Ana Sayfa / Atasözleri / Her Kuşun Eti Yenmez Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa
Atasözü ve Deyimler

Her Kuşun Eti Yenmez Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa


Her Kuşun Eti Yenmez Atasözünün Açıklaması

Her Kuşun Eti Yenmez Atasözünün Anlamı

Her Kuşun Eti Yenmez Atasözünün Hikayesi Kısa

Her Kuşun Eti Yenmez Atasözünün Öyküsü

HER KUŞUN ETİ YENMEZ ATASÖZÜNÜN ANLAMI

Kimseyi hor görmemeliyiz. Gücüne güvenip, herkesi baskı altına alacağını düşünenler yanılırlar. Ummadığınız yerde, ummadığınız biri sizden daha güçlü çıkar ve perişan eder… Engin gönüllü olmak her zaman kazandırır. Hoyratlar er-geç hırpalanırlar…

HER KUŞUN ETİ YENMEZ ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ

Önce bir uğultu duydu Orhan. Fakat bu uğultu ne fırtına uğultusuna, ne de bir başka uğultuya benziyordu. Dalgalı bir denizin dibindeki sesleri andırıyordu. Ama çok sürmedi… Sesler kesildi. Sadi Dede’nin sesi duyuldu:

“Geldik işte… Açabilirsin gözlerini…”

Orhan Sadi Dede’nin sarsmasıyla gözlerini açtığında nefes nefeseydi…

“İyi misin evlat” diye telaşla sordu Sadi Dede.

Kim bilir hangi geçmiş zaman dilimindeki bir kasaba evinin avlusundaydılar. Aksakallı bir dede, üzerine keçe yayılı bir kerevette bağdaş kurmuş oturuyordu. Avluda o kadar çok köşe bucak vardı ki… Orhan ile Sadi Dede, bir köşede yığılı buğday çuvallarının arkasındaydılar. Belki evde başkaları da vardı ama şimdilik kimsecikler görünmüyordu…

Birden görüntüler berraklaşıp hareketlendi, sesler duyulmaya başladı… İlk önce duyulan ses çarpık tahta kapının gıcırtısı oldu. Onu, ağlamaklı bir çocuk sesi izledi. Sesle birlikte avluya on yaşlarında bir erkek çocuğu girdi. Sadi Dede ve Orhan, çocuğa dikkatle bakıyorlardı…

O da ne? Suratı allak bullak, üstü başı toz toprak, eli yüzü çizik ve yara-bere içinde olan çocuğun kucağında kocaman bir karga çırpınıyordu…

Kerevette oturan adam telaşla yerinden doğrulurken;

“Ne bu halin oğlum?” dedi boğuk bir sesle.

“O kucağındaki karga neyin nesi?”

Çocuk, bir an için ne diyeceğini bilemedi. Sonra, cesaretini toplayıp;

“Bu kuş benim avım dede” dedi. Arkadaşlarla kuş tuzağı kurduk. Bazı arkadaşlar çok güzel kuşlar yakaladılar. Onların yakaladıkları kuşlar usluydular. Hiç çırpınmadılar. Oysa şu azgın kuş beni parçaladı… Beni yordu, yaraladı ama bu kuş hepsinden daha büyük ve etli…”

Dedesi işi anlamıştı. Buruk bir gülümsemeyle;

“anlaşılan canınız kuş eti istemiş ve kuş avlamaya çıkmışsınız…”

“Evet. Koruluğun girişine saman ve buğday serperek tuzak kurduk…”

“Anladım. Onların tuzaklarına yakalanan kuşlar, besbelli keklik, sığırcık gibi eti yenen ve saldırgan olmayan kuşlarmış. Seni şansına şu kocaman azgın karga düşmüş…”

“Olsun” diye güldü çocuk. “elimi yüzümü yara bere içinde bıraktı ama bir tavuk kadar ağır… Şimdi ninem onu bir güzel pişirir…”

“Olur mu hiç deli çocuk?”

Diye bir kahkaha attı dedesi. Salıver gitsin… O bir karga… Kargalar leş yerler. Hiç karga yenir mi oğlum? Keklik, sülün, bıldırcın filan olsa neyse… Daha fazla kendini hırpalatmadan bırak uçup gitsin… “

Bir süre dedesine ve kargaya bakıp duran çocuk, buruk bir gülümsemeyle;

“Hadi git işine pis karga!” diye kucağında ki hayvanı salıverdi.” Hadi git! Bunca emeğim ve yara bere içinde kalışım boşa gitti… !

“Üzülme” dedi dedesi. “Emeğin boşa gitmedi. Çok önemli bir ders aldın. Şunu unutma”

Durdu ve ekledi. Bu son cümle, torunuyla birlikte sanki Orhan’a bir armağandı:

“Her kuşun eti yenmez!”

“Alacağımızı aldık evlat” dedi Sadi Dede “Haydi, başını göğsüme daya ve gözlerini yum.”

Yine o korkunç uğultuyu ve sarsıntıdan sonra, bitkin bir halde gözlerini açan Orhan, başını dedesinin göğsünde ve kendini evlerinde buldu…




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir