiçbir eve giremedi. Koşa koşa köyün dışına çıktı, o gün bugündür de onu gören eden olmadı.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir