Ana Sayfa / Masal / Kel Hasan Masalı
masal

Kel Hasan Masalı


Kel Hasan Masalı

Biri vardı, biri yoktu. Hüdâdan başka hiç kimse yoktu: Bir karı koca vardı. Bunların da Haşan adlı başı kel bir oğulları vardı. Haşan, işe yara­maz biri idi, elinden hiç bir şey gelmezdi. Bir gün annesi halının altına bir tornan10 saklar. Haşan, bu tornanı ordan alıp kendisine bununla bir sakız satın alır, sonra babasının bağına gidip bir taşın üstüne koyar. Güneş bu­nun üzerine vurunca, sakız erir. Kendisi de bir ağacın altına gidip gölgede oturur. Derken bir karga gelir ve o taşın üstüne konar; bunun üzerine pen­çesi bu sakıza yapışır. Karga, her ne yapsa da uçamaz. Sonra Haşan gelir, onu sakızdan ayırır ve yakalar. Karga:

“Bırak beni”, der, “canın ne isterse sana veririm”. Haşan der:

“İyi, fakat ben seni nerede göreceğim?” Karga tüylerinden üç tanesini Hasan’a verir ve “ne zaman bana ihtiyacın olursa, bu tüylerden birini yak, ben derhal hazır olurum”, der. Haşan tüyleri alıp gider. Gece bakar ki; ye­meğe hiç birşeyleri yoktur, açtırlar. Annesi, babası, kendi de açtır. Derhal o tüylerden birini yakar ve karga hazır olur. Kargaya:

“Karga, benim yiyecek birşeyim yoktur, şimdi açım”, der. Karga, ona bir kazan verir, der:

“Gel, bu tencereyi al. Ne tür bir yemek istiyorsan, sana bu tencere ve­recek. Yalnız, bu kepçeyi alıp içine vurup ‘pilav, pilav!’ diyeceksin. Sana pilav çıkacak”. Haşan tencereyi alıp kepçeyle içine vurur. “Pilav, pilav!”, der. Tencere pilavla dolar. Haşan tabaklan pilavla doldurur, sofraya koyar. Yine kepçeyle tencerenin içine vurur, “horoş horoş”,” der. Tencere horoş- la dolar. Haşan tabaklan horoşla doldurur ve ana babasıyla oturup yerler. Ertesi günü babası:

“Madem öyle, gel, bir ziyafet verelim”, der. Padişaha, bütün şehir hı­kına haber verirler. Ertesi gün herkes gelir. O zaman padişah vezirine de­di:

“Ey vezir, bunlar fakirdi, hiç birşeyleri yoktu, nasıl oldu da, şimdi zi­yafet veriyorlar, bu kadar para harcıyorlar?” Vezir:

“Pekâla, sen şimdi sabret, ben gideyim, neler olduğunu öğreneyim”, dedi. Vezir gider, bakar ki; bunların bir tencereleri var. Her ne isterlerse, derhal hazır oluyor. “Haa, ben bu tencereyi çalmalıyım”, der, Haşanın ya­nma gider:

“Haşan ağa, sana bu tencereyi kim verdi?”, diye sorar. Haşan:

“Satın aldım”, der. Vezir, “Pekâla”, der ve sonra bir gece askerlerden birini yollar:

“Gidin, bunun tenceresini çalıp yerine başkasını koyun”, der. Askerin biri, o tencereye benzer bir tencere getirir, onun yerine koyar, bunu alır gi­der. Haşan kepçeyle tencerenin içine vurur, “pilav, pilav!”, der, bakar; ten­cerenin içinden hiç birşey çıkmaz. Haşan, “Hay, bu köpekoğulları benim aldatıp tenceremi çalmışlar!”, der. “Pekâla”, der, yine karganın tüylerinden birini yakar. Karga derhal hazır olur. “Karga!”, diye seslenir. Karga der: “Ne istiyorsun?” Haşan der: “Tenceremi çaldılar.” Karga:

“Pekiyi, ne yapmamı istiyorsun?”, der. Haşan:

“Binmek için bir eşek istiyorum”, der. Karga ona bir eşek verir. “Yal­nız buna çok dikkat edeceksin”, der, “ona sopa vurunca altın sıçar.” Ha­şan eşeği alır, eve halının üstüne götürür, eline bir sopa geçirip eşeğin gö­tüne vurur; bir altın sikkenin düştüğünü görür. Bir daha vurur; iki sikke düştüğünü görür. Kısacası, bu eşeğe ne kadar sopa vurursa, o kadar altın sıçar. Haşan bir hayli altın yığar ve bunları götürüp satar, gider, kendi ve evi için birşeyler satın alır, annesine babasına para verir. Bir gün Haşanın annesi:

“Hamama gideceğim”, der. O da:

“Pekiyi, git”, der. Annesi:

“Yol çok uzak, eşeği bana ver de, onunla gideyim.” Kısacası, çok ısrar eder. Haşan da karşı gelir. Nitekim, annesi eşeği alır ve onunla hamama gider. Eşeği de hamamın önüne bağlar. Hamamcının oğlunun elinde bir sopa vardır, ordan şöylecik geçerken eşeğe bir sopa vurur, eşek te derhal altın sıçar. Oğlan derhal gider, babasına haber verir:

“Baba”, der, “şöyle şöyle bir eşeği bizim hamamın önüne bağlamış­lar”. Babası:

“Hani, gel göster, oraya yürüyelim”, der. Babası gelir, eşeğe bir sopa vurur; eşeğin gerçekten de altın sıçtığını görür. Derhal gider, onun bir eşi­ni bulur, oraya getirip bağlar, o eşeği de alır, evlerine götürür.

Haşanın annesi, hamamdan çıkınca, eşeğe biner ve eve gider. Gece, Haşan eşeği halının üstüne getirir. Her ne kadar sopa vursa da, bakar, ‘yoo, eşek altın değil, işte öylece bok sıçıyor.’ Bunun üzerine Haşan der ki: “Hay köpekoğulları, eşeği değiştirmişler, kim bilir bunu kim yaptı?” Nitekim, yine kollarım kavuşturup dertli dertli otururken, birden aklına bir fikir gelir: “Hey, bir tüy daha var. Karganın bir tüyü daha kaldı”, der. Gi­dip bu tüyü tutup yakar; karga yine derhal hazır olur. Haşan:

“Karga!”, diye seslenir. Karga:

“Ne var?”, der. Haşan:

“Eşeğimi değiştirmişler”, der. Karga:

“Pekiyi”, der, “bu senin son dileğindir. Bu defa sana bir kabak verece­ğim. Ne zaman ki ‘kadu kadu, çomak budast, biyain birun’12 dersin, için­den birçok adam çıkar. Her birinin elinde bir sopa var. Kimi istersen, onu vura vura öldürürler.” Haşan der, “Pekâla”, ve kabağı alıp eve götürür. Er­tesi gün Haşan, “önce hamam sahibine gideyim”, der, sonra, “hamamcı!”, diye seslenir. Hamamcı:

“Ne var?”, der. Haşan:

“Git, benim eşeğimi getir, kendi eşeğini de al götür!”, der. Hamamcı:

“Git o yana”, der, “kendini maskara etmiş kalender! Delirmiş, buraya gelmiş, bu ne konuşuyor?” Haşan:

“Haydi”, der, “sana eşeğimi geri getir, diyorum.” Adam yine:

“Çekil git başımdan!”, der, “gelirsem, vururum haaa!” Haşan kabağa eliyle vurur:

“Kabak kabak, çomag budast, çıkın dışarı!”13 Adamların hepsi kabak­tan çıkarlar. Haşan, hamamcıya ‘vur!’ dedikçe, vururlar. Hamamcı sonun­da:

“Pekâla, gidiyorum, eşeğini getiriyorum”, der. Gider, eşeğini getirir. Haşan eşeğini alır, eve götürür. Ertesi gün, kabağım kucağına alıp padişa­hın yanma vanr:

“Padişah”, der, “git, vezirine söyle, benim tenceremi getirsin!”, Padi­şah:

“Git, yalancı kalender!”, der, “sen delirmişsin, ne konuşuyorsun?” Ha­şan:

“Sana diyorum, git vezirine söyle, tenceremi getirsin, getirmezse, fena olur, aaa!”, der. Padişah:

“Ey askerler! Gelin, bunu dışarı çıkarın!”, der. Haşan derhal:

“Kabak kabak, çomak ele, çıkın dışarı!”, der. Adamların hepsi, herbi- rinin elinde bir sopa, kabaktan dışarı çıkarlar. Haşan ‘vur!’ dedikçe, asker­lerin hepsini, padişahı tutup vururlar, ta ki padişah “Pekâla”, der, “bunla­rı geri topla! Vezire diyeceğim, tencereni geri getirsin!” Haşan yine:

“Kadu kadu, çomag budast, berin tu kadu!”,14 der. Adamların hepsi ka­bağın içine girerler. Padişah, sonra vezirine “git, tenceresini getir!”, der. Haşan tencereyi de alır, eşeği de. Sonra, huzur içinde evlerinde oturup ya­şarlar.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir